Başrollerinde İlyas Salman ve Şener Şen’in oynadığı Çiçek Abbas filminin en güzel sahnelerinden biridir “Aksaray, Aksaray…” diye bağırarak yolcuları kapmaya çalışan minibüs şoförlerinin atışması. Ne zaman Aksaray denilse aklıma o sahne gelir. Ancak son günlerde yeni çağrışımlar yapıyor bu kelime. Milyar dolarlara mal olan Erdoğan’ın sarayının adı da Aksaray.  Özenle seçilmiş bir isim. Sadece AKP’nin hiçbir ak tarafını görmediğimiz ''Ak''ına ya da ABD’nin başkanlık sistemine doğru atılan adımlardan biri olma özelliği olarak “Beyaz Saray”a da atıfta bulunulmuyor bu isimle. Elbette bunlar da var ancak meselenin tarihsel arka planında ABD başkanlarının da bu ismi seçmesine kaynaklık eden, kendini tanrı ilan eden krallar yani nemrut ve firavunların düzeninin devamı olmaya dönük vurgudur.
Eski Mısır dilinde firavun kelimesi “per-aah, pharaoh” kelimelerinden gelir. Bu kelimenin anlamı ise şu tesadüfe bakın ki “beyaz salon” yada “beyaz saray”. Her şey ne kadar da tekerrür ediyor tarihte. nemrut ve firavunlar insanları ölümüne çalıştırıp kendilerine yeryüzünde cennetler inşa ederdi. Onların yaptırdıkları piramitler, saraylar için binlerce köle ölünceye kadar çalıştırılırdı. Bu uygulamaların binlerce yıl öncesinin, vahşi-köleci sistemine ait olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Tam da o nemrut ve firavunlar gibi cennet misali bir yaşamı AKP saltanatına mensup aileler yaşıyorlar günümüzde. Ve bunun için de satılmadık ormanlık alan, yeşillik, dere suyu bırakmıyorlar. Mikro krediler, ev kredileri ile borçlandırdıkları insanlar ise hiçbir güvenliği olmadığını bildikleri halde yerin binlerce metre altında, yüzlerce metre yükseklikteki binalarda ölümü göze alarak çalışıyorlar. Yirmi kişilik minibüse 45 kişi doluşup tarlalarda çalışmaya gidiyorlar. Sonra yerin binlerce metre altında göçük ve su altında, binaların yüzlerce metrelik yüksekliğinden beton zeminlere çakılmış halde, şarampole yuvarlanan minibüsten feryatlar içinde cenazeleri çıkarılıyor. Annelerinin, eşlerinin ve çocuklarının feryatları ile yüreklerimiz dağlanıyor kısa bir anlığına. Yeni bir olay oluncaya kadar unutuluyor sonra da.
İktidarlar, çaldıkları paradan çok az bir kısmını sus payı olarak verince ailelere, devletten aldıkları kredileri ödeyememe korkusu ile tıpkı Soma’da olduğu gibi iktidara oy veriyor bu insanlar. İnsanları bu hale getiren mekanizmayı çözümlemek ve nasıl yıkacağımızı tartışmak yerine iktidara oy verdikleri için kızıyoruz onlara. Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’deki en yoksul yüzde 10’luk halk kesimi yılda eksi yüzde 50 birikim elde ederken, yani borçlanırken, en zengin yüzde 10’luk kesim artı yüzde 30 birikim elde ediyor. Ve sürüp gidiyor firavun düzeni. Tıpkı tarihin nemrut ve firavunları gibi saraylar yaptırıyor, çalıyor-çırpıyor, yalan söylüyor. 
Tek tanrılı dinlerin çıkışı tam da firavunların bu ahlaksız düzenine karşı olmuştur. Ne acıdır ki şimdi çağdaş firavunlar o dinlerin değerlerini sömürerek sürdürüyor saltanatını. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Nemrutlar ve firavunlara karşı direniş, dinin de saygı duyulacak en önemli özelliğidir” sözü dinlerin bu yönlerine daha fazla vurgu yapılmasının önemine işaret ediyor. Kapitalist sistemle birlikte firavunların sayıları yüzlerden milyonlara çıkmıştır. Bu milyonlarca kan emici firavunun beslenmesi için köleci dönemden daha geniş bir iktidar alanı ve daha derinleşmiş kölelik biçimlerini oluşturması gerekir. Hani son günlerde çokça ifade edilen “vahşi kapitalizm”in bir anda 6000 zeytin ağacını söküp atması ve benzeri uygulamalar da bu açgözlü firavunların kar hırsının sınır tanımazlığının ufak bir tezahürüdür yalnızca. Buna benzer bir çok durum da sırada beklemektedir. Kırmızıya saldıran boğa misali, talan etmeden doğayı, maddi-manevi tüm kültürel değerleri nasıl beslenecek saltanattan nemalanan bunca şirket, işbirlikçi, yandaş kesim.
Kutsal kitaplarda defalarca firavunların nasıl lanetlendikleri ve helak edildikleri anlatılmıştır. Firavunların helak olmasını sağlayan şey, peygamberce yaşam tarzı, hakikat arayışı ve direnişlerdir. Firavun düzenine karşı kadınların, işçilerin, tüm ezilenlerin, inanç grupları ve halkların, doğanın mücadelesini yürüten çağdaş İbrahimi hareket kuruluşunun 37. Yılını kutlamaya hazırlanıyor. Eğer firavun düzenine karşı dervişane tarzda çalışacak, toplumsal sistem inşalarını gerçekleştirecek inançlı devrimciler rolünü oynarsa, firavun saltanatını, sarayını ve tacını yerle bir edecek imkanlar vardır.