Ankara'da 18-19 Ekim tarihlerinde düzenlenen II. Demokrasi ve Barış Konferansı'nın sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı. Konferans, çatışma ve savaş dinamiklerinin etkisizleştirilmesi için geçtiğimiz yıl 25-26 Mayıs’ta toplanan I. Konferans’la başlattıkları demokrasi ve barış yürüyüşünün güçlendirilmesi, barışın toplumsallaştırılması için ortak mücadele alanlarının genişletilmesi ile yeni ve yerel dinamiklerle beslenmesinin vazgeçilmez bir gereklilik olduğunda birleşti.
"Barış Konferansı Koordinasyonu" duyurusu yapılan bildirgede, "Barışın önümüzdeki biricik seçenek ve mücadelemizin en büyük armağanı olduğu bilinciyle önümüzdeki dönem çabalarını daimi bir Barış Konferansı Koordinasyonu eliyle sürdürme karar verdi" denildi. Sonuç bildirgesinde konferansta alınan kararlar ise şu şekilde sıralandı:
* Konferansımız, DAİŞ'in vahşetine, şiddetine, tecavüzcülüğüne; taassubuna, yeryüzünü insanlık için cehenneme çevirme hırsına karşı yalnızca Kürt halkının değil, bütün insanlığın, dünya ve bölge kadınlarının, özgür ve demokratik bir yeni yaşam mücadelesinin onurunu savunan Kobanê Direnişi'ni soylu bir barış ve demokrasi mücadelesi olarak selamlar, dayanışma ve destek iradesini güçlü bir şekilde vurgular.
* Rojava'ya ve Kobanê'ye yaşam koridoru açılması ve bu halk egemenliği odağının dünyadan tecrit edilmesi politikalarına karşı koyulması en önemli mücadele konularımız arasındadır. Ankara, savaş ve çatışma arayışından başka bir anlam taşımayan, Rojava ve Suriye'de rejim değişikliği hedefine yönelik "Tampon Bölge" arayışlarına son vermelidir.
* Şengal ve Ninova'da yaşanan trajedi, Rojava'da üç yıldır süregiden soykırım tehlikesinin gerçekleşmiş halidir. DAİŞ'in elinde tutsak olan ve cariye ve köle pazarlarında satılan binlerce Êzidî kadının kurtarılması, Şengal ve Ninova soykırımlarına yönelik uluslararası ceza mekanizmalarının harekete geçirilmesi, soykırım icracısı ve destekçisi ülke ve grupların yargılanması yönündeki çaba göstermek öncelikli hedeflerimiz arasındadır.
* Konferansımız, Türkiye'de "barış ve çözüm süreci"nin en kritik evrelerinden birinden geçmekte olduğumuzu, şiddeti devletin toplumla ilişkisinin başlıca aracı haline getiren güvenlikçi uygulamaların canını aldığı her insanla birlikte, halkın barış umutlarını biraz daha toprağa gömdüğünü tespit ederken, barış ve çözüm önündeki engellerin bir an önce bertaraf edilmesi için verilecek mücadelenin önemine dikkat çeker.
* Dünya ve Türkiye deneyimlerinin de açıkça gösterdiği gibi, içinden geçtiğimiz şiddet sarmalından hızlı ve somut adımlarla çıkarak, barış ve çözüm istikametinde kararlı bir yürüyüş başlatılmazsa, son 30 yıldan devraldığımız çatışma potansiyeli, halklarımızı öncekinden çok daha şiddetli ve karmaşık bir kavganın kucağına atabilir.
*  Konferansımız, hükümetin, DAİŞ'in Kobanê işgaline karşı halk protestolarına yönelik devreye soktuğu ve onlarca cana mal olan olağanüstü şiddetin ardından, yaraları saracak, halklarımız arasında güveni ve dayanışmayı ihya edecek politikalar yerine, kolluğu halka karşı hiçbir yasanın sınırlanmadığı bir şiddet ile donatma girişiminden başka bir şey olmayan "Güvenlik Yasası" tasarısı ile çıkagelmesinden büyük kaygı duyuyor. Bu tasarı, iktidar sahiplerinin kendilerini barış ile demokrasi arasında bir bağ kurmaya hiçbir şekilde zorunlu hissetmediklerine dair bir gösterge olduğu kadar, tüm ülkeyi olağanüstü hal koşullarına sürükleyecek, barışı imkânsızlaştıracak ve Suriye'deki çatışma dinamiklerinin Türkiye'ye ithal edilmesine ortam hazırlayacak bir girişimdir.
* Konferansımız, hükümeti, kendi maceracı dış politikasının sonucu olarak doğdukları toprakları terk ederek Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan, Arap, Êzidî, Süryani, Kürt, Türkmenlere uluslararası ve ulusal yasalardan kaynaklanan bütün hak ve özgürlüklerini tanımaya; hangi politik ve kültürel eğilimden olduklarına bakılmaksızın, Türkiye'ye göç edenleri esir kamplarında tutmaya son vermeye; Cenevre Konvansiyonu'na getirdiği çekinceleri kaldırarak yurttaşlığa geçmelerine imkan vermeye veya üçüncü ülkelere gitmeye imkan sağlamaya çağırır.
