Kürt Halk Önderi 1993 yılından beri Kürt sorununun demokratik çözüm arayışı içindedir. Kürt sorununun demokratikleşme temelinde çözülmesini sağlayacak siyasi zemini sağlamak için birçok hamle yapmıştır. Devleti ve toplumu çözüme hazırlamak için çok yönlü çaba göstermiştir. Bu çabaların en sonuncusu 2012 sonunda başlatılmıştır. 2013 Newroz’unda başta demokrasi güçleri olmak üzere herkesime çağrı içeren bir demokratikleşme ve demokratik çözüm manifestosu sunmuştur. Ancak bu önemli tarihi adım ne demokrasi güçleri ne de toplum tarafından doğru anlaşılmıştır. Kuşkusuz Kürt Halk Önderi bu hamleyi demokratik çözüm ve barış için başlatmıştır. Ancak bu durum demokratik çözüm için adımlar atıldığı ve barış olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle çözüm sürecinden ve barıştan söz etmek mevcut gerçeği yansıtmadığı gibi, toplumun yanılgı içinde yaşamasına da yol açmaktadır. 

Bu açıdan bu sürece çözüm süreci ve barış demenin doğru olmadığını söylüyoruz. Çatışmasızlığın olması barışın olduğu anlamına gelmiyor. Mevcut duruma barış ortamı demek bile yanlıştır. Aksine, Kürt Halk Önderi barışa giden yolda önemli bir adım atmışken, Türk devleti bu süreci bir özel savaş zamanı haline getirmiştir. Karakol, askeri amaçlı yol ve barajlar yapılmasının başka ne anlamı olabilir? Bir özel savaş yürütmek ve şiddetli çatışmaya hazırlanmak anlamına gelmektedir. 

Bu nedenle süreci doğru tanımlamak için Türk devletini ve AKP Hükümetini çözüm sürecine sokma sürecinden söz ettik. Bu açıdan çözüm sürecinden söz etmek toplumu ve kendini kandırmaktır. Çünkü çözüm süreci diyebileceğimiz ne bir müzakere ne de atılmış adımlar vardır. AKP, çözüm süreci diyerek toplumu ve demokrasi güçlerini aldatmayı ve oyalamayı sürdürmeye çalışıyor. Ne var ki bu oyuna Kürt demokratik siyasi güçleri ve iyi niyetli birçok kişi ve çevre de alet oluyor. 

Kürt Halk Önderinin niyeti kuşkusuz bir çözüm süreci başlatmaktı. Ama olmadı. Çünkü tek taraflı birçok adım atılmasına rağmen AKP Hükümeti hiçbir karşılık vermedi.  Hatta Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımları yozlaştıran ve anlamsızlaştıran paketlerle Önder Apo’nun başlattığı sürece karşıt bir yaklaşım içine girdi. Bu nedenle ilk önceleri çözüm süreci yaratmaktan söz edilmesi yanlış değildi. Ancak 2013 Haziran’ından sonra çözüm süreci demek AKP’nin aldatma ve oyalama politikalarına alet olmak anlamına gelmektedir. AKP de bunu görerek her ağzını açtığında çözüm süreci diyerek mevcut gerçeği farklı göstermektedir. Buna Kürt demokratik siyasetinden birçok kişi ve Kürt basını da alet olmaktadır. 

Kürt sorunu en başta da demokrasi güçlerini sürece katmakla çözülebilir. Hatta MHP gibi partiler, çevreler ve kişiler dışında tüm siyasi çevreleri ve şahsiyetleri sürece katmakla çözülebilir. Demokratik kurumlar ve sivil toplum örgütlerinin sürece katılımı çözümü kolaylaştırır. Kürt sorunu gibi kapsamlı ve çok boyutlu bir sorun demokrasi güçlerini dışlayarak, kendisi dışındaki her çevreyi karşısına alarak çözülemez. AKP’nin bugünkü yaklaşımı budur. Bu tutum, başlı başına Kürt sorununun çözülmesi için gerekli olan ortamı ve süreci provoke etmek anlamına gelmektedir. Böyle yaklaşan bir siyasi gücün çözüm iradesi yoktur demektir. 

Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi, AKP hem adım atmayarak hem de başta demokrasi güçleri olmak üzere her çevreyi karşısına alarak Kürt sorununda çözüm muhatabı olmaktan çıkmıştır, dedi. Bu çerçevede de demokrasi güçlerinin acilen devreye girmesi gerektiği çağrısı yaptı.

