Tutukluluğu döneminde yaşadığı hukuksuzlukları anlatan gazeteci Seda Taşkın, 20 Mart’ta görülecek duruşması için bütün gazetecileri dayanışmaya çağırdı.
Taşkın, “Bugün yüzü aşkın gazeteci cezaevindeyse ve bu durum dışarıdaki tüm gazetecilerde bir rahatsızlık uyandırmıyorsa sorun ciddidir. Trajikomik gerekçelerle yıllarca ceza verenler yarın aynı durumu onlara da yaşatabilir. Bu tehlikeye karşı dayanışmayı büyütmeliyiz” dedi.
EGÎD EREN
Türkiye, dünyada en fazla gazetecinin hapsedildiği ülke. Hakikati ortaya çıkarma arayışında olan, vicdan ve akılla haber yapan gazeteciler her an tutuklanmayla yüz yüze. Bunlardan biri de Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri Seda Taşkın.
Seda Taşkın, Mûş’ta 20 Aralık 2017’de “hakkında ciddi ihbar var” denilerek gözaltına alınıp, “adli kontrol” şartı ile serbest bırakılmış, savcılık tarafından yapılan itiraz üzerine ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla tutuklanmıştı. 10 Ekim 2018’de Muş 2. Ağır Ceza Mahkemesi “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçundan 4 yıl 2 ay, “örgüt propagandası” suçundan ise 3 yıl 4 ay olmak üzere, toplamda 7 yıl 6 ay hapis cezası vermişti. İstinaf Mahkemesi’nin tensip ara kararı ile Taşkın, 17 Ocak 2019’da tutuklu bulunduğu Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. 20 Mart’ta mahkemesi görülecek olan Seda Taşkın tutukluluğu süresinde yaşadıklarını gazetemize anlattı.
‘Örgüte moral veriyorsun’ suçlaması
“Gazetecilik mesleğimi icra etmiş olmam nedeniyle hakkımda 7 yıl 6 ay ceza verildi. 360 gün Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunmamın ardından 17 Ocak 2019’da İstinaf Mahkemesi tensip ara kararı ile tahliye edildim. Bugün geldiğimiz aşamada iktidar kendisini eleştirenlerden kimisini tutukluyor, kimisini de davalar yoluyla mesleğini yapamaz hale getirmek istiyor. Benim dosyam gazeteciliğin nasıl suçlama konusu yapıldığını gözler önüne seriyor. Örneğin Mûş’ta tutuklanan 78 yaşındaki hasta bir kadının haberini yapmak istemiş olmam suçlama konusu yapıldı. Yine avukatlarla yaptığım haber içerikli görüşmeler, Gazeteciler Günü’nde Özgür Gündem gazetesinin ve eskiden çalıştığım DİHA’nın mikrofonunun olduğu bir fotoğraf paylaşmış olmam suçlama konusu oldu. Haberle ‘Örgüte moral verdiğim’ iddia edildi. Oysa ben bir gazeteciyim ve mesleğim gereği haberin olduğu her yere gidebilirim ve istediğim haberi yapma konusunda özgürüm.
Trajikomik gerekçelerle iki yıl tutuldum
Gözaltı sürecinde pek çok hukuksuzluğa maruz kaldım, hem fiziki hem de psikolojik işkenceye uğradım. Bu hukuksuzluk gözaltı sürecinden sonra denetimli olarak serbest bırakılmam ve sonrasında savcının itirazı sonucu tutuklanmamla devam etti. Muhabir arkadaşımın paylaşımlarını paylaşmam suç sayıldı. Oysa arkadaşım bu paylaşımları dolayısıyla yargılanmış ve beraat etmişti. Mahkeme heyeti bu durumu ciddiye almadı. Duruşmalar boyunca mahkeme heyeti bana tek soru sormadı. ‘Örgüt üyeliği’ne dair hiçbir husus dosyamda olmamasına rağmen bununla suçlandım. Karar duruşmasında, ilk duruşmadan sonuncusuna kadar da adı dahi geçmeyen ‘örgüte yardım ve yataklık’ suçlaması ile ceza aldım. Sırf tahliye olmamın engellenmesi için verilmiş bir karar olduğunu düşünüyorum. Çocukluktan bu yana kullandığım ismim ‘kod isim’ olarak adlandırıldı. Oysa ismimin Seda olduğu çok açıktı ve bunu ispatlamamıza rağmen iki mahkeme bu yüzden uzadı. Dosyamda somut gerekçeler olmadığı için bu tür trajikomik gerekçelerle karşılaştım. Önlerinde bomboş bir dosya vardı. Yapabilecekleri tek şey sudan gerekçeler üretmekti. Öyle de yaptılar.
