İslami bir kavram olarak bilinen ve değişik kaynaklarda yaratılış, varlık kuralları, hilkat, yapı, karakter, mizaç anlamına gelecek çeşitli şekillerde tanımlanan fıtrat, elbet bilinen ve kullanılan bir sözcük. Ancak meşhur eden Tayyip Erdoğan oldu. Soma madeninde resmi sayıyla 301 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın ardından durumu izah ederken "işin fıtratında bu var” diyerek, yüzlerce işçinin göz göre göre katledilmesini fıtrat meselesine bağlayarak çözmüştü kendince. Bu yaklaşım üzerine başlayan tartışma bir kez daha gösterdi ki, Tayyip Erdoğan din sömürgenliğini halkı baskı altında tutma ve tek adamlığını garantileme yolunda araç olarak kullanmaya devam ediyor.

Erdoğan’ın işaret ettiği tanıma bakılırsa; maden varsa kaza, kaza varsa ölüm olağan sayılmalıdır. Bu yüzden altında başkaca nedenler ve suçlular aramak manasızdır. Nihayetinde olan Allah'ın takdiridir ve bırakın isyan etmeyi sorgulanması bile günahtır. Bu yüzden, denetim mühendisleri pek çok eksiğine ki yaşam odasının yokluğu gibi, oksijen maskelerinin eskiliği gibi kör gözden bile saklanamayacak eksikliklere rağmen, madenlere eksiksiz raporu vermişlerse de sonuca bir etkisi yoktur. Nasılsa Allah'ın verdiği canı yine o alacaktır, koşullar ne olursa olsun öldürmeyen Allah öldürmeyecektir.
Erdoğan’ı bilenler, AKP politikasını izleyenler bunun sadece bir söz olmadığını ve hatta samimiyetten yoksun bir yaklaşımı ifade ettiğini bilirler. Bugüne kadar yaşanan iş cinayetlerine karşı takındıkları lakayt tutum, savaşı ve çatışmaları körükleyen, tahrik eden tutumları hatta kadın cinayetlerine yaklaşımları, binlerce insanı yaşamdan koparan insanlığa karşı suçlarda desteklenen cezasızlık politikası ve daha pek çok benzer durum karşısındaki pişkin duruşları kadar, tüm bu olanları halka fıtrattanmış gibi gösterme çabaları gün kadar açık çünkü.
Tayyip Erdoğan, PKK tarafından kaçırıldıkları iddia edilen, mühendisler, askerler ve gençler için BDP’ye HDP’ye yüklenirken de bunu görebilirsiniz. Kaderde savaş varsa elimizden bir şey gelmez diye düşünmüyor elbet, ancak halkı böyle kandırıyor ve işi bir kez daha BDP’nin, HDP’nin üzerine bırakıyor.
Tayyip bu oyunu Müslümanlar üzerinden oynuyor. Öte yandan, halkın Müslüman kesimi kulaklarını tıkamaya çabalasa da, artık camideki imam bile biliyor ki AKP ve Tayyip her ne kadar İslamcı bir parti rolüne soyunmuşsa da, İslam’ın kuralları kendilerini bağlamıyor. Bu kuralları halkı baskı altında tutmanın, yönlendirmenin bir aracı olarak kullanıyorlar. Hele Tayyip, tamamen bu kuralların dışında duruyor. Bir süredir her şeye müdahale eden, despot, diktatör tutum ve davranışları ile de bunu gösteriyor. Bir öğrenci, bir gazeteci, bir doktor hatta bir iş adamının yaşamını, çalışma koşullarını, insanların kaç çocuk sahibi olacaklarını belirlemeye kalkışıyor mesela. Nereye park, nereye bina yapılacak, nerede okul açılacak hepsine o karar verebiliyor. Dediğinin üzerine söz söylemek için bir değil bin düşünüyor etrafındakiler.
Geçen Ocak ayındaydı sanırım, AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan bir konuşmasında Tayyip Erdoğan için "Bugün Türkiye’de Allahu Teala’nın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var" demişti. Kur’an-ı Kerim’e göre Allahın bazı vasıfları şöyle; tek yaratıcı, ezeli ve ebedi, tek güç, her şeye kadir, her şeyi bilen, yaratan ve öldüren…
Bu zırvalara takılıp kalma derdimiz yok elbet, ancak Tayyip Allah rolüne girip halka fıtrat biçmeye, can almaya, diktatör olmaya kalkışınca göz ardı edemiyorsunuz. Bir şey demek zorunlu oluyor: Ya Tayyip, Müslüman, ateist, Zerdüşt, Hıristiyan, Yahudi yahut başka bir şeyiz ama bizim fıtratımızda zalime kulluk yok, daha da açıkçası hiçbir fıtrat bizi zalime kul edemez. Aklımız, var, cesaretimiz var, insani değerlerimiz var. Barışı da, insanca bir yaşamı da bu özelliklerimiz sayesinde kazanmaya kararlıyız.