
Hasta tutsakların tahliyesi talebiyle Adalet Bakanlığı, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen yüzbinlerce imzaya rağmen, yetkililerden herhangi bir yeşil ışık yok. Adli Tıp Kurumu (ATK), hasta tutsaklara yönelik raporlarıyla tahliyeler önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. İstisnai düzenlenen raporlar ise mahkemeler tarafından dikkate alınmıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Adli Tıp'ın bağımsız bir yapı olması gerektiğini ve mahkemelerinin kararları karşısında da durabilecek bir yapılanma olması gerektiğini ifade etti.
ATK yönlendirmeye açık
Prof. Dr. Fincancı, ATK'nin 12 Eylül askeri darbe döneminde çıkarılan bir yasayla işleyişinin darbe ihtiyaçlarına göre değiştirildiğini belirterek, "ATK, insan hakları ihlalleri, yargısız infazlar ve işkencelerden dolayı darbe ihtiyaçlarına göre değiştirildi. Dolayısıyla bu işkenceleri örtbas edebilecek bir yapılanma modeli oluşturuldu. O dönemde yapılan tüm insan hakları ihlallerinin böylece üzeri kapandı" dedi.
Devletin her dönem elini ATK'nin üstünde tuttuğuna vurgu yapan Fincancı, "Adli Tıp Adalet Bakanlığı'na bağlı bir kuruluş. Atamalar ve görevlendirmeler hep Adalet Bakanlığı üzerinden yapılıyor. Türkiye'de Adalet Bakanlığı'nın hükümetler üstü bir yapısı vardır. Dolayısıyla devletin eli Adli Tıp'ın üstündedir. Onu yönlendirebilecek bir ilişki ağı içindedir" dedi.
Devletten yana tavır alıyor
Fincancı, ATK'deki mevcut yapıyı ise şöyle özetledi: "Her biri devlet memuru ve kendilerini bir tehdit altında hissediyorlar. Tabi genel olarak bilimsel alt yapısı değişti, eğitim modelleri değişti. Aradaki çatışma, hassas olaylarda karşımıza çıkıyor. Yani devlet baskısının gözlenebildiği durumlarda. Bu yüzden her olayda görmüyoruz bu durumu. Genel olarak bilimsel nitelikte çalışmalar yürütülürken eğer hassas bir olay varsa soru işaretleri oluyor. Kaldı ki soru işareti olmasa bile sonuç olarak bir devlet yapılanmasının bilirkişi yapılanması ve bağımsız olması çok önemli."
Mahkemeler de uygulamıyor
Adli Tıp yapılanmasında yargının tartışılabilinir, eleştirilebilinir, alternatif yapılanmaların olduğu, denetim altında olabilen organlara ihtiyacı olduğunu dile getiren Fincancı şöyle devam etti: "Son zamanlarda örneğin hasta tutuklularla ilgili Adli Tıp Kurumu'nda karar çıkıyor. Kararlar, 'Cezaevinde kalamaz hayati tehlikesi var' diye. Ama mahkeme tehlike kararı vermiyor. Aslında çok riskli bir şey, çünkü hekimin 'hayati tehlikesi var' dediği birine cezaevinde kalsın demek aslında idam cezası uygulamak demektir. O insanları ölüme terk etmek demektir. Bunları en iyi aydınlatacak olan farklı bilimlerce bunların değerlendirilmesi, tartışılması ve bilimsel niteliğine göre kararların verilmesidir. Bu açıdan bağımız olması çok önemlidir."
DİHA/İZMİR