
Kemalist devlet yapısı kurulduğundan itibaren, zulüm ve zorbalığı ile Firavuni bir sistem olarak, bu topraklarda yaşayan varlıklar üzerinde zorbalık tasallutunu sürdürmeye devam etmektedir. Birinci elden Firavunluk yapan Mustafa Kemal, sistem olarak, peşi sıra Firavunlar üretmiştir. Bu sistem zirvesini Erdoğanla yakalamıştır. Bu sistemin yeşil iktidarı döneminde, Firavunluk zirve yapmıştır.
Firavunluk sistemi: Hakkı-hakikati kabul etmeyen hatta ulûhiyet iddia edecek kadar ileri giden-azgınlaşan her zalim, sapkın, mütekebbir ve müstekbir kişi olmakla birlikte, ayrıca egemen gücü temsil eden bir mekanizmadır.
Bu sistem, Kur'an da kıssa (tarihi hikaye) biçiminde bize aktarılırken, yönetimini kötüye, zulme ve zorbalık biçiminde kullananların durumu ve akibetlerinden söz edilmektedir. İlahi vahy olan Kur'an a inananların ise, bu tağuti sistemin ve benzeri yönetim biçimlerinin, gizli ve açık yönlerini tanımalarını, adı geçen, sisteme karşı uyanık olmalarını ve ders çıkarmaları gerektiğini söyler.
Ayrıca Kur'an bu Firavuni ve benzeri zulüm sistemlerine karşı, Hz. Musalar olup dikilmeyi emreder. Kur'an-ı Kerim’in anlattığı bütün olay ve olgularda zulme karşı mücadeleyi müminlerin esas vazifesi olarak kavratmaya çalışır.
- Lükülli Fravn'in Musa (Her Firavun'un bir Musa'sı vardır) derler.
Firavun kelimesi Kur'ân-ı Kerim'de 74 defa geçmektedir.. Firavun bir karekter ve egemenlik kültürünün simgesidir. Bu simge/karakter ile hemhal olanlar şekilleri ve renkleri mü'min görünsede, tavır ve davranışları Firavuncadır. Firavunca yaşamak toplumu tasallut altına alarak topluma kendisini mutlak bir şekilde dayatmaktır.
Firavunluk sapıklık, büyüklenmek, ölümden sonrasını dikkate almamak, zulüm etmek, din yokmuş gibi davranmak, ifsat etmek, israf etmek gibi davranışları, Firavunluk vasıflarından sayar.
Firavun'ların siyasi ihtirasları ve egoları, tedkik edilirse, müstekbirlerin zalim ve zorbaların vasıfları gayet iyi kavranabilir ve çağdaş Firavunlar açığa çıkar.
Firavun, eski Mısır krallarının ünvanıdır. Eski Mısır inancında Firavun hem kral hem de tanrının oğlu ve dolayısıyla tanrıdır. Yeryüzündeki düzenin muhafaza ve devamından sorumlu olduğu gibi dini hayatın da en önemli ve yetkili kişisidir. Ülkenin bütün mabetlerinde ibadet onun adına yapılıyordu.
Kur’an-ı Kerim’de Firavun kelimesi sadece Hz. Musa (as) dönemindeki Mısır kralını ifade etmektedir. Kur’an’da ki Firavun Hz. Musa’nın karşısında yer alan, büyüklük taslayan, böbürlenen, zulmeden, gerçekleri tersyüz eden, ilahlık iddiasında bulunacak kadar kendini beğenen, Hz. Musa (as)’ın ilahına ulaşmak için kuleler yaptıracak kadar taşkınlık gösteren, halkını küçümseyip zayıfları ezen, gerçeklere sırt çeviren bir kral olarak tasvir edilmektedir. Bazı ayetlerin, Firavunu fert olarak ele almaktan çok onu erkânıyla birlikte zikretmesi dikkat çekicidir. Firavunun ailesi, avanesi, kavmi ve askeriyle birlikte anılması onun tek bir kişi olmaktan ziyade bir sembol ve sistem olarak da takdim edildiğini gösterir.
