SELMA AKKAYA/PARİS
Beauvoir’ın mutluluk kaynağı özgür yaşam felsefesindedir. Ona göre özgürlükten kaynaklanmayan, özgürlüğü hedef almayan tüm eylemler anlamını yitirmektedir. Bu nedenle insanın özgürlüğünden feragat ettiği her durum onun mücadele alanı olmuştur.Simone Lucie Ernestine Marie Bertrand de Beauvoir (Simone de Beavoir), Fransız yazar ve felsefeci. Fikirleriyle Fransa’da feminist hareketin temellerini atan düşünürlerden biri.
Simone de Beauvoir Paris’te, Beauvoir çiftinin kızı olarak 9 Ocak 1908’de sıkı ataerkil örgünün içerisinde doğdu. Beauvoir’ın yaşamını ve düşüncelerini tam da bu şekillendirdi. Koyu katolik anne, bilinemezci (agnostik) aşırı Fransız milliyetçisi bir hukukçu baba, onun isyankar ruhunu çocukluğundan itibaren besleyen kaynaklar oldu.
Küçük yaşlarda onun vazgeçilmezi ve dostluğu ondan öğrendiğini ifade ettiği Zaza adlı arkadaşı yanındadır. Oyunları, sırları, yaşamı onunla örülüdür. Yazılarında Zaza’nın ona dostluğu öğreten kişi olmasının yanı sıra büyük bir etkisi daha olduğunu ifade eder. Beauvoir, Zaza’nın yaşamak istediği hayatı yaşamak istemediğini fark ettiğini, klasik bir hayat sürdürüp evlenip çocuk sahibi olma fikrinin kendine ait bir fikir olamayacağını, ona bu farklılığı kazandıranın Zaza’nın bu hayalleri olduğunu ifade eder.
‘Erkek olduğu için ona birincilik verilmiştir’
Beauvoir, geleneksellikten uzaklaşma fikrini çocuk yaşlarda keşfetse de ailenin sosyal konumu ve inançları onun felsefe seçimine kadar eğitim hayatını belirledi. Bu yüzden Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Sainte Marie Enstitüsü’nde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sorbonne’da felsefe eğitimi alırken Jean-Paul Sartre ile tanıştı.1929’da felsefe alanında Jean-Paul Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Kendi yazımlarından bu durumu “Erkek olduğu için ona birincilik verilmiştir” şeklinde ifade eder.
Okul yıllarında tanıştığı ve birlikte uzun yıllar yaşadığı Jean Paul Sartre, onun için şöyle der: “Mutluysam bu sizin sayenizde. Benim mutluluğum da sizi mutlu ediyorsa, bu çok adil bir çark olacak.” (Sartre’a Mektuplar)
Beauvoir’ın mutluluk kaynağı ise özgür yaşam felsefesindedir. Ona göre özgürlükten kaynaklanmayan, özgürlüğü hedef almayan tüm eylemler anlamını yitirmektedir. Bu nedenle insanın özgürlüğünden feragat ettiği her durum onun mücadele alanı olmuştur.
Bugüne damga vuracak fikirleri dile getirdi
Simone de Beauvoir, kadın çalışmalarına 1940’lı yıllardan sonra yoğunlaşır. İkinci Cins (Le Deuxieme Sexe), 1949 senesinde iki cilt olarak yayınlandı. Kitabında kendi yaşadıklarından da etkilenerek kendi üzerinden kadın haklarına değinen Beauvoir, evlilikten kürtaja birçok konu hakkında dönemin kimyasına aykırı hatta bugüne damga vuracak fikirleri dile getirdi. Beauvoir, kendi yaşamından, mesleğinden, dönemin toplumsal ilişkileri içerisinden erkek egemenliğin hakimiyetini sorgular.
‘Kadın doğulmaz, kadın olunur’
Ve kitaba dair çalışmayı yürütürken kendi yanlışlarını da keşfeden Beauvoir, şöyle der: “İkinci Cins’i yazarken hayatımda ilk kez bir gerçeğin farkına varmıştım; o da yanlış bir hayatı yaşadığımdı. Ya da daha doğrusu, bilmeden de olsa erkek-egemen toplumdan besleniyordum.”
Beavoir, “Kadın ve erkek arasındaki farklılıklar biyolojik unsurlardan öte kültüreldir. Kadın doğulmaz, kadın olunur” derken aynı zamanda ona göre, kız çocuklarını kadına dönüştürenin toplumun kendisi olduğunu savunur. Bu düşüncesi “Nasıl biyolojik farklılıkları yok sayar?” denilerek topa tutulduğunda, o bunu şöyle açıklar: “Kadın ve erkeğin farklıları vardır. Ancak bu farklılıklar kadınların maruz kaldığı konumun, sömürü ve baskının temeli değildir” der.
Fransa’da o dönem İkinci Cins kitabı bir manifesto niteliğinde algılandığında, feminist mücadele ve düşünceye de bir güç kazandırmıştır. 67 yaşına kadar yaşayan Beauvoir, ömrünü kadın mücadelesine verirken, toplum ve erkek düşünürler tarafından döneminin “ahlaksızı” olarak tanımlandı. Çünkü o yıllarda Beauvoir, kadına dair fikirlerini ifade ettiğinde ataerkil sistemin kodlarını yazanlar rahatsızdı!
Kadınların omzunda Sartre’ın yanına gömüldü
Kadın sorunu konusunda yazıp çizmeleri dışında ‘özgür eşim’ olarak tanımladığı Jean Paul Sartre, Adieux–Sartre’a Veda eserini kaleme aldı. 14 Nisan 1986 yılında hayata gözlerini yumduğunda kadınların omzunda Montparnasse mezarlığında Sartre’ın yanına gömüldü.