Koruculuğu kabul etmedikleri için 1985'den boşaltılan, 1995 yılına kadar savaş uçakları ile bombalanma dahil olmak üzere infaz, işkence ve baskı çemberinde tutulan Çukurca'nın Narlı (Biyadir) köyünun sakinleri, 2009 yılında döndükleri köylerinde patlamamış bombalar ve yıkık evleri arasında yaşıyor. Koruculuğa karşı direndikleri için askerlerin "Gavur" köyü adını taktığı Narlı sakinleri, yaşadıkları zulmü ve dökülen kanı unutmayacaklarını dile getirdi.

Hakkari'nin Çukurca İlçesi'ne bağlı Narlı (Biyadir) köyünde yaşayanlar, koruculuk sistemi dayatmalarına karşı çıktıkları için önce köyleri askerler tarafından "Gavur" olarak adlandırıldı, ardından da 1985 yılından yakılıp, 1995 yılına kadar işkence, baskı ve infazlarla yüz yüze bırakıldı. Tüm baskılara rağmen koruculuğu kabul etmeyen 300 haneli köy, 1995 yılında askerler tarafından, "Ya köyü boşaltırsınız ya da hepiniz ölürsünüz" tehdidi ile boşaltıldı. Köylerini terk eden ve ardından 2009 yılında 30 hane olarak geri dönüş yapan köy sakinleri, yanı başlarında patlamamış havan mermileri ve yıkık dökük evlerin arasında geçmişin anılarıyla yaşıyor.

300 haneli köy boşaltıldı

Kabus gibi yılların şahidi Abdullah Kaynak (49), bölgede 1984 itibari ile başlayan çatışmalardan bu yana TSK güçlerinin verdiği zayiatın intikamını çatışmanın çıktığı yere yakın köy sakinlerinden aldığını söyledi. TSK güçlerinin her çatışma sonrasında köylerini günlerce bombaladığını, sivilleri infaz ettiğini, işkencelerden geçirdiğini belirten Kaynak, o günler şöyle anlattı: "Bir yerde hepsini toplayıp dalga geçiyorlardı. Tabura götürüp, dövüyorlardı. Çoluk çocuk demeden 7'den 70'e bütün köylüyü toplayıp, hakaret ediyorlardı. Çok büyük zulümler yaptılar bize. 84'ten köyü bırakmak zorunda kaldığımız 1995 yılına kadar hükümet bizimle uğraştı, bizden belasını çekmedi. Davamıza bağlı olduğumuz için bize Gavur köyü dediler. Sık sık bombardıman altında tutarlardı. En son zorla boşaltılar. Bazıları Hakkari'ye, bazıları Çukurca, Van'a her yere dağıldık."

Türk zulmünden kesitler

Narlı köyünde 10'a yakın "faili meçhul" cinayet işlendi. Bunlardan biri de 1984 yılı Ekim ayında köyün karşısındaki tepede bulunan 3'üncü Komando Tabur Komutanlığı'na PKK'liler tarafından düzenlenen eylemde 8 askerin yaşamını yitirmesi ardından evi basılan Mustafa Erdal, dönemin tabur komutanı Ramis Yaman tarafından gözaltına aldırılarak, 20 gün boyunca işkenceden geçirildi. İşkencenin ardından Narlı köyünün kenarında bulunan dağlık alana götürülerek katledilen Erdal'ın cenazesi ailesine, "Dağdan atlayarak intihar etmiş" diye teslim edildi. Ailenin açtığı dava ise zamanaşımından düştü.

İnlete inlete öldürdüler

Babasının işkencenin ardından arazide öldürülmeye götürülmesine tüm köyün şahit olduğunu dile getiren oğlu Nezir Edal (32), "Biz hepimiz ancak gizlice seyredebiliyorduk. Babamın götürülüşünü banyo penceresinden gizli gizli izledim. Sözde silahı varmış. Silahını göstermesini istediler. Orada silahı olmayınca kafasına dipçikle vurarak inlete inlete infaz ettiler" diye anlattı.

O gün kıyametti

Köy sakinlerinin belleğine kazınan başka bir olay ise, 23 Eylül 1987 tarihinde köyün misket bombaları ile bombalaması sonucu 3 yurttaşın yaşamını yitirmesi ve çok sayıda kişinin yaralanması olayı. Köy sakinleri, katliamın Türkiye ile Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin işbirliğinde yaşandığını dile getirirken, Çukurca Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 1989 yılından ailelere şimdiki 100 TL'ye tekabül eden cüzi miktarda tazminat bedeli verilerek olayın üstü kapatıldı. Bombalamada eşi Abdullah Özcan'ı kaybeden, kendisi ise ağır yaralanan Meryem Özcan (54), köyün bombardımana tutulduğu anı "O gün bizim için kıyametti" diye özetledi. Bombalama esnasında tarlada pirinç ektiklerini anlatan Özcan, "Bir anda uçaklar gelip bomba yağdırdı. Ne olduğunu anlamadık her yer kıyamet gibi oldu. Eşimin bir kolu diğer tarafa uçtu. Ben eşimin kolunu, parçalanan cesedinin yanına getirirken, benim de sol omzuma şarapnel parçası isabet etti. Bombalar bilye gibiydi. Bayıldım. Gözümü açtığımda hastanedeydim" dedi.

'Akıtılan kanımı unutmayacağım'

Köyün açık açık bombalanmasına rağmen kimse hakkında soruşturma açılmadığına dikkat çeken Özcan, köy sakinlerinin koruculuğu kabul etmediği için köyün tamamen ortadan kaldırılarak katliam yapılmak istendiğini ifade etti. Akıtılan kanı asla unutmayacağına vurgu yapan Özcan, "Allah bu zulmü kabul etmesin. Ben kanımı unutmayacağım. Kürdistan'ın birçok yerinde böyle kan aktı. Roboskî'de de aynısını yaptılar. Hepsini sakladılar. Bizi tanımadılar. Hala da tanımıyorlar. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz" diye belirtti.

Kum gibi yağdı

Bombalama olayının başka bir tanığı Gülizar Özcan (50) da "Bombalar kum gibi üzerimize yağdı" diye belirtti. Herkesin bombardıman esnasında sağa sola kaçıştığını, 3 kişinin yaşamını yitirdiğini, 10 kişinin ise ağır yaralandığını kaydeden Özcan, "Bu köy Kürt olduğu ve korucu olmadığı için bunu yaptılar" dedi.


 DİHA/HAKKARİ