Çağdaş Firavunlar ise, hak ve hukuk adına yola çıktıklarını anlatarak iktidara gelirler. Kur'an da adı geçen Firavun, insanları çaprazlama keserek katlederken, bunlar insanları parçalara ayırmakta, bodrumlarda yakmakta, cenazeleri ve ölü bedenleri teşhir ederek aylarca sokaklarda bekletmekteler. Bunlar zulüm ve zorbalıklarında o kadar aşırı olurlarki, insanların çocuklarının cenazelerini buzdolaplarında yiyecek ve içecekleri ile beraber saklamak zorunda bırakırlar. Bunlar camileri, mabetleri, kabristanları, tarihi mekanları yok etmekteler. Bu Firavun şehirleri, kasabaları ve köyleri yıkmaktadır. Bu Firavun, doğayı ve bütün canlıları katletmekte, Sudan’dan Afganistan’a kadar fitne ateşini körüklemektedir. Bu Firavun’un bir diğer hususiyeti, inananları Gazze ablukası için gemilere bindirip İsrail’e katlettirirken, bu masumların kanı üzerinden daha fazla ilişki ve maddi değer kazanmanın hokkabazlığını geliştirmektedir. Bu Firavun Suriye’yi, Irak’ı, Libya’yı tarumar ederek insanları Avrupa’ya hicret ettirirken, karşılığında maddi çıkar kazanmanın keyfini sürdürmektedir. Bu Firavun, kendi dininden olduğunu ve kardeşlik safsatası yaparak yok etmek istediği Kürt’e karşı, toplumun gözlerinin içine bakarak, kıyamete kadar savaş nutuk ve naraları atmaktadır. ‘Müslüman kardeşim’ dediği Kürt’ün altı milyonluk iradesini zindanlara tıkmakta, belediye başkanlarını hapishaneye atarak zorbalıkla yerlerine kayyum atamaktadır. Bunu da kardeşlik ve hizmet aşkı ile yapmaktadır. Bu Firavun, savaş planı ve programları yaparak binlerce Müslüman kardeşini acımasızca katletmeyle böbürlenirken, ‘din düşmanı’ diye ilan ettiği ve bu düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırdığı Hristiyan Putin’e ve Yahudi Natenyahu’ya yalvar yakar olmaktadır. Hz Musa’ya (as) karşı olan Firavun piramitler ve şehirler inşaa ederek kendini ve zulmünü ölümsüzleştirmek isterken, bu da saraylar, beton binalar, köprüler ve benzerleri ile onunla yarışmak istemektedir. Bu Firavun, Kur'an da kıssası geçen Firavun’a rahmet okutacak işler tutmaktır.
KARUN; maddi çıkarı uğruna, elindeki servetini kaybetmemek için batılı hakk’a tercih etmiş, haksız kazancının devam edebilmesi için Firavun’un maddi destekçisi ve onu ayakta tutan bir kapitalist sistemin mal ve para gücünü temsil eder.
Karun: Kur’an’da Karun adıyla kıssası nakledilen/anlatılan, zenginliği ile tanınan kendi kavmini ve milletini maddi değerler karşılığında satan, Hz. Musa (as) ve Hz. Harun’un (as) şahsında Allah’ın emirlerine karşı çıktığı için cezalandırılan kişidir. Kur’an’ın Kasas Suresinde (1) Karun, Hz. Mûsâ (as)’ın kavminden, hazinelerinin anahtarlarını ancak güçlü bir topluluğun taşıyabildiği, zenginliğiyle mağrur bir kişi olarak takdim edilir. Karun, gösterişi sevmekte, kavminin arasında ihtişamla dolaşmakta, bu ise bazılarının hayranlığını cezbetmekteydi. Kavminin, servetiyle böbürlenmemesi gerektiği yönündeki uyarılarına karşı Karun bu serveti kendi bilgisi sayesinde yaptığını/kazandığını ileri sürüyordu. Nihayet kendisi ve evi yerin dibine geçirilmiş, bu akibetten ne kendini kurtarabilmiş ne de onu kurtaracak bir topluluk çıkmıştır. Diğer ayetlerde de Hz. Mûsâ (as)’ın apaçık delillerle Firavun, Hâmân ve Karun’a gönderildiği, fakat onların Mûsâ’yı (as) yalancı bir sihirbaz olarak niteledikleri, ona karşı çıktıkları, yeryüzünde büyüklük tasladıkları, sonuçta her birinin farklı şekillerde cezalandırıldığı belirtilir.
Karunun beni israillerden olduğu anlatılır. Ne kadar tanıdık değil mi?
Bu Firavunun yanında saf tutan Kürt Karunlarını bir aklınıza getirin. Mehmet Metinerler, Miroğlu, Ensarioğlu, Kızılkaya, Cevdet yılmaz, ülkemizin güney parçasında bu Firavunla iş tutanlar, Rojava’da halkımızın damla damla kanını akıtarak kazandıkları hakları, para karşısında bu Firavun’a satmak isteyenler, bu Firavun’dan iş alabilmek için ihaleler peşinde koşanlar ve Karunlaşmak için yarışanlar, Kabre girmeyi ve ahiret hesabını unutanlar, unutmayın uğruna bu Firavun’la beraber iş yaptığınız bu varlık ve servet burda kalacak, sizler gömüleceksiniz.
