Kadınlara yakıştırılan sıfatlar öyle çok ki… Üstelik daha çocukluktan itibaren kadınlar, üretimin dışında, güçsüzlüğe mahkum, erkeğin korumasına muhtaç olduklarını anımsatır rol tarifleriyle yetiştirilmiyor mu?

Oysa bazı kadınlar var, hiç umursamıyorlar bunları. Egemen estetik normlarına boşverip, “güzelliklerini” kendileri olarak, elleriyle inşa ediyorlar. Vücut ölçüleri, davranış kalıpları, kahkahaya bile engel koyan “ayıp” mekanizması… Umurlarında değil. Kadın evinde oturmalı, erkeğini beklemeli, yemek yapmalı, yuva kurmalıymış! Oysa bu güzel kadınlar, evlerinde bir an için durmuyor, özgürlüğün peşine düşüyor, üstelik bunun için kimseye ricacı olmuyorlar.


Arjantin’den çeviri

Kim daha güzel? Özgürlüğüne el konması karşısında çaresizlik hissiyle köşesine çekilen, ona verilen görevleri sessiz ve şikayetsiz yerine getiren mi, toplumsal cinsiyet rollerine boşverip kendi rolünü kendisi belirleyen mi? NotaBene Yayınları, bu soruya ikinci yanıtı vermiş ve Arjantin’deki Chirimbote Yayınları’nın başladığı çocuk kitapları serisi “Anti-Prenses”i Türkçe’ye çevirmeye başlayarak yanıtın gereğini yerine getirmeye başlamış.


‘Birkaç prenses tanıyoruz...’

Anti-Prenses Serisi’nin editörlerinden Bahadır Ahıska, bu yolculuğa çıkma sebeplerini şöyle anlatıyor: “Birkaç prenses tanıyoruz, bizim gerçekliğimizden uzak, soğuk ve büyük kalelerde yaşıyorlar. Babaları, abileri veya onları kurtarmaya gelen prenslerin gölgesinde yaşayıp hayatları boyunca iyi ve makul bir eş olarak pasif hayatlar sürüyorlar. Kendi adlarını taşıyan öykülerde bile kendi hayatlarına tam olarak hakim değiller. Sürekli edilgen roldeler ve belirleyen değil belirlenen konumundalar. Bir Pamuk Prenses örneğin. Hiç kirlenmemiş, tertemiz, kar gibi bembeyaz. Karakter olarak çok saf ve kötülerin saldırılarından kendisini kurtaramayacak düzeyde zavallı. Prens olmasa hiç uyanamayacak bir noktada. Ya da Rapunzel; hep kaderi başkalarının elinde, tutsak bir yaşamı temsil ediyor. Cadı ya da prens fark etmiyor. Karşılaştığı kişinin iyi niyetine ya da kötü niyetine kalmış bir yaşam. Bizim serimiz onlardan biri olmayanlar için. Yani deterjan reklamı gibi olacak ama bazen kirlenmek iyi bir şeydir.”


Oyuncaklardan başlıyor

Serinin en önemli yanlarından biri, çocuk kitaplarından oluşması… Zira kız çocukları, Disney prensesleri ve Barbie bebekler gibi “modeller”le yetişerek derinlere kazılmış bir rolle büyüyor. Kendisi de bir kız babası olan Ahıska, “cinsiyet rollerinin adeta insanlarının gözünün içine sokulduğu bir dünyada” yaşadığımızı belirtiyor ve devam ediyor: “Oyuncak endüstrisi de bundan bağımsız değil. Bu tür figürler ve oyuncaklar biz kız babası olarak beni çok rahatsız ediyor. Zaten oyuncakçıya gittiğinizde göreceksiniz ki tüm mağaza tamamen cinsiyetçi bir temelde dizayn edilmiştir. Kızlar için uygun görülen çoğu pembe renkte oyuncaklar, daha çok oyuncak bebekler ve mutfak gereçleri, ütü malzemeleri… Öyle ya büyüdüklerinde anne olacaklar ve kocalarına yemek yapıp akşam eve geldikten sonra ona hizmet edecekler.”


