Bir uygarlık icadı olarak para, ticari tarihin belli evrelerinden sonra hayatımıza girmiştir. Bir değişim aracı olması, dahası aracı bir meta olarak ortaya çıkması, bu olguyu toplumsal yaşamın vazgeçilmezi/belirleyeni haline getirmiştir. Bir tacir buluşu/icadı olan para, değer yüklenmiş bir aracıdan (metadan) en değerli, kudretli metaya terfi etmiştir. Finans çağıyla birlikte, toplumun tüm varını, mukaddesatını hükmü altına almıştır. Günümüz toplumunda hükmetmediği, komutasına almadığı birey yok gibidir.
Para nedir, nasıl ortaya çıktı? Çıkış amacı, işlevi neydi? Dahası, insan soyuna komuta edebilecek kudreti nasıl kazandı? Finans kapital nedir, nasıl oluştu? Bu noktaya nasıl gelindi? Bu soruları yanıtlamak üzere konuya kapitalin (sermayenin, anaparanın) gelişimi üzerinden bakmak yararlı olacaktır.
Kapital olgusu, devletçi uygarlıkla birlikte ortaya çıkar. Uygarlık öncesi toplumda kapitale rastlanmaz. Kapital, ticari eylem üzerinden gelişir. Ancak kapitali ticaretle, pazar etrafında gelişen ilişkilerle sınırlı düşünmek eksik bir yaklaşım olur. Kapital, sanıldığı üzere ekonomik ilişkilerle sınırlı, iktidardan kopuk gelişen bir olgu değildir. İktidar, kapitalle buluştuğu, bünyesine kattığı ölçüde varlık kazanır. Kapitalin kendisi de güç ve iktidar demektir. Her kapital arayışı, özünde bir güç/iktidar arayışıdır. Tarihin ilk büyük siyasi ve ekonomik tekeli devlettir. Devletsiz, iktidarsız, tekelin varlığı düşünülemez. Oluşsa dahi, devlet oluşumuna, iktidara dayanmadan varlığını koruyamaz.
Parayı bulan ve modern anlamda para basımını gerçekleştiren ilk topluluk, MÖ 700’lerde yaşamış olan Lidyalılardır. Lidyalılar, “sikke” adı verdikleri parayı ticarette kullanmışlardır. Para, ticari tarihin en büyük devrimlerindendir. 17. yüzyılda “sikke” adı verilen madeni paraya banknotların da eklenmiş olması, ticaretin niteliğini değiştirmiştir. Tacirin hareket kabiliyeti artmış, ticarette önemli kolaylıklar sağlamış, ticaretin hızlanmasına ve hacminin katbekat artmasına yol açmıştır. Bu durum, ticari sermayenin alabildiğine büyümesini, ticari tekelin devlet bütçelerini katbekat aşar nitelikte gelişmesini beraberinde getirmiştir. Öyle ki bezirgan tüccar, devletlere yüklü miktarlarda borç para vermeye başlamıştır. 15-18. yüzyılla birlikte borç altına aldıkları devletleri kendilerine bağlamış, ulus devlet formu üzerinden devleti yeniden şekillendirmişlerdir. Devleti kendileri için koruyucu ve ön açıcı bir aygıt haline getirmişlerdir.

