Garibe'nin günlükleri...

Dosya Haberleri —

Garibe Gezer

Garibe Gezer

  • Asiydi, onu tanıyan herkes böyle söylüyordu. Garibe yaşadıklarını not etti, günlük tuttu, özlemlerini de, maruz kaldığı insanlık dışı koşulları da bulduğu her şeye, deftere, kitaba, takvim yapraklarına yazıp durdu. 

GÜLCAN DERELİ

İntihar deniliyordu oysa her şey gün gibi ortaydı, katledilmişti, intihar süsü verilmek istenmişti. Tanıklar vardı, kayıtlar vardı, katledilmeden önce kaleme alınmış notlar vardı. Hakikat demir parmaklıklar ardından süzüle süzüle bir yolunu bulmuştu... Asiydi, onu tanıyan herkes böyle söylüyordu. Daha çok küçük yaşta sisteme başkaldırmıştı. Okula gitmeyi reddetmişti ancak okuma-yazmayı öğrenmesi için ailenin de isteği üzerine okula devam etmişti. İlkokulu dördüncü sınıfta terk etmiş ve ailesine ekonomik katkıda bulunmak için çalışmaya başlamıştı. Çocuk yaşta birçok Kürt çocuğu gibi mevsimlik işlerde çalışmıştı. Artık bir genç olduğunda mevsimlik işçi olarak gittiği Antalya'da bir fabrikada işe başlamıştı ancak bir yandan da memleket hasreti içini kavurur olmuştu. O ateşle memlekete döndü, artık bir amacı vardı. Halkı için çalışacaktı. Öyle de yaptı. Demokratik Bölgeler Partisi'nde (DBP) görev aldı. Kapı kapı, ev ev dolaştı. Eve uğramaz olmuştu çünkü artık bir ailesi değil binlerce ailesi vardı.

Garibe ve Bilal

Bir davanı yükünü sırtladılar

Kobanê Serhildanı döneminde 7-8 Ekim 2014 eylemleri patlak verdiğinde canından bir parça olan ağabeyi Bilal, kontralar tarafından katledilir. İki kardeş arasında 5 yaş vardır. Bilal 1985 doğumlu, Garibe ise 1990 doğumludur. İki kardeşten çok daha öte bir bağ vardır aralarında. Kendi ömürlerini aşan bir davanın yükünü sırtlarlar. Kürt Ulusal kıyafetlerini giyer, her düğüne beraber giderler. Biri üzülünce diğerinin canı daha çok yanıyordur. Ömürleri de neredeyse aynı sürede sona erer. Bilal 2014 yılında 29 yaşındayken Mardin Dargeçit'te kontra tarafından silahla katledilir, Garibe ise 31 yaşında Kandıra 1 Nolu F Tipi'nde işkenceyle katledilir. Birbirine ölümüne bağlı iki kardeşin ipini de aynı eller çekmiştir.

Salonun her köşesinde Garibe ve Bilal Gezer'e ait fotoğrafları görüyorum. O fotoğrafların arasında hemen göze çarpan iki fotoğraf daha var, biri katledilen Kürt siyasetçi Mehmet Sincar'ın fotoğrafı, diğeri ise sürgünde yaşamını yitiren sanatçı Ahmet Kaya'nın fotoğrafıydı.

Garibe'nin odası...

Garibe Gezer'in evine Dargeçit'e gidiyorum. Garibe daha içeri girmeden hemen kapıya asılı kendi fotoğrafı ve kendisi gibi katledilen Deniz Poyraz ile bizi karşılıyor. Ablası Asya Gezer, annesi Halime Gezer ve babası Yusuf Gezer ile salonda kısa sohbetin ardından Garibe'nin yengeleri, yeğenleri ile selamlaşıyoruz. Salonun her köşesinde Garibe ve Bilal Gezer'e ait fotoğrafları görüyorum. O fotoğrafların arasında hemen göze çarpan iki fotoğraf daha var, biri katledilen Kürt siyasetçi Mehmet Sincar'ın fotoğrafı, diğeri ise sürgünde yaşamını yitiren sanatçı Ahmet Kaya'nın fotoğrafıydı. Sohbet yoğunlaştıkça Garibe'ye dair ne varsa duymak, bilmek istiyorum. Tabi aileyi de zorlamak istemiyorum, ancak aile hiç kırmadan tüm sorularımı yanıtlıyor. Garibe'nin odasının kapısı aralık. Halime anne o odanın kapısının önünde oturuyor, gözlemlediğim kadarıyla da o odaya çok sık girilmiyor. Ben talep etmeden Asya'nın odaya girilebilirsin sözleriyle hemen ayaklandım. Duvarda iki kardeşin kocaman fotoğrafı duruyor...