Vejetaryen Külkedisi

NotaBene Yayınları, bu konuyla daha önce de ilgilenmiş; bazen tiye almış. Mesela “Vejetaryen Külkedisi” kitabı, hepimizin bildiği masalı bir de feminist gözle yeniden yorumlamış. Bu kitapta Külkedisi’nin prensle buluşup evlenmesi sonrası hayatı anlatılmış. Her gün keklik eti pişirilmesini isteyen maço bir prens ve vejetaryen olduğu için mağdur olan Külkedisi… Daha sonra aynı çalışma, “Kitika Li Ber Tifike” ismiyle Kürtçe olarak da okurla buluşturulmuş.

Anti-Prenses Serisi, Arjantin’deki bir yayınevine ait… Ama ülkemizin tarihi ve bugününde de birçok “anti-prenses” var. Ahıska, ekonomik zorluklar nedeniyle biraz temkinli davranmak zorunda olsalar da, kendilerinin de seriye eklemeler yapmayı düşündüğü bilgisini veriyor.


‘Anti-Prens’ de ihtiyaç

Peki “anti-prens” hikayelerine de ihtiyacımız yok mu? Bu soruya Ahıska, şöyle yanıt veriyor: “İhtiyaç var tabii. Aslında var olan cinsiyetçi ve kadını ezen düzen, erkek açısından da sakatlayıcı bir yapı oluşturuyor. Daha önce bahsettiğim gibi bizim bu tür cinsiyetçi eğilimleri eleştirdiğimiz ‘Uyanış Öncesi Öyküleri’ serisi gibi ya da güçlü olmanın iktidar olma anlamında avantajlı konumunu eleştiren ‘Ormanlar Kralı Karınca’ adlı çocuk kitaplarımız da mevcut. Yani adını öyle koymamış olsak da doğru çizgimizde ilerlemek niyetindeyiz.”


Kâr hedefi olmayan, kolektif yayınevi

NotaBene Yayınları’nın kendi hikayesi de ilgi çekici… 2010 yılında kurulan yayınevi, kar amacı gütmüyor. Temel amacını, “toplumsal muhalefetin düşünsel olarak köklü yenilenme ihtiyacına yanıt arayışı“ olarak tarif ediyor. Bahadır Ahıska da NotaBene’nin alternatif bir medya oluşturmak niyetiyle ortaya çıktığını belirtiyor. 

Yayınevine emek verenlerden hiçbiri, yayıncılık geçmişinden gelmiyormuş. Bu da emeğe, amatörlüğün ruhunu, heyecanını da katıyor. NotaBene’nin çok önemli bir özelliği de şu: Hiç kâr amacı gütmüyor. Ahıska, bunu da şöyle açıklıyor: “Bir tür sosyal sorumluluk… Bunu yaparken de üstten değil dinleyerek, gözlemleyerek yapıyoruz. Arada hata yaptığımız da oluyor kuşkusuz ama kötü niyet olmadığı için toparlaması kolay oluyor.  Ayrıca gazetecilerin başka yerlerde çeşitli nedenlerle yayınlamadıkları dosyaları yayınlıyoruz. 5-6 senede yaklaşık 200 kitaba ulaştık ve bu sayı yeni başlayan bir yayınevi için, üstelik şu iklimde hiç fena değil.”


Neden toplumsal cinsiyet?

Yayınevi, toplumsal cinsiyet rolleriyle de özel olarak ilgileniyor. “Queer” kitapların yanısıra bir de “KaosQueer” adında dergi, NotaBene Yayınları arasından çıkıyor. Peki bu konuyu neden bu kadar önemsiyorlar? Ahıska, yanıtlıyor: “Biz yayınevi olarak kâr amacı gütmeyen, amatör ruhla ilerleyen, biz ne okumak istiyorsak ve yayıncılık anlamında hangi konularda eksik görüyorsak o noktaya ilerleyen bir yayıneviyiz. Ağırlıklı olarak 96 Koordinasyon öğrenci kuşağından insanların desteğiyle kurulan kolektif bir yayınevi NotaBene ve toplumsal cinsiyet konusu bu anlamda hep ihmal edilen bir alan olduğu için ele aldığımız bir konu. NotaBene olarak sadece ‘KaosQueer’ dergisi değil cinsel politika serisinden yaklaşık 15 kitap yayınladık. Edebiyat alanında da ilk kitabını bizim yayınladığımız pek çok kadın yazar var. Bunlar hep bilinçli tercihler.”


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