Yeni bir evre: Sanayici sermaye

Tarihin biraz daha ilerisinde, endüstrinin istismarına dayalı gelişen sermayeye ise sanayici sermaye denilmektedir. Bu sermaye, makineye/endüstriyel üretime dayanır. Sanayici sermayenin, sermayenin kendisinden önceki biçimlerinden farkı, üretimle ilgili olması, üretim sürecine dahil olmasıdır. Endüstrinin gelişmesiyle birlikte tarım ve kır ekonomisi dışında farklı bir üretim alanı oluşmuştur. Makinenin seri üretim özelliğini erkenden fark eden geleneksel/bezirgan tüccar, bu alana da el atmıştır. Tarım üretimine oranla çok daha büyük üretim kapasitesine sahip bir endüstrinin fahiş düzeyde kar getireceğini gören bezirgan bu alana yönelmiş, endüstriye altın yumurtlayan tavuk misali bakmıştır.
Paranın yaygın bir şekilde kullanımı ve sermayeye dönüşümü bu süreçte gerçekleşmiştir. Makine ve para, çağın en karlı ve işlevsel sermayesi haline gelmiştir. Endüstrinin yaygınlaşması, büyük fabrika düzenine geçmesiyle birlikte endüstriyel üretimde büyük bir patlama yaşanmıştır. Kent merkezli endüstriyel üretim, tarıma dayalı kır üretiminin önüne geçmiştir. Büyük fabrika, holding sahibi sanayici tüccar, ucuz iş gücü bulmak ve geniş tüketici kitlesine ulaşmak üzere var gücüyle kır toplumuna yönelmiştir. Tüccar patentli gelişen ulus devlet, devletin tüm imkanlarını, toplumun tüm yaşam alanlarını sanayici tüccarın kullanımına açmıştır. Toplumu hizmetine koşturmak, ucuz iş gücü haline getirip kendine bağlamak üzere endüstriyel pazarın sınırlarını genişletmiş, mamülü kıra taşırmış, en geniş tüketici kitlesini oluşturmuştur. Pazarlamada, al-ver işlerinde mamül değişimini ortadan kaldırmış, parayı hakim kılmıştır. Böylece sermayenin, endüstrinin gücünü de kullanarak başta kır toplumu olmak üzere tüm toplumu paraya mahkum etmiştir.
Tüketimde bulunmak, ihtiyaç gidermek için topluma, elindekini satmaktan, tarım ve hayvancılığa dayalı kırsal ürünlerin de değerden düşürüldüğü, para etmediği dikkate alındığında paraya ulaşmak üzere işçileşmekten başka şans bırakılmamıştır. Endüstriyel üretimin pazara sürümü karşısında kır ekonomisinin dağıtılması, işçileşmek üzere kent merkezlerine göçün yolunu açmıştır. İşçi sıkıntısını gidermek ya da daha ucuz iş gücü bulmak amacıyla savaş çıkartmak, katliam ve soykırıma maruz bırakarak insanları yerinden yurdundan etmek, büyük göç dalgaları yaratmak ulus devlet üzerinden çokça başvurulan bir yöntem olmuştur. Bu yöntem Asya’da, Afrika’da, günümüz Ortadoğu ve Kürdistan’ında hala uygulanmaktadır. Sermayenin istikrar, sükunet, güvenli alan istediği çokça dile getirilse de gerçek, tarihin en büyük savaşlarını sermayenin ve sermaye peşinde koşan iktidar güçlerinin çıkardığıdır. Milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları da sermaye güçlerinin dünyayı paylaşma daha doğrusu paylaşamama savaşlarıdır. Yaşadığımız bugünlerde Ortadoğu ve Kürdistan’da savaşan, halklara savaş dayatan, kan akıtanlar da bu küresel sermaye güçleridir.

