İngiltere Gündemi


Bu hafta İngiltere medyasını, 13 belediye için yapılan ara seçimler meşgul etti. Seçim sonuçlarına göre iktidardaki Muhafazakar Parti yine en yüksek oy oranını almayı başarmış olsa da, önceki seçimlere göre ciddi bir düşüş yaşadı. Başbakan David Cameron, 2015’de yapılacak genel seçimlere kadar seçmenin güvenini yeniden kazanmak için yoğun bir şekilde çalışacaklarını belirtti. İşçi Partisi ise biraz daha iyi bir performans sergileyerek bazı belediyeleri ve belediye meclis üyeliklerini Muhafazakarlardan geri almayı başardı ve genel seçimleri kazanmak için güçlü bir aday olduklarını ispatlamış oldu.
Gelgelelim seçim sonuçları konusundaki en dikkat çekici gelişmeye. Medyanın neredeyse tamamı bu ara seçimlerde oy sıralamasına göre 4. sıraya çıkan Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ni (UKIP) haber yapmakla meşguldü. Şimdiye kadar tek politikası İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması olarak özetlenebilecek bu parti, şu ana dek aşırı sağcı bazı üyelerinin açıklamaları nedeniyle genellikle Britanya Ulusal Parti’si (BNP) ile benzer bir kategoriye konularak marjinal bir parti olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle ne ciddi bir oy oranına ne de basının ya da halkın desteğine sahipti. Aslında bu seçimlerde de diğer partileri kaygılandırabilecek bir oy oranına ulaşmış değil henüz.
Fakat medya birden gözünü bu partiye dikti. Neredeyse seçimle ilgili yapılan haberlerin dörtte üçü UKIP’in neden ve nasıl ‘başarılı’ olduğuna odaklanırken, sürekli olarak parti lideri Nigel Farage’ın gülen suratını öne çıkardılar. Öyle ki, daha düne kadar marjinal diye anılan bir partinin lideri bugün keskin bir algı dönüşümüyle sürekli pozitif bir yapısı olan ve sözleri dikkate alınması gereken bir lider portresine dönüştürüldü. Sadece 13 belediyeyi ilgilendiren ufak bir ara seçim sonuçları üzerinden adeta UKIP propagandası yapıldı.
Oysa UKIP politikalarına bakıldığında halen aşırı sağcı yönlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri, hatta saçmalıklarını daha da çeşitlendirerek sadece Avrupa Birliği’nden çıkmayı değil aynı zamanda yabancılara kalıcı oturum vermeyi belli bir süreliği dondurmayı da öneriyorlar. Öte yandan özel okulları daha da teşvik ederek savunma bütçesini arttırmayı ve hapishanelerin kapasitesini iki katına çıkarmayı önererek, bir taraftan elit sağcıların hayal dünyalarına seslenirken bir taraftan da popülist talepleriyle yoksulluktan pusulasını şaşıran halkın sempatisini kazanmaya çalışıyorlar. Şimdi medya ‘da hep bir ağızdan UKIP tanıtımı yapmakla meşgul. Peki nasıl bu noktaya gelindi?
Londra’daki 1 Mayıs kutlamaları medyada neredeyse hiçbir haberde yer almazken, UKIP neden bu kadar büyük bir gürültü haline getirildi? İngiltere medyası daha önce benzer taktikleri farklı kişiler üzerinde denedi ve sonuç hep başarılı oldu. Boris Johnson medyada hep güler yüzlü ve keyifle sohbet edilebilecek eğlenceli bir insan olarak lanse edildi ve sırf bu sayede Londra Belediye Başkanı seçildi. Yine David Cameron genel seçimlerde benzer şekilde medya desteği sayesinde Başbakan seçildi. Nigel Farage’da son yıllarda, belki de zengin dostları sayesinde, medyada oldukça geniş bir yer buldu ve çok basit ifadelerle dile getirdiği popülist ve bir o kadarda yabancı düşmanı görüşlerini halkın önünde tekrarlama fırsatı yakaladı.
Halkın gerçek gündemi olan on binlerce insanın işini kaybetmesine yol açan bütçe kesintileri, sağlık ve eğitimde ki özelleştirmeler, yoksulluk sınırının altında neredeyse beslenme sorunu yaşayan insan sayısının katlanarak artması, üniversite ücretlerinin sadece zenginlerin gücünün yeteceği miktarlara çıkararak alt ve orta kesime adeta kapatılması, yoksullukla birlikte sürekli olarak körüklenen yabancı düşmanlığı gibi konular medyada yeterince yer bulamazken UKIP’in aniden tüm haberlerde ana konu yapılması tesadüf olamaz. Halkın gerçek gündeminden uzak durmak ve kamuoyunu yanıltmak için her yol mubahken halkın taleplerinden uzak politikaların bu denli konuşulması insana filler ve çimenler benzetmesini hatırlatıyor. Filler tepişirken çimenler ezilirmiş derler ya, ha işte İngiltere şimdilerde tam da bu durumu sahneliyor.