Fotoğrafın izi

Forum Haberleri —

FIRAT VURAL

Kürdistan’da faşizme ve sömürgeciliğe karşı gelişen mücadele ile artık neredeyse her evde tutsak düşmüş bir veya birden fazla aile bireyi bulunmakta. Her evde de albümler içinde hapishanelerin aile ziyaret kısımlarında ve hücre duvar diplerinde çekilmiş hapishane fotoğrafları.

Fotoğrafta yer alan arkadaşlar Cahit İlboğa ve İshak Canbay ikisi de uzun yıllardır Türk devletinin zindanların da fiziki esaret altında tutulan iki yılmaz devrimci.

Fotoğrafa kaç gündür baktıkça gözümde canlanan 21 yıllık esaret ve Cahit İlboğa’yı tanıma serüveni.

KARAKOL BASKINI

Ağrı’nın Diyadin ilçesinde sene 1999 baharının sonu, hatırladım kadarıyla ilkokul 3. sınıf öğrencisiydim. Akşam karanlığı çökmek üzere iken evlerin arasından yükselen silah seslerinin gürültüsü ilçedeki her sesi bastırmıştı. Kurşun seslerinin dinginleşmesi ile evimize yakın İlçe Jandarma Karakolundan çıkan panzerlerin uğultusu korkularımızın devam etmesini sağlamıştı. Çocuk yaşta olmanın yarattığı korku geçmişe dönük bu baskını zihnimde hep diri tutmuştur. Tendürek’in eteklerinde kurulmuş ilçedeki karakol baskınından yükselen kurşun seslerinin hafızama kazıdığı devrimci: Cahit İlboğa. İlçenin küçük olmasından kaynaklı bu baskın ile ilgili çoğu şeyi doğru-yanlış ilerleyen aylarda ve senelerde hep duymaya devam ettik.

Karakol baskının üzerinden birkaç ay geçmişti ki ilçede kulaktan kulağa dolaşan bilgiler ile baskını gerçekleştirenlerden bir kişinin ‘yakalandığı’nı duymuştum. Geçmişe dönük araştırmalarımda Türk medyasında bu habere şöyle yer verilmişti;

“Ağrı ve Mardin’de düzenlenen iki ayrı operasyonda 5 PKK’li sağ yakalandı. Ağrı’nın Diyadin ilçesinde, bir ihbarı değerlendiren güvenlik güçleri düzenledikleri operasyonda, “Ömer” kod adlı, sözde Tendürek ve Aladağ sorumlusu olan Cahit İlboğa silahı ile birlikte sağ olarak yakalandı…”

İLK MEKTUP

Zihnimde hep bu olayın hatırlattıkları ile yaşarken bir gün bu olayı kahramanından dinleyeceğim hiç tahmin edebileceğim bir şey değildi. Tahmin etsem bile hayata dair izini düşünemezdin. Bunun da temel sebebi Kürdistan’da devletin Hamidiye Alaylarından beri uyguladığı politikanın günceliğini Koruculuk Sistemi ile devam ettirmiş olması ve ‘mensubu’ olduğum aşirettin de bundan nasibini almasıydı. Ailem de aynı sebebten daha çok devlete entegre olmuştu. Kürdistan’da azımsanmayacak derecede çoğu genç gibi ben de üniversite yıllarında mücadele tanışıp bu entegre olma halinden sıyrılabilmiştim. Bir taraftan ailenin içinde bulunduğu durumla yüzleşirken, mücadeleye de daha aktif katılmaya çalışmıştım. “Edî Bes e” hamlesinden sonra 2010 yurtsever gençliğin en aktif olduğu yıllardı. Bu sebeble devletin KCK operasyonları ile hedeflediği kitlenin başında gençlik örgütlemesi geliyordu. Türkiye ve Kürdistan’da bu operasyonlar sürerken İstanbul’da bu saikle yapılan operasyonlar ile çoğu arkadaş gibi bir siyasi operasyonla tutuklanmıştık.