Finans kapitalin gelişimi

Paraya dayalı-para üzerinden gelişen sermaye biçimidir. Finans kapitalin Türkçe karşılığı, “mali sermaye”dir. Finans ya da mali sözcüğü, parayı-/parasal muamelelerin bütününü içine alır. Finans kapital ise, para ve parasal işlem üzeri oluşmuş sermayeyi ve para-sermaye düzenini ifade eder. Finans kapitali oluşturan unsurlar, büyük banka, şirket, holding sahipleridir. Diğer bir deyişle para babaları... Ancak finansın küresel hegemonyası, sadece bu unsurlarla gerçekleşmiyor. Para/sermaye, devlet tekeliyle, diğer bir deyişle siyasal iktidarla buluştuğu ölçüde küresellik kazanmıştır.
Bilindiği üzere faizcilik, finans çağına has yeni bir durum değildir. Faizle para verip kar etmek, tefeciliğin özüdür. Parayı satmak, paradan para kazanmak, kadim zamandan beri tefeci tüccar uğraşıdır. Banka ve borsa türü finans kurumları ise tefeciliğin yasal statüye kavuşmuş kurumsal ifadesi olmaktadır. Bu bağlamda finans kapitalin öyküsü, tefeciliğin, tefeci tüccarın öz öyküsü oluyor. (Tefecilik, tacir zihniyeti ve uygulamalarının en sapkın, en ahlaksız biçimidir. Bu edim, zaman ölçüsüne bağlı olarak bir verip fazlasıyla geri almayı içerir. Bu bildiğimiz faizciliktir. Tefeci usulü borçlandırma, borcunu ödeyemez duruma düşürüp çalıştırma/köleleştirme, çok eski bir iktidar uygulamasıdır. Mal üzeri yapılan bu muamele, zamanla para üzerinden yapılmaya başlanmıştır.)
İngiltere önderliğindeki Avrupai devletler ticari ve sanayi sermaye tekelleri üzerinden cihan imparatorluklarını geliştirirken ABD, aynı şeyi finans kapital üzerinden yapmıştır. ABD, para üzerinden iktidarlaşırken, finans kapital de varlığını, küresel iktidarını ABD üzerinden sağlamaktadır. Dünyada siyasal-ekonomik güç olarak paranın iktidarı böyle gerçekleşir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD, cihan imparatorluğunu İngiltere’den devralmış, 20 yüzyılın ortalarından itibaren finans sermaye, ticaret ve sanayi sermayesini kendisine bağlamıştır.
Avrupai devletler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla birlikte yıpranıp önemli finansal kayıplar yaşarken ABD, dünya savaşlarına iştirak etmeyerek gücünü korumuştur. Bilim ve teknikte önemli gelişmeler kaydetmiş, nükleer güce kavuşmuş, stoğunda ciddi miktarlarda değerli maden biriktirmiş, aynı zamanda Yahudi sermayesini arkasına almıştır. ABD, Avrupai devletlerin yaşadığı finansman kaybını giderecek, savaş sonrası hasarları karşılayabilecek tek devlet konumundaydı. ABD borç para vermek yerine Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası gibi finans kurumları üzerinden yardımda bulunduğu devletleri kendisine bağlamıştır. Finans çağının imparatorluğunu bu gelişmeler bağlamında sağlamıştır.
Küresel finans sistemi IMF, Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü, dünyanın tüm merkez bankaları, küresel bankalar, piyasa ve borsalar gibi finansal işlem ve kurumlar üzerinden gelişir. Finans düzenine işlerlik sağlayan başlıca kurumlar, borsa ve bankalardır. Finans kapital, küresel sömürü düzenini söz konusu kurumlar üzerinden inşa etmiştir. Finans kapital, Dünya bankası, IMF ve bağlı kurumlar yoluyla dünya ülkelerini, ülkelerdeki banka ve kurumları kendisine bağımlı duruma getirmiştir. Küresel düzlemdeki para politikaları, piyasa kontrolleri bu kurumlar tarafından yapılmaktadır. IMF ve Dünya Bankası’na borçlu olmayan ülke yok gibidir. Küresel sermaye ve onun siyasal sözcüsü ABD’yle ilişkili olup da bundan muaf olan ülke yok gibidir. Bu bağlamda finans kapital, sadece dünya ekonomisini değil, tüm devletleri bir şekilde kendisine bağlamış durumdadır.
Öyle sanıldığı gibi dünyada bağımsız siyasi/ekonomik devlet yoktur. Devletler, bir şekilde bağımlı hale geldikleri finans güçlerini dikkate alarak hareket ederler. Siyasetten ekonomiye, ekonomiden kültüre, belirlenen politikalar finans kapitalle uyumlu olmak durumundadır. Buna uygun hareket etmeyen, aykırı politikalara yönelen hükümetler finans güçlerince alaşağı edilir. Gelişmekte olan siyasi ve askeri darbelerin, iç ve dış savaşların çoğu, küresel finans güçlerinin hesabına gerçekleşmektedir. Finans kapital, çıkarını gördüğü takdirde korkunç savaşlar, katliam ve soykırımlar gerçekleştirmekten geri durmaz. Gerektiğinde İkiz Kuleler olayı gibi kendi merkezinde bile büyük katliamlar gerçekleştirir. Yeter ki çıkarına uygun olsun, iktidarına hizmet etsin.

