- Bu sorunlar daha fazla polisle, daha sert müdahalelerle çözülemez. Dahası, hükümetin yaklaşımı gençleri gerçekten dinlemeye niyetli olduğunu göstermiyor. Asıl çelişki, gençlerin geleceğine yatırım yapmayan bir hükümetin, yanan çöp konteynerlerine polis göndererek karşılık vermesi.
- Fatoumata'nın tarih öğretmeni olma hayali var. “Bugün haklarımız için mücadele ediyorsam, bunun nedeni gerçekten öğretmen olmak istemem. Ama bunu insanca koşullarda yapmak istiyorum. Mücadelemiz, bizden sonra gelecek öğrenciler ve öğretmenler için.”
- 2021’de The Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Fransa’da 16-25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 75’i iklim kriziyle bağlantılı kaygılar yaşıyor. Araştırmacılara gelecekten korktuklarını söylüyorlar.
Alexander Hurst* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Eğitim sistemini düzeltmek işin yalnızca başlangıcı olabilir. Asıl mesele, halktan giderek uzaklaşan siyasi sınıfın, sonunda terk edilmiş bir kuşağın sesine kulak verip vermeyeceği. Gençler, devletin herkese nitelikli eğitim sağlama sorumluluğunu yerine getirmediğini söyleyerek sokağa çıkıyor; hükümet ise karşılarına çevik kuvveti dikiyorsa, ortada derin bir sorun var demektir.
Fransa dışında yaşayanlar, Paris’te ve ülkenin başka kentlerinde düzenlenen öğrenci eylemlerini izlerken, “Fransa’da protestolar zaten eksik olmaz” ya da “Fransızlar yine bildiğimiz gibi” diye düşünmüş olabilir.
Oysa lise öğrencilerini sokağa döken, gençlerin öfkesini giderek büyüten koşullar, Fransa hakkında dışarıdan beslenen o tanıdık imgeyle pek bağdaşmıyor.
Fransa hükümetinin karşı karşıya olduğu tablo hiç de iç açıcı değil. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) son eğitim sıralamalarında 27’nci sıraya gerilemiş bir sistemden söz ediyoruz. Tavanları çöken, sınıflarında farelerin dolaştığı okullar var. Bagnolet’deki bir okulda öğrenciler içme suyuna bile erişemiyor. 2010’da sınıflarda ortalama 27 öğrenci varken bu sayı bugün 30’u aşmış durumda. İlkokul ve ortaokulların yarısında eğitim yılının başında öğretmen açığı yaşanıyor; üstelik birçok okulda eksik öğretmenlerin yerine görevlendirilebilecek yedek personel de bulunmuyor.
Protestolara katılan 34 yaşındaki öğretmen Julie, öğretmen açığının başlıca nedenlerini “düşük ücretler ve kötü muamele” olarak sıraladı. Meslek değiştirdikten sonra geçen yıl öğretmenliğe başlamış. Şimdi Paris’teki evinden şehrin dışındaki okuluna her gün bir saat 45 dakikada ulaşıyor. Fazla mesai ücretleri hariç aylık kazancı 2.100 euro.
Fransa’da öğretmenler, Almanya’daki meslektaşlarının kazandığının yalnızca yüzde 56’sını alıyor. Öte yandan şirketlere sağlanan kamu desteği yılda 200 milyar euroyu aşıyor.
Öğretmenler değil, öğrenciler eylemde
Böylesi bir tablo, öğretmenlerin öncülük ettiği büyük bir protesto dalgasını tetikleyebilirdi. Ancak bu kez sokağa ilk çıkanlar öğretmenler değil, öğrenciler oldu.
Çalışamaz hale gelmiş bir eğitim sisteminin kaderine razı gelmeyi reddeden gençler, bunun bedelini ağır ödedi. Polis müdahalesinde kullanılan mühimmat nedeniyle 16 yaşındaki bir öğrenci bir gözünü, 15 yaşındaki bir öğrenci elini kaybetti, 14 yaşındaki bir öğrencinin ise çenesi kırıldı.
Yüzlerce kişi de başka şekillerde yaralandı. Bir haftayı biraz aşan süre içinde, çoğu çocuk yaşta 4.400 kişi gözaltına alındı. Bu, aylarca süren Sarı Yelekliler protestolarında yapılan gözaltıların neredeyse yarısı demek.