AKP Hükümeti, Kürt Halk Önderi’nin başlattığı süreci anlaşılmaz hale getirmiş ve provoke etmiştir. Öyle ki, Kürt Halk Önderi 2013 Newroz çağrısını yaptığında birçok çevre ve Türkiye toplumu çözüm isterken; gelinen noktada toplum ve birçok çevrenin Kürt Halk Önderinin başlattığı sürece kuşkuyla bakması söz konusudur. Bunu yaratan AKP’dir. AKP, demokratikleşme yerine baskıcı bir zihniyetle hareket ederek “mevcut süreçten bir şey çıkmaz” algısının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Hatta AKP’nin bu süreci kendisi için kullanmaya çalıştığı yargısı yaygınlaşmıştır. Bu durumun ortaya çıkmasından bizzat AKP Hükümeti sorumludur. 

AKP Hükümeti defalarca kendisine tanınan fırsatları iktidarını sürdürmek ve hegemonyasını pekiştirmek için kullanmıştır. Hegemonik baskıcı ve demokrasi güçlerini dışlayan bir zihniyet bırakalım Kürt sorununu çözmeyi, daha kolay atılacak demokratikleşme adımlarını bile atamaz. Nitekim AKP Hükümeti daha fazla hegemonikleşmektedir. Sonu yaklaşan tüm diktatörlükler gibi hareket etmektedir. 

Bu durum karşısında çözüm sürecinden söz etmek ve “barış, barış” diyerek kendini kandırmak, AKP’nin oyalama ve zamana yayarak tasfiye etme politikalarına bile bile yatmak olur. Kürt Özgürlük Hareketi, AKP gerçeğini iyi bildiğinden Kürt sorununun çözümünde asıl muhatabın demokrasi güçleri olduğunu vurgulamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tespiti doğru olduğu gibi, bunun dışındaki her yaklaşım çözümsüzlüğe hizmet edecektir. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi mücadele etmeden Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmeyeceğini söyleyerek çok yönlü örgütlenme ve mücadele çağrısı yapmıştır. Mücadele gelişmeden ne müzakere olur ne de Kürt sorunu çözülür. Bu nedenle mücadelesizlik devekuşu gibi kafayı kuma gömmektir. 

Demokratik zihniyet ve uygulamalar ortaya koymadan AKP’nin ne söylediğine bakmamak lazım. AKP çok açık, net, müzakere yapıp ciddi adımlar atmadan da İmralı’da süren diyalogdan bir şey beklenmemelidir. Kürt Halk Önderi’yle her zaman görüşebilirler. AKP de her zaman heyetler gönderebilir. Buna bakarak sanki bir çözüm süreci varmış gibi bir yargı içine girmemek lazım. Baş müzakereci olan Kürt Halk Önderi’nin rolünü oynayabilmesi için de mevcut durumu doğru ele almak ve ona göre sonuçlara varmak gerekir. Yoksa Kürt Halk Önderi İmralı’da ne konuşuyor, ne söylüyor diyerek bir beklenti içine girmek ve mücadele gereklerini yerine getirmemek en başta da bu Önderliğin yarattığı siyasi bilinç, özgür duruş ve mücadele gerçeğine ters düşmek olur. Nitekim Kürt Halk Önderi pasif ve mücadelesiz duruşu kendi çabasını anlamamak, özgürlük ruhundan ve amacından kopmak olarak değerlendirmektedir. Sanki mücadele etmeden, her şey oradaki konuşmalarla olacakmış gibi bir yaklaşım içinde olmak, herkesin kendi sorumluluğunu Kürt Halk Önderi’nin sırtına yüklemesi anlamına gelir. Bu, sorumsuzluktur ve sorumluluktan kaçmak olur. Bu tutum kadar Önderli karşıtı bir tutum olamaz. Bu tür tutumlar, açık Önderlik karşıtlığından daha tehlikelidir. En kötüsü de özgürlük mücadelesinin ve bu mücadelenin Önderliğini çürütme ortamına terk etmektir. Bu nedenle herkes aklını başına toplamalıdır; gafletten, hatta ihanet durumundan uyanmalıdır. Çünkü sanki bir çözüm süreci ve barış varmış gibi gaflet içinde olmanın sonu ihanete kadar gider. On binlerce şehidin, gazinin, yüz binlerce tutsağın mücadele ve özlemlerine ters bir pozisyonda kalmak anlamına gelir. 

Bu açıdan herkes Özgürlük Hareketi’nin tutumunu doğru anlamalı ve gereklerini yerine getirmelidir.