ABD’nin para basma ayrıcalığı

ABD, tüm uluslararası organizasyonlarda olduğu gibi küresel finans düzeninde de yegane ayrıcalığa sahiptir. Dünyadaki tüm merkez bankaları para basmak için basılacak paraya denk altın ya da dövizi piyasadan çekerek oyuna katılırlar. Karşılıksız para basımı enflasyona neden olduğundan rahatlıkla başvurulan bir yol değildir. Çünkü bir hayli maliyetli olmaktadır. Bu durum ABD için geçerli değildir. Doların altın gibi bir karşılığı da yoktur. ABD’nin merkez bankası FED sınırsız para basabilmektedir. Düzenin kurucusu, sahibi olması itibariyle ABD ayrıcalıklıdır. Doların değeri, gücü ve dolaşım kapasitesi, ABD’nin siyasal alan hegemonyasına denk bir seyir izlemektedir. Küresel finans güçleri, para örgütleri ve bankalar üzerinden siyasal ve ekonomik oluşumları güdümüne alırken gerçek ekonomik faaliyet ve oluşumları da bitirme noktasına getirmiştir. Finans çağında ekonomi, üretime dayalı ekonomik unsurlar üzerinden gelişen bir eylem olmaktan çıkmıştır. Tüm ekonomik unsur, araç ve gereçlerin yerini para almıştır. Tarım ve sanayi temel ekonomik üretim olmaktan çıkmış, ekonomik unsur ve faaliyetlerin yerini para almıştır. Para, finans çağının başat değeri ve en temel üretim öğesidir.
Haliyle para üreten, parayı tekelinde tutan finans kapital, ekonomiyi ele geçirmiştir. Finans çağında temel iktidar gücü haline gelen para, tüm ekonomik faaliyeti alaşağı etmiştir. Değişim aracı olarak ortaya çıkan para, zamanla en popüler ve işlevsel mala dönüşmüştür. Eşyayla her eşya alınamazken, her eşya birbirine dönüşemezken, para tüm eşyalara dönüşebilen ve her tür eşyayı alabilecek bir öğe konuma gelmiştir. Bu bağlamda para, artık bir değişim aracı veya mal olmaktan çıkmış, her şeye kadir, tüm kapıları açabilecek bir unsura dönüşmüştür. İnsanın her hayalini gerçekleştirebileceği, kudretli bir özne ve amaç konumuna gelmiştir. Öyle ki parayla yapılamayacak şey yok gibidir.
Paranın iktidarı, sahip olduğu “kudretten” ileri gelir. Paranın insan yaşamının vazgeçilmezi, hükümdarı, tanrısı haline geldiği çağda, para tanrısı finans kapital, insan yaşamına hükmetmeye devam etmektedir.

Ekonomi düşmanı para ekonominin yerini alınca gerçek ekonomi yok olma noktasına gelmiştir. Para odaklı ekonomiyle birlikte, ekonomi gerçek bir toplumsal faaliyet olmaktan çıkmış, finans sahiplerince sanal bir harekete dönüştürülmüştür. Toplumsal ahlakın, ahlaki varoluşun temel alanı, öğesi olan ekonomi, parasal ekonomi üzerinden insanda ahlaki çözülüşe yol açmaktadır. Para çağında paraya dönüştürülemeyen, parayla alınıp satılmayan insani değer kalmamış gibidir. “Komutan para”nın gücü karşısında ekonomisini, ekonomik gücünü yitiren insan, parasal ekonomi karşısında ahlaki-politik varlığını ve toplumsallığını da yitirmeyle karşı karşıyadır.