Gaflet uykusundan gözlerinizi açabilmeniz için ve ölmediğinize göre zamanınız vardır demektir. Tevbe kapısı açıktır.
HÂMÂN; Firavun’un veziri/üst düzey bürokratı, diğer bir ifadeyle ikinci adamlık! görevini yürütmekteydi. Firavun’un emir ve talimatlarını yerine getiren, zulüm düzeninin devamı için var gücüyle çalışan, gerçekleri tersyüz eden bir hokkabazdır.
Haman, Kur’an’da adı geçen, Hz. Mûsâ’nın (as) muhatap olup mücadele ettiği Firavun’un veziri veya onun sarayındaki önemli şahsiyetlerden biridir. Kur’an-ı Kerimde, ayet-i kerimelerde; “Firavun: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa’nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir.” Dedi.
Diğer ayetlerde: “Karun’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Hâlbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi”, “Nitekim onlardan her birini günahları sebebiyle suçüstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.” Şeklinde zikredilmektedir.
Hâmân’da mühendislik işi yapan zümrenin adıdır. Bu Firavun’la beraber Sur’u, Cizre’yi, Nusaybin’i, Gever’i, Şırnak’ı yakıp yıkanlar sonra da TOKİ adıyla binaları diken Hamanlar sizler de toprağın altına girecek yok olacaksınız. Allahın bizler için musahhar ettiği bu güzelim doğayı ve tarihi yok ederek Allah’ın ve kendi çocuklarınızın lanetine uğrayacaksınız.
BEL’AM; (Bel’am b.Baura) isimli kişi Hz. Musa (as) zamanında yaşamış, Hz. Musa (as)’a iman etmiş ama daha sonraları tercihini Firavun’un iktidarından yana kullanarak Hz. Musa’ya (as) cephe almış ve Firavun’un dinsel anlamda dayanağı, sözde din adamı ya da sistemin inançsal boyutunu yani halkın inançları üzerinde tahakküm sağlayan, onları yönlendiren, insanların dini inançlarını pasifize eden veya başka alanlara kanalize eden kişi veya mekanizmayı temsil eder.
Bel'am'a konu teşkil eden ayet meâlleri şöyledir: "Habibim! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. " (A'raf, 7/175-176).
Ancak Bel'am, dünyevi çıkar ve hesaplar için Allah'ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını zulüm sistemlerine ve zalim yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah'ın hükümlerini çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir.
insanları "Allah (c.c.) adını kullanarak"' aldatan, hevâ ve heveslerini tatmin için "Tevhid akîdesini" tahrip eden "Bel'am'ın" ve Bel'amların dinler üzerindeki etkileri korkunçtur. İslâm topraklarında; kâfirlerin ve zalimlerin istilâsını hazırlayan güç, "Bel'am"lardır.
Allah’ın (c.c.) indirdiği adil hükümlere karşı ayaklanan ve İslâm'a küfreden islamın içini boşaltan zalim yönetimlerle yani Tağutî güçlerle din adına uzlaşan ve müslümanları da
"Allah (c.c.) adını kullanarak" aldatan, Kur'ân'daki ifâdeyle "köpek sıfatlı" kimselerin ortak ismi Bel'am'dır. Bu köpek sıfatlı kimseler de; Allah (c.c.)'ın indirdiği hükümlerin bir kısmını kabul, bir kısmını kabül etmez onların saltanat ve zulümlerini engelleyen ayetleri kabül etmezler. Günümüzde, başta resmi ideolojiyi kabul eden ve İslâm'ı o ideolojiye hizmetçi kılmaya çalışan müesseseler olmak üzere, çok sayıda Bel'am benzeri vardır. Bunlar "çok dindar" görünmekle birlikte, Tağut'a zalime itikad ve iman etme noktasında titizdirler. "Ulü'l-Emr"i İslâm'a karşı ayaklanan güçlere izâfe ederek, mü'minleri yanıltırlar. İşte bunlar çağdaş Bel'am'lardır.
Denilebilir ki; Bel’am olmadan Firavun, Haman ve Karun’un ayakta kalması mümkün değildir.
Bel’amla ilgili geçen ayetin köpek ile birlikte anılması gerçekten dikkate şayan bir olgudur. Köpek sahibine yaranmak için kendisine kemik atılsa da atılmasa da soluyan bir varlıktır. Bel’am sıfatlı ilim/film adamları da hakikatleri gizleyerek sahibi olan iktidar/güç sahiplerine karşı sürekli solur. Önüne kemik atılıp atılmamasının fazla bir önemi yoktur. Burada özellikle dikkat edilecek husus Bel’am’lığın bir isimden çok onun gibi davranan herkese yakışacak bir sıfat oluşudur.
Bel’amların tarih boyunca sabit olan vasıfları Allah katından gelen dini tahrif etmeye çalışmalarıdır. İslam’ın hükümlerini idarecilerin keyiflerine uygun şekilde yorumlamaları genel ahlaklarıdır. Zalim sistemleri din adına tezkiye/temizlemek veya temiz göstermek asli görevleridir. Bu görevi yaparken illa da bir menfaatleri olması da gerekmez. Onlar her halükârda güçlünün safında bulunurlar. Bel’am, zalim sistemin önemli bir faktörü haline gelirken, egemen güce bağlılığını her fırsatta yineleyen, açıklayan ve sisteme karşı çıkanları din dışı ilan eden yani kraldan daha çok kralcı bir şahsiyet haline gelirler. Bel’am, heva ve hevesinin peşinden gitmiş, nefsinin arzularını ilah edinmeye başlamış, ilmini önceleri Allah için kullanırken, sistemin çarkına dâhil olduktan sonra ilmini egemen güçlerin/zorbaların/mütekebbirlerin hizmetine sunmuş karaktersiz bir şahsiyettir.
Bu tipler ve tanımlamalar sadece Mısıra özgü Mısırda yaşanmış tarihsel bir olayın figüranları değil, tarih boyunca devam eden hak ve batıl savaşının olduğu her yerde hakkın karşısına çıkan tiplerdir. Çağlar değişir ama Firavun, Kârun, Hâmân ve Bel’am dörtlüsünün, hakk’a hakikate karşı çıkışları hiç değişmez. Dün zorbalıkla köle ettikleri halkları bugün farklı adlar altında ezmeye sömürmeye ve köleleştirmeye devam etmektedirler. Biz Müslümanların vazifesi zalimlerden uzak olmak ve onlara yardımcı olmamaktır, gücü nispetince zulmün/haksızlığın izalesi, hak ve adaletin ikamesi için gayret göstermektir.
Dikkat edilirse Kemalizmin şimdiye kadarki Bel'am sayısı azdı ve bu sistemin Firavunî sistem olduğunu açıktan olmasa da söyleyen müslüman saysı azımsanmayacak kadardı. AKP ve son Firavun bütün müslümanları ya parayla ya korku ve sindirmeyle ya da satın almayla iktidarını ve zulmünü sürdürmektedir. Bu Firavun’un etrafında genelevleri, içki fabrikaları ve faizden aldıkları vergilerden maaşları ödenen bu kurum ve kişiler, örnek babından, Diyanet kurumu, Fethullah Gülen, Milli Görüşçüler vardı, sonra Cübbeli Ahmet, Adnan Oktar, Şenocak, Tarikatlar, A. Dilipak, Hayrettin Karaman, Hüdaparlılar ve en sonda Kürdistan’ın o tertemiz iktidara ve zulme bulaşmamış Medrese seydalarını da para ve korku ile yanlarına alarak Firavunî sistemlerini geliştirmeye çalışmaktalar. Kürdistan’ın kadim şehirlerini yerle bir eden, Kadın, yaşlı, çocuk demeden insan katleden bu zalim zorba güruhun askeri yapılarını kutsal sahabilerle aynı kefeye koyacak kadar çılgınlaşan Erdoğan’ın Bel’amları PÖH/JÖH katil, tecavüzcü, hırsız, gaspçı güçleri Kur'an’dan ayetlerle övmektedirler. Enfal suresi 17’inci ayetinde olanları PÖH/JÖH’e yorumlamaktalar. Ebu Cehil’in ve Ebu Süfyan’ın askerleri peygamber ve arkadaşlarını katletmek için saldırıya geçmişlerdi. Bu zalim Mekke çeteleri müslümanlar karşısında yenildikleri için bu ayet nazil olmuştu. Kürdistan’ı işgal eden bunlar değil mi? Camilerimizi, evlerimizi, doğamızı yakan bunlar değil mi? Allah’ın Kürt yarattığı Kürdü, Kürt olarak kabül etmeyen ve asimile edip öldüren bunlar değil mi? Türkiyede fuhuş, içki, kumar, faizden maddi çıkar sağlayanları, yaşamlarını Kur'an’ın haram saydığı her melaneti yapanlar Allah ın askeri ve peygamberin askeri olarak bu Bel'amlar tarafından camii mimber ve mihrablarını kullanarak, bu tahrifi yapmaktalar. Bunlarda İslam adına ve İslam görünümlü Firavun, Karun, Hâmân ve Bel'amlar Allah bizleri ve bütün insanlığı bunların şerrinden muhafaza etsin.