Dün Berkin Elvan’ın katledilişinin birinci yıldönümüydü. Berkin, Gezi Direnişi sırasında 16 Haziran 2013 tarihinde polis tarafından atılan gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine tam 269 gün boyunca komada kaldıktan sonra 15 yaşında hayata gözlerini yummuştu. 

Berkin’in cenazesi tüm toplumu bir araya getirdi, tıpkı Hrant Dink ve Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in cenazelerinde olduğu gibi insanlar sel olup alanlara aktı. Bu üç cenaze de toplumun kırılma noktası oldu ve bir o kadar da her kesimden insanın birleşmesini sağladı. Katledilen bu güzel insanların katillerinin hepsi aynı, hepsi de aynı ceberut devlettir. Ondandır ki bu insanlar Türkiye ve Kürdistan’ın sembolü oldu. 

Berkin’in ölümünün ardından o zamanlar Başbakan, bugün ise Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, Antep’te yaptığı bir mitingde katledilen Berkin hakkında çok ağır ifadeler kullandı. Erdoğan, "Demir bilyeleri savuran o kişinin kaç yaşında olduğunu polis nereden ayıracak?" dedi. Bu yetmezmiş gibi kendisini dinlemeye gelen kalabalığa Berkin’in annesini yuhalattı. 

Erdoğan’ın meşruiyeti elbet salt bu yuhalatma ve 15 yaşındaki çocuğu "terörist" ilan etmesi ile bitmemiştir. Erdoğan ve hükümetinin meşruiyetinin bitmesi de yeni değil. Berkin’in ve nice katlettikleri çocuğun katillerini korudukları an bitmiştir. Öyle kasetler, yasa dışı dinlemeler, yolsuzluk, rüşvet ile değil kendi yarattıkları katilleri bizzat korudukları an bitmiştir. 

Berkin’in annesi Gülsüm Elvan, "oğlumu Erdoğan aldı" dediğinde çok da doğru söylemişti. 

Berkin bu coğrafyada 20 yaşını bulamayan binlerce çocuktan sadece birisiydi. Çok az insana nasip olur böyle uğurlamalar. 

Bugün ayrıca 12 Mart. Gazi Katliamı’nın da 20. yıldönümü. 20 yıl önce bugün İstanbul Gazi Mahallesi'nde 17 Alevi yurttaş yaşamını yitirdi. Katliamın hemen ardından sorumlular hakkında açılan davalarda işletilen ‘cezasızlık’ politikası nedeniyle katliamı gerçekleştiren polis-kontrgerilla güçler aklandı. 

Gazi davası avukatları, o dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu hakkında suç duyurusunda bulunuldu ve bütün amirlerin yargılanmasını istediler. Dava dahi açılmadı ve açılan davalarda göstermelik yargılamalar yapıldı. 

Dönemin İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı katliamdan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, katliamın "Yeşil kod adlı kontrgerilla üyesi Mahmut Yıldırım ve ekibi" öncülüğünde yapıldığını itiraf etmişti. 

Yine Gazi Katliamı avukatları, Hanefi Avcı başta olmak üzere pek çok devlet görevlisi için, "Sanık olamadılar, bari tanık olsunlar" diye talepte bulundular. Mahkeme bu tanıkları dinlemek bile istemedi ve katliamı bu şekilde örtbas ettiler. 

Bugün Gazi Katliamı davası da tıpkı Sivas Katliamı davası gibi zamanaşımı tehlikesi altında. Erdoğan, Sivas Katliamı davasının zaman aşımı sonrasında, "Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun" diyerek kutlamıştı.  

Çünkü Sivas Katliamı’nda Madımak Oteli önünde toplanarak, onlarca aydını katleden kişilerin zihniyeti ile bugün Musul’da, Irak’ın ve Suriye’nin köylerinde, Rojava’da, Kobanê’de kafa kesen DAİŞ faşistlerinin zihniyeti aynıdır. Bir zamanlar Sivas Katliamı’nı yapanları milletvekili yaparak ödüllendiren Erdoğan, bugün da DAİŞ çetelerini Kobanê’de vekaleten savaştırıyor. 

Gazi Katliamı davası da zaman aşımına uğrarsa, bu hiç birimiz için sürpriz olmayacak. Devlet zihniyeti hiçbir dönem değişmiyor, sadece kişiler ve isimler değişiyor. Yani, devlet aynı devlet. Yapan da, yaptıran da, yapacak olan da aynı devlet.