Çok direngendi

Bazı emekçilerin elleri çalışma koşullarından dolayı normalden biraz daha farklıdır. Nasırlıdır, büyüktür, yorgundur… Garibe de daha çocuk yaşta tarlalarda çalıştığı için elleri yaşıtlarına göre daha iridir. Zaman zaman alay konusu da olmuştur. Garibe, bir notunda gardiyanların ellerini incelediğine ve kendilerince yaptığı yorumlara yer veriyor. Asya Gezer de, Garibe'den konuşurken, ellerine dikkat çekiyor:  "Eve gelmiyordu, hep çalışıyordu. Elleri çok büyüktü. Çok direngendi. Asiydi, babasının dışında kimseyi dinlemezdi. DBP'de yöneticiydi, hep çalışmalardaydı. Özyönetim sürecinde de çok çabaladı, 3 gizli tanık vardı. 19 günlük yasak sürecinde tutuklandılar. Gizli tanıkların ifadeleriyle onlara ceza yağdırdılar. Dava güvenlik gerekçesiyle Midyat’tan Van’a götürüldü."

Garibe daha içeri girmeden hemen kapıya iliştirilmiş  kendi fotoğrafı ve kendisi gibi katledilen Deniz Poyraz ile bizi karşılıyor.

Günlük tuttu

Kandıra'ya sürgün edilmeden önce birçok cezaevine sürgün edilir. Sürekli sürgünler yaşar. Tarsus'tan Kayseri’ye sürgün edildiğinde şahsi eşyaları olan televizyonu, ketılı, elbiseleri verilmedi. Tek kaldığı halde eşyaları verilmiyordu. Hükümlü değil tutukluydu. Ancak Türk yargısı için fark etmiyordu. Yaşadıklarına isyan edip kaldığı hücreyi ateşe verdi. Sonra farklı hücreye atıldı, su dolu bir hücreydi, battaniyesi de ıslak halde verilmişti. Sadece ranzanın üstünde iki gün geçirdi, "Dondum" diyordu. Ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde yaşadığı işkencenin sorumluları olan başgardiyan ve cezaevi müdürünün ismini verdiği için Kocaeli Kandıra'ya sürgün edildi. Orada 22 gün hücrede tutuldu. Defalarca tek kişilik koğuştan alınmasını istedi. Kadın gardiyanlar tarafından cinsel tacize uğradı. Dışkı dolu bir hücrede kaldı. “Sesim duyulsun” dedi, dünya duydu ama duymak istemeyenler de çoktu. Garibe yaşadıklarını not etti, günlük tuttu, özlemlerini de, maruz kaldığı insanlık dışı koşulları da bulduğu her şeye, deftere, kitaba, takvim yapraklarına yazıp durdu.

20 gardiyan işkence yaptı

Ben Garibe Gezer, işkenceden hemen önce ve sonrasında yaşadıklarımı anlatıyorum: "O zaman dilekçe verdim arkadaşların odasına geçmek için ya da onlara yakın bir odaya alınmak için. O zaman gardiyanlar geldi, 'Garibe dilekçen reddedildi ve müdür seninle görüşmek istiyor' dedi. Ben de bizim dilekçelere sözlü cevap verilmiyor, yazılı bir şekilde veriliyor, ben müdürle görüşmem, bizim sorumlu arkadaşlarımız var onlarla görüşsün dedim. O sırada kadın gardiyanlar darp etmeye başladı, ben de direndim, direndiğim için de koridorda sürüklemeye başladılar, yaklaşık 200-300 metre koridorda sürüklediler, üzerimde şalvar vardı, şalvar üzerimden çıktı iç çamaşırıyla kaldım, erkek gardiyanlar da bakıp pis pis sırıtıyordu. Zaten ben orada delirdim. Sonra süngerli odaya götürdüler. 4 saat ters plastik kelepçe ile tutuldum. Sonra psikolog geldi. 'Dediklerimi yapacaksın' diyerek tehdit etti. Buna da direndim. Sonra erkek-kadın yaklaşık 20 gardiyan geldi, ellerimi ters çevirmişlerdi, postallarıyla boynuma bastılar. Ellerim, her yerim morluk içindeydi, kadın gardiyanların cinsel tacizine maruz kaldım. Beni odaya getirdiklerinde baygındım, uyandığımda her yer kan içindeydi, zar zor butona bastım arkadaşlara seslendim. Ağzımdan, burnumdan kan akıyordu. Revire götürmediler, ailelerin görüşe geldikleri yere doğru bir yere götürdüler, doktor yanlı konuşunca tedaviyi kabul etmedim. Kabul etmedim diye bana dilekçe imzalattılar, 'ölümümden ben sorumluyum' diye. Buna direndiğim için tekrar süngerli odaya götürüldüm. 21 Mayıs'ta 24 saat süngerli odada tutuldum."