‘Para pazarları’: Borsalar
Finans kapitalle birlikte tarım ve makinenin yerini banka, ekonomik pazarın yerini ise borsalar almıştır. Para en değerli mal haline gelince gerçek mal yerine paranın pazara sunulması, para pazarlarının kurulması kaçınılmaz olmuştur. Borsalar, başta para olmak üzere her türlü menkul kıymetin, hisse senetleri ve değerli belgelerin sunulduğu, alınıp satıldığı, piyasalar, finans pazarlarıdır. Elektronik ortamda gerçekleşen borsa, normal ticareti de önemli oranda ortadan kaldırmıştır. Ekonomik, ticari faaliyet, borsa yoluyla elektronik ortama taşınmıştır. Ekonomi gerçek manada sanallaştırılmıştır. Çok yüksek rakamların döndüğü, fahiş kazançların sağlandığı, büyük yükseliş ve çöküşlerin sahnelendiği piyasada, her türden spekülasyon, manipülasyon gerçekleşmektedir. İlke azami kar olunca, spekülasyonun, her türden manipülasyonun gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Bu yöntemler büyük ekonomik çöküşlere yol açtığı, ekonomik dengeleri alt üst ettiği halde ilgili kurumlarca savunulmaktadır. Her türden vurgun ve hileye yer veren bu küresel kumar sisteminde birileri bir anda milyon-milyar dolarlar kazanırken, birileri bir o kadarını, eldeki varını yitirmektedir. Asıl kazanan ise piyasanın sahipleri, piyasayı iyi bilen, kontrolü elinde tutan spekülatörler ve büyük para babalarıdır.
Belli aralıklarla gerçekleşen ekonomik krizler, bazı devletlerin, şirketlerin iflasına/çöküşüne yol açmaktadır. Ekonomik krizin nedenleri üzerinde durulmakta, bu bağlamda tedbirler geliştirilmeye çalışılmaktadır; ancak piyasa düzeni sağlanamamakta, yaşanmakta olan krizlerin önüne geçilememektedir. Kriz yapısaldır. Sistemin kendisinden kaynaklanır. Azami kar odaklı, fahiş rakamların döndüğü sistemde, krizin/krizlerin olmaması düşünülemez. Kazanç olmadan sarsıntı, sarsıntı olmadan da kazanç gerçekleşmez. Azami kar ve kazanç dürtüsüne dayanan, her türden hile ve spekülasyona olanak sunan düzende istikrarın, normal bir ekonomik gidişatın beklenmesi düşünülemez. Banka ve borsaya tabi olmuş ekonominin, rakamlara dönüşmüş paranın gerçek ekonomik karşılığı bulunmamaktadır. Amerika dahil, borçlu olmayan devlet, kuruluş yok gibidir. Fahiş rakamlarda seyreden bu borcun da bir karşılığı yoktur. Devletlere ait merkez bankalarının ürettiği paralar bile borç alınan paralardır. Ekonomi adına dönen rakamlar gerçek ekonomik varın, paranın katbekat üstündedir. Alabildiğine şişirilmiş bu balonun patlaması halinde, ekonomi denen sanal varlık çökecektir. Yaşanan ekonomik krizlerin temel nedenlerinden biri de çok büyük bölümü boş olan söz konusu balondur. Balon hava kaçırmakta, delik günbegün büyümektedir. Ekonomik sarsıntının, dalgalanmanın asıl ve görülmeyen bir nedeni de budur.

Gerçek ekonomiye dönüş

Ekonomi olgusu ahlakın temelidir. Toplumun, insanın ekonomiye yaklaşımı neyse ahlakı da odur. Ahlakın özü, temeli, eldekinin nasıl paylaşılıp tüketileceği üzerinedir. Bu bağlamda ekonomiye yaklaşım, ekonomiyi paylaşım biçimi neyse insan ahlakı da odur. Ekonomik konunun, ekonomiye yaklaşımın ahlakı bu denli zorlaması bundandır. Ahlaki çözülüşün temel nedeni budur. Üstüne üstlük ekonomiden kopuş varsa, dahası ekonomik varın elinden alınmışsa, toplumsal varlıktan, temel insani ve ahlaki varoluştan bahsedilemez. Bu bağlamda finans kapitale, “ekonomi paraya” karşı gerçek ekonomiye, dahası ahlaka dönüş yapmak şarttır. Ekonomiyi, gerçek ekonomik alanlarımızı tefeci düzene terk etmemeli, yüzümüzü bankalara ve para babalarının malikanelerine dönmemeliyiz. “Tarıma, ekolojik ekonomik endüstriye, toprağa dönüş zamanı!” demeliyiz. Yapılacak tek şey, biraz sevgi ve emekle finans canavarına karşı ekonomik alanlarımızı örgütlemektir.


NURHAK SERHAT