Fotoğrafçı Şahlem Kaçar, otoportre türündeki çalışmalarıyla eril fotoğraf dilini kırmayı amaçlıyor. 

Otoportre ile kendi farkına vardığını dile getiren Kaçar’ın bir sonraki hedefi, hem bakan, hem bakılan hem de fotoğraflayan olarak üç boyutlu  yeni bir fotoğraf dili oluşturmak.

Feminist sürrealist fotoğrafçı Francesca Woodman’dan etkilenerek otoportre çalışmasına başlayan Kaçar, fotoğrafta çok yaygın olarak kullanılan eril dilin karşısında yeni bir dil oluşturmak için toplumsal cinsiyet sorununa eğildiğini ifade ediyor. 

Hikayelere dokunuyor

Çalışmalarında kadınlık, eşitlik, kadınsılaştırma kavramları üzerinde duran Kaçar, “Ben öncelikle hayatta rahatsız olduğum konularda çalışmaya başladım. Bu bazen mekanlar oldu, bazen beden politikaları, bazen de ilişkiler oldu. Çalışmalarımda kendimi anlatırken başka birçok kişinin hikayesine de dokunduğumu gördüm. Hem izleyici, hem çeken hem de konunun kendisi olmak, yüzleşmeleri de beraberinde getiriyor” diyor. 

Sanat terapisi olarak kullanılabilir

“İnsanların hayatlarında değişiklikler yapması kolay olmuyor. Çalışmalarımızın kişinin karar alma, kendi hayatını yorumlama, hayatında değiştirmek istediği şeyleri anlaması açısından ayna işlevi gördü ir işlevi oldu” diyen Kaçar’a göre otoportre bir sanat terapisi olarak kullanılabilir. 

Farkındalık etkisi

Hayattaki her davranışın kendi kimliğinden izler taşıdığını ifade eden fotoğrafçı, son olarak şu sözlere yer veriyor: “Toplumsal cinsiyetin biyolojik cinsiyetten bağımsız olduğunu düşünüyorum. Bence bunun doğaya atfedilmemesi lazım. Bu daha çok dayatılan toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili. Kadın olduğumuzun çok da farkında olmayabiliriz veya çok erkeklik üretebiliriz. Bu konuda otoportre çalışmalarında kadının kendi farkına varmasına da yardımcı olduğunu düşünüyorum.”


MELİKE AYDIN / ŞÛJIN / AMED