* Konferansımız, cezaevlerinde hükümetin Kobanê protestolarına karşı takındığı zalimane tutumu ve öldürmeleri protesto için devrimci tutsakların giriştikleri süresiz açlık grevinin işaret ettiği konuların daimi gündemimize alındığını duyurur.
* Konferansımız Ocak 2013'ten bu yana Türkiye gündeminin birinci konusu olmaya devam eden Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözüm sürecinde hükümetin üzerine düşen sorumluluğun gereği olan adımları atmadığını tespit eder.
* Çözüm ve barış sürecinin sağlıklı yürüyebilmesinin koşullarından biri, devlet ile Kürt halkının ve özgürlük mücadelesinin önderi sayın Abdullah Öcalan arasındaki diyalogun kapsamlı bir müzakereyle devam etmesidir. Konferansımız, bu bağlamda kendisi ve görüşme heyeti tarafından da defalarca dile getirildiği şekilde, Öcalan'ın baş müzakereci olarak çalışmalarını yürütebileceği maddi koşullara kavuşturulması; yerel ve uluslararası medya ile kısıtsız görüşme imkanlarının sağlanması; toplum temsilcileri ve uzmanlarla çözüme temel teşkil eden konuları değerlendirerek düşünce alışverişinde bulunmasına olanak yaratılması; bu bağlamda en kısa sürede Sekretarya, Müzakere ve İzleme Kurullarının çalışmaya başlamasının gerekliliğini vurgular.
* Hasta tutsakların özgürlüklerinin iadesi ve genel olarak siyasal tutsakların serbest bırakılması çözüm ve müzakere sürecinin en önemli talepleri arasındadır. Konferansımız, hasta tutsakların acilen serbest bırakılmasının ve çözüm sürecinin bir siyasi genel afla sonuçlandırılmasının kararlı bir takipçisi olacaktır.
* Bu bağlamda bir Anayasa değişikliğini dahi beklemeksizin, yarından tezi yok güçlü bir yerel yönetimler reformu yapılmasının, anadilinde kamusal eğitim ve hizmetlerin gerçekleşmesinin önünün açılmasının elzem olduğu ve bunun önünde hükümet iradesi dışında hiçbir engel bulunmadığı kuşkusuzdur.
* Konferansımız, bu bağlamda Alevilerin inanç ve kültürleri üzerindeki baskı ve asimilasyona son verilmesinin, ibadet, eğitim ve yaşam tarzlarını kendi irade ve geleneklerine uygun olarak gerçekleştirmeleri önündeki engellerin kaldırılmasının, demokrasi için olduğu kadar barış süreci için de yaşamsal bir değere sahip olduğunu vurgular.
*  Bu bağlamda Türkiye bugüne kadar, mirasçısı olduğu tarihte işlenmiş büyük insan hakları ihlalleri ve insanlığa karşı suçlarla yüzleşmeli, insanlığa karşı suçların zamanaşımına uğramayacağı ilkesi uyarınca, bu ihlallerin sorumluları hesap vermeye çağrılmalı; 1915 Ermeni ve Süryani Soykırımı'ndaki devlet sorumluluğu kabul edilmeli, toplumsal yüzleşmenin ve adaletin sağlanması için gerekli çalışmalar yürütülmelidir.
* Barışın toplumsallaşmasının yerellikten geçeceği tespitinden hareketle Konferansımız, 'Demokrasi ve Barış Konferansları'nı yerellerde de gerçekleştirmeyi hedefleyecektir. Yerellerde hakikat komisyonları kurularak, yerel tanıklıklar ve yüzleşme örnekleri derlenecek, yereller kendi bölgesel hakikatlerini ortaya çıkaracak adımlar atacaktır.
* Konferansımız, Ortadoğu'da DAİŞ çetesi ve destekçilerinin yürüttüğü katliamlara karşı kadınların mücadelesinin, önümüzdeki barış ve müzakere sürecinde kadınların etkin bir özne olarak katılımının öneminin altını çizmiştir. Sürecin tarafı ve bizzat yürütücüleri olarak kadınların bu çalışmalara geniş kapsamlı bir şekilde katılımı sağlanacaktır.

* Konferansımız Türkiye ve Kürdistan barışının kaçınılmaz olarak Ortadoğu halklarıyla dayanışma ve ortak mücadeleyi gerektirdiği bilinciyle, ilgili 3. Konferansa kadar bütün taraf ve güçleri biraraya getirecek bir 'Ortadoğu Barış Konferansı' düzenleme sorumluluğunu üstelenmiş, bu çerçevede uluslararası barış hareketleriyle de dayanışma ve çalışma ağları kurmakla 'Daimi Koordinasyon'u görevlendirmiştir.

DİHA/ANKARA