Bu süreçte hapishaneyi anlamaya çalışırken gelen bir mektupla çocukluğumun hafızası ile buluşmuştum. Erzurum zindanından tanıdığım bir arkadaşın gönderdiği mektup zarfının içinden; “Hoş bir yer değil ama adettendir ile başlayıp Cahit İlboğa” ile biten uzunca, bir o kadar da okudukça içinde debelendiğim bir mektup. İçeriği çokça uzun olsa da mücadelenin direniş ve ihanet ikilemini çok somut anlatmıştı. Hafızamı tekrar canlandıran boyutu da esir düştüğü esnada kaldığı evin bizim yakın bir akrabaya ait olması ve ihanetleri sonucu esir düşmesiydi. Günlerce mektuba nasıl cevap vereceğimi düşünmüştüm, yazmaya başlayınca da bir o kadar kağıda döktüğüm sözcüklerle cebeleşiyordum. Tam bitti, oldu derken yırtıp atıyordum. Sonunda içime sinmemiş olsada tekrar haber alabilmenin mutluluğunu yaşamak için ilk mektubumu yollamıştım. Artık hafızamda fazlası ile iz bırakan bir mektup arkadaşım olmuştu. Mücadeleden, arkadaşlardan ve kitap çalışmalarından bahsettiği mektuplar ile artık ayda bir düzenli iletişimimiz oluşmuştu. Sürekli yazışmanın, paylaşmanın nasıl gri duvarları anlamsızlaştırdığını iyice kavramıştım. Böylece 3 yıla yakın bir süre geçmiş sonra tahliye edilmiştim, geride bıraktığım anılar ve benimle yol alan hafızamla.

GÖRÜŞ KABİNİ 

Kürdistan’da yaşam kadar yaşanmışlıkların anlatılmasıda zor. Çoğu zaman bu kadar acı hikaye varken bu anlatacaklarımın ne önemi var ki diyip erteleyip gidiyor insan. Hapishanede iken acaba birgün sürgün edilirsek karşılaşır mıyız diye düşünmüştüm. Ama birgün tekrar üniversiteye devam edip bir görüş kabininde buluşacağımı, sarılacağımı ve avukatlığını yapacağımı hiç düşünmemiştim.

Sürgünlerle tutsakları ailesinden uzak yerlere gönderen devlet bu sürede Erzurum zindanından Tekirdağ zindanına sürgün etmişti. Böylece yaşanmışlıkların devrimcisi ile buluşma olanağım olmuştu. İlk görüşmeden çıkamamıştım resmen, beraber gittiğimiz avukat arkadaşlar işlerini bitirip çıkmış geç saatte kadar beni beklemişti. Artık Tekirdağ’a ayda bir, açlık grevi direnişinin olduğu zamanlarda haftada bir giderek buluşmalarımızı artırmıştık. Birgün vedalaşacağımızı, tekrar bulaşabilir miyiz ihtimalini düşünmeden.

Hiçbir görüşmede bireysel bir talebini duymadığım ajandamı hep arkadaşların, ailelerin ihtiyaçları ile dolduran, tanıyan arkadaşların anlatımıyla ‘örgütlü insan örgütler’ sözünün tam karşılığını bulduğu mütevazi bir devrimci. Görüş kabininden çıkmayana kadar dönüp gitmez, bir daha buluşamayacakmışız gibi el sallayarak giderdi. Son buluşmamızda durumu biliyor olduğu için direk artık ülkede kalamayacağımı söylemiştim. Vedalaşmanın ağırlığını kabinden çıkınca anlamıştım. Belki bir daha buluşması olmayacak bir veda.

MÜLTECİ KAMPI

Yaşamımın her döneminde iz bırakan bir devrimciyi hapishane duvarları arasında bırakıp çıkarken sadece hafızanla yaşadığın ‘mülteci olma’ rahatlığını seçmiştim. Hafızamızda taşıdığımız her anı canlandıran bir olay, olgu muhakkak vardır. Bu olay ve olgular bazen hiç hazır olmadığın bir an da yakalar, bazen de hafızanla bu olay ve olguları hatırlamak için kendini zorlarsın.

Hiçbir buluşmasını, anını unutmadığım Tekirdağ zindanını artık mülteci kampında tanıştığım bir arkadaştan dinliyordum. 8 yıllık zindan geçmişinin 5 yıla yakınını burda geçirmişti. İlk sohbetimiz şu arkadaşı tanıyor musun, bu arkadaşta orda kalıyordu ile uzayıp gitmişti.

Birgün odada çokça ülkeden geçmiş sırt çantasından hapishane fotoğrafları ile dolu albümlerini avuçlayıp getirmiş beraber bakıyorduk. O esnada ben bir fotoğrafa takılıp kalmış o da zindan anılarına dalmıştı. Birden “Heval Cahit’i de tanıyor musun” deyivermişti heyecanla. Bir anda tüm bu yazdıklarım hafızamda canlanmış hayatımda iz bırakan bir devrimci ile sınırları ve duvarları anlamsızlaştıran bir buluşma gerçekleştirmiştik. Beton gri bir duvar dibinde çekilmiş bir fotoğrafın hatırlattıkları zihnimde artık daha canlıydı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.