Kaybedilen ve katledilen yüzlerce insanın cesetleri kuyularda çukurlarda duruyor. Kuyular ve toplu mezarlar açılmayı bekliyor.
Hakikatleri Araştırma Komisyonu ile ilgili bir soruyu yanıtlayan Erdoğan, “Benim sözüm şudur geçmişteki bazı yargısız infazlara bizim iktidarımız girmez. Hakikatleri Araştırma Komisyonu ifadesi bizim kabul edeceğimiz yaklaşım değil” diyor.
Aynı gün kayıp yakınlarının 417. oturma eyleminde, 21 Mart 1995’te kaybedilen Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu. Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak kayıp oğlu için “Burası Hasan’ımın mezarı, her hafta geleceğim” diyordu. “Burası” dediği kayıp yakınlarının her hafta oturma eylemi yaptıkları yerdi. Çünkü binlercesi gibi onun da bir karanfil bırakacak bir dua okuyacak bir mezar taşı yoktu. Ve aynı saatlerde başbakan yukarıdaki açıklamayı yapıyordu. Kendileri döneminde gerçekleşen Roboskî katliamını da es geçiyordu. Yaşam hakkı ihlalleri ve hukuksuzluklar araştırılıp ortaya çıkarılıp gereği yapılmadan barıştan söz edilemez.
***
Geçmiş inkar edilemez. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
Elbette affedilmesi gereken olaylar kusurlar vardır. İnsan salt kendine yapılmış bir