Öğrencilerin bir yandan lise binalarına havai fişek atıp diğer yandan eğitim koşullarının kötülüğünden yakınması, ilk bakışta çelişkili görünebilir. Asıl çelişkiyse gençlerin geleceğine yatırım yapmayan bir hükümetin, yanan çöp konteynerlerine polis göndererek karşılık vermesi.
“Evet, bazıları çöp kutularını yakıyordu,” dedi bana, Seine-Saint-Denis’deki Lycée Paul Éluard’da son sınıfta okuyan 17 yaşındaki Fatoumata Sylla Wague. Okulunun öğrencileri, kampüs girişinde ilk barikatları kuran gruplar arasındaydı.
“Ama çöp kutularının canı yanmaz.”
Fatoumata ve arkadaşlarıysa polisin attığı göz yaşartıcı gazın etkisini doğrudan yaşadı.
Gelecek kaygısıyla eylemdeler
Okullarındaki koşulların dayanılmaz olduğunu söylüyor Fatoumata: Yazın kavurucu sıcaklar, kışın dondurucu soğuklar, küflenmiş duvarlar, elektrik kesintileri ve çoğu zaman herkese yetmeyen sıra ve sandalyeler… Bütün bunlara rağmen sokakta çevik kuvvetle karşı karşıya gelmektense sınıfta olmayı tercih ederdi.
Çünkü Fatoumata’nın bir gün tarih öğretmeni olmak gibi bir hayali var. Mayıs 1968 olaylarıyla kıyasladığı bu dönemde yaşananlara sessiz kalmanın doğru olmadığını düşünüyor. “Bugün haklarımız için mücadele ediyorsam, bunun nedeni gerçekten öğretmen olmak istemem. Ama bunu insanca koşullarda yapmak istiyorum. Mücadelemiz, bizden sonra gelecek öğrenciler ve öğretmenler için.”
Bugün genç olmanın ne kadar ağır bir yük haline geldiğini anlamak zor değil.
2021’de The Lancet dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Fransa’da 16-25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 75’i iklim kriziyle bağlantılı kaygılar yaşıyor. Araştırmacılara gelecekten korktuklarını söylüyorlar.
Yapay zekanın geleceği nasıl değiştireceği konusunda da Fransa’da ve başka ülkelerde pek çok öğrenci ve genç çalışan kaygılı. Bu teknolojinin kendi hayatlarını nasıl etkileyeceğini kestiremiyorlar. Fatoumata’nın bir başka endişesi de Fransa’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde aşırı sağın giderek güç kazanması.
Yetersiz eğitim, polis ve sağ kıskacı
Fransa’da art arda iktidara gelen hükümetler, ülkenin en yoksul ve sorunlarla boğuşan kent bölgelerinde yaşananlara çoğunlukla polis müdahaleleriyle karşılık verdi. Bu bölgelerde yaşayan gençler sık sık kimlik kontrolüne maruz kalıyor; üstelik bu kontroller çoğu zaman keyfi ve aşağılayıcı bir deneyime dönüşüyor.
Eğitim politikalarında da benzer bir eşitsizlik söz konusu. Mesleğe yeni başlayan, deneyimsiz öğretmenler çoğunlukla koşulların en ağır olduğu okullara atanıyor. Daha kıdemli öğretmenlerse daha elverişli okullara geçmek istediklerinde öncelik kazanıyor.
Fatoumata’nın kaygı duyduğu türden bir aşırı sağ iktidarın bu gerilimleri daha da derinleştirmesi kuvvetle muhtemel. Nitekim protestoların ardından sağcı siyasetçiler, daha ağır cezalar verilmesini ve güvenlik önlemlerinin artırılmasını istedi.
Oysa bu sorunlar daha fazla polisle, daha sert müdahalelerle çözülemez. Bugüne kadar çözülemediği de ortada.
Dahası, hükümetin yaklaşımı gençleri gerçekten dinlemeye niyetli olduğunu göstermiyor. Asıl sorun, bu mahallelerde yaşayan insanların ve gençlerin toplumun ayrılmaz bir parçası olarak görülmemesi.
Paris’teki République Meydanı’nda bir göstericinin taşıdığı pankartta şu yazıyordu: On n’est pas mal éduqué, on n’est pas écouté.
“Terbiyesiz değiliz; bizi dinleyen yok.”
* Alexander Hurst; Paris merkezli Amerikalı-Fransız bir gazeteci, yazar ve akademisyendir. Aynı zamanda The Guardian gazetesinin köşe yazarıdır.
Kaynak: The Guardian
Kaynak link: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/oct/09/school-protest-france-students-political-class