Bana verilen ceza tüm gazetecilere gözdağıdır
Uzun bir süre Ankara’da muhabirlik yaptım. Van, Bitlis ve Muş’a haber yapmak için gittim. Ankara’da da olsak mesleğimizi icra etmek gerçekten çok zor. Ancak Kürt illerinde bu tür hukuksuzluklar daha rahat işletiliyor. Çünkü görünürlük anlamında ve sahiplenilme anlamında eksik kalınıyor. Bu yüzden de bu kadar yüksek cezalar verilebiliyor. Bugün nerede olursak olalım şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: Herkes, bilgi edinme ve haber alma, özgür düşünce, ifade ve serbest eleştiri hakkına sahiptir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasının başlıca yolu olan basın ve yayın özgürlüğü temel insan haklarındandır. Bu hakların demokratik hukuk devletinde anayasal güvence altında olması esastır. Ancak gittiğimiz her yerde maalesef bu engellerle karşılaşıyoruz. Açıkça bize ‘haber yaparsanız tutuklanırsınız’ deniliyor. Cezalarla sindirmeye çalışıyorlar. Bana verilen ceza aslında gazetecilik mesleğine verilmiştir. Benim şahsımda diğer meslektaşlarıma verilen bir mesajdır. Ben bütün duruşmalarımda gazetecilik mesleğinin suç olmadığını anlatmaya çalıştım ve anlatmaya da devam edeceğim.
Tutukluluk süresini eğitimle geçirdim
Bulunduğum koğuşta toplumun her kesiminden kadınlar vardı. Aralarında öğrenci de vardı, ev kadını da. Siyasetçisi de benim gibi gazeteci olan da. Koğuşlar bir kişinin kalabileceği şekilde yapılmış olmasına rağmen aynı koğuşta 3 kişi kalıyorduk. Bunun nedeni ise yoğun tutuklamalardı. Hareket alanımız neredeyse yok denecek kadar azdı. Sadece havalandırmada bir nebze olsun hareket edebiliyorduk. Güne çok erken başlıyordum. Her sabah 7:30’da uyanıyor, bir saat spor yapıyordum. Sonra kahvaltı, ardından da aralıksız iki saat boyunca kitap okuyordum. Öğlen yemeğinden sonra yine okuma ve yazmayla vaktimi geçiriyordum. Yani olabildiğince okuyarak, araştırarak günümü geçiriyordum. Foto belgeselcilik ve foto röportaj üzerine okumalar ve çalışmalar yaptım. Makine olmayınca zor oluyordu ancak zihnimde canlandırmalar yaparak üstesinden geliyordum. İnsan nerede olursa olsun zihin gücü ile tüm duvarları aşabiliyor.
Gazetecilik mekana sığmaz
Ben dışarıda olduğum gibi içeride de mesleğimi sürdürmeye devam ettim. Gazetecilik mesleğini mekanlarla sınırlandıramayız. Bu yüzden içeride yaşanan hak ihlallerini defalarca haberleştirdim. Hapisteki herkesin ayrı ayrı hikayesi vardı ve ben bu hikayelere yöneldim. Hapishaneler en çok hak ihlallerinin yaşandığı mekanlardan biri, bu noktada içeride yaşanılanları dışarı taşımak gibi bir sorumluluk aldım. Bu haberlerle de toplumla aramıza örülmek istenen duvarı yıkmaya çalıştım.
Gazeteciler yüzünü birbirine dönmeli
Aslında Kürt gazeteciler bu hukuksuzlukla yeni karşılaşmıyor. Yıllardan bu yana devam eden bir baskı ile karşı karşıyalar. Ancak bu durum şu an bütün gazeteciler için geçerli. İktidarın çıkarlarına uygun haber yapmıyorsanız otomatik olarak suçlu sayılıyorsunuz. Bu noktada tüm gazetecilerin yüzünü birbirine dönmesi ve dayanışmayı büyütmesi gerekiyor. Bugün yüzü aşkın gazeteci cezaevindeyse ve bu durum dışarıdaki tüm gazetecilerde bir rahatsızlık uyandırmıyorsa bu ciddi bir sorundur. Bugün bu kadar trajikomik gerekçelerle yıllarca ceza verenler yarın aynı durumu onlara da yaşatabilir. Bu tehlikeye karşı dayanışmayı büyütmeliyiz.
Mahkemem 20 Mart 2019 tarihinde Erzurum Bölge Mahkemesi’nde yeniden görülecek. Bu süreçte dayanışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım bu defa hukuka uygun bir yargılama gerçekleşir. Bu durum tüm meslektaşlarım için geçerli ve onlar içinde aynı dayanışmanın sergilenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.