
Bazı dönemler ve anlar vardır ki gereğince değerlendirilirse devrimsel değerde sonuçlara yol açar, değerlendirilmezse bugün olduğu gibi “fırsat kaçtı mı?” diye sormak durumunda kalırız.
Yerel seçimlerinde antifaşist mücadele güçlerinin önemli bir sonuç elde ettiği kesindir fakat bunun nihai sonuç doğurmamasının nedenleri esas tartışma gündemi durumundadır.
Öncelikle 7 Haziran 2015 seçimleri ardından yapılan hatanın bir benzerinin yaşandığından bahsetmek mümkündür. Faşizm kaybetmişken onun tekrar ayakta kalmasına yol açan politik hatalar, tutum ve söylemler, gecikmeler bu dönemde de yaşanmıştır. Gündeme zamanında yeterli müdahalede bulunmadığımız zaman istediğimiz sonucu da alamıyoruz. Süreçlere göre davranabilmek siyasette işin sırrı olarak kabul ediliyorsa bunca hatanın üst üste tekrarlanması süreçleri doğru okumamayı akla getiriyor. Mesela gündemde büyük açlık grevi direnişleri varken herhangi bir edebi, felsefik, politik, teorik kitap yayınlamaya kalkmak bile sürece uymadığından istenilen etkiyi yapmaz. İster yayın evinden kaynaklansın isterse başka bir sebepten olsun bu gibi hatalı tutumların kaynağında süreçlere göre olmamak vardır. Başka bir süreçte çok derin etkiler yaratabilecek bir şarkı bu süreçte hiç dinlenmeyebilir. Başka süreçte bir hayli ilgi çekebilecek bir ekolojik etkinlik bu süreçte hiçbir şekilde gündeme girmeyebilir. Nedeni sürecin yarattığı ruh hali, duygular, ihtiyaçlardır. Bunu karşılamayan her şey etkisizdir.
Oysa başka süreçte hiçbir kulağın duymayacağı tek bir kelime bile bu süreçte deprem etkisi yapabilir, kasırga yaratabilir. Siyasette de benzeri bir durum söz konusudur. Süreç tecridi kırma faşizmi yıkma sürecidir. Geçici bir süreç değil. Sonuç alıncaya kadar giderek ivme kazanacak, geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Halen anlamamış olanlar bunu gelip geçici bir süreç olarak görüyor. Oysa sadece açlık grevi direnişçilerinin kararlı tutumlarına bakılsa bile bu yanlış psikolojiye girilmez.
Sonuçta ortaya ne çıkıyor? Bunca emek verip belli bir başarı elde ediyoruz ve tam da bu anda işi sonuca götürecek hamleyi yapmamız gerekirken geç davranıyor ve fırsatın kaçıp gitmesine yol açıyoruz.
Seçim sonuçları karşısında balkona çıkıp istifa açıklaması yapması gerekenler halen büyüklenerek konuşuyorsa bunun bir sebebi de kendilerinin istifasında ısrar etmemiş olmamızdır. El Beşir gibi devrilmelerinin kendiliğinden olması beklenmeyeceğine göre anı anına değişken durumlara göre siyasi müdahalelerde bulunmak gerekiyor. Karşımızdaki güç pragmatist yaklaşımlarıyla, demagojiyle bunu başarıyor ve ömrünü uzatıyor.
Faşizmin ömrünü uzatmasına fırsat vermemeliyiz. İstanbul’u verip “demokrat” havalarına girmeye kalkmaları da fazla uzun sürmedi. Halen alacağız diyorlar. Daha önce dedikleri gibi kan dökmeye yöneliyorlar. Linç girişimlerinde bulunuyorlar. Mesele sadece İstanbul muydu? CHP neden Kürt kentlerindeki gaspa, hileye, işgale hiç dikkat çekmiyor? Nedenleri az çok belli ama bu tutum kendilerini de bitirir. Bunun ne kadar farkında oldukları ise belli değil.
Faşizmin ömrünü uzatacak her türlü siyasi tutumdan kaçınılmalıdır. İstifa istemek için belki geç kalındığı düşünülebilir, fakat binlerin neredeyse 6 aydır açlık grevinde olduğu bir ülkede ne Cumhurbaşkanı ne de hükümet ayakta kalabilir. Sırf bu nedenle istifalarını istemek en doğal demokratik haktır. İstifa etmeyebilirler, fakat meşruiyetlerini kaybettiklerini onlara ve uluslararası kamuoyuna göstermek gerekiyor.
Herkes artık anlamalı ki açlık grevi direnişinden geri dönüş yok. Eylemciler bu kararı açıklamışlardır. Bu eylem etrafında birleşmek, eylemleri başka eylemlerle tamamlamak ve talepler yerine getirilene dek mücadele dışında başka hiçbir gündemle ilgilenmemek, değer vermemek gerekiyor.
Bir fırsat kaçmış olabilir ama tümüyle böyle değildir; süreçlerin devamında yeni fırsatlar yaratmak gerekiyor ki şu anki tablo faşizmi yenilgiye uğratmak için gerekli mücadele ortamını sunuyor. Bu mücadele ortamında demokrasi güçlerinin birliğini sağlamak temel bir konuyken diğeri de AKP-MHP’nin işgal ettiği belediyeleri işlemez kılmaktır. Oralara gitmemek tek başına işlemez kılmaya yetmez. Gidip tartışmaya kalkmak meşrulaştırmaya hizmet eder. En doğru tutum faşizmin kale haline getirmek istediği her yerin halkın bağrındaki yangından daha büyük yangınlarla sarsmak ve yıkmaktır.
Faşizme karşı siyasi mücadelenin demokratik eylem düzeyi, halk insiyatifinin radikal gücüyle yükseltilebilir. Dünya tarihinde faşizme karşı mücadelenin her türlüsünün meşru olarak kabul gördüğü bilinmektedir. Yeter ki hedef faşizm olsun! Hedefi şaşırtmak isteyenler vardır:
En fazla da CHP şaşırtmaca konusunda tüm düzeneklere açık bir zemin durumundadır.
“Değerli arkadaşlarım” diye hitap edilen linç çetesi gündemde fakat Kürt analarının polis tarafından her gün linçe uğraması Kılıçdaroğlu’nun aklına bile gelmiyor. Sırf bu nedenle bile sakın danışıklı yapmış olmasınlar? Diye düşünmeden edemiyor insan!
Tüm komplocu faşist güçlerin birlikte kurdukları odakların dağıtılması, yıkılması için mücadele tarzını radikal hale getirmek ve süreçlere göre yaşamak temel bir ilke olmalıdır.
Kısacası an’a an içinde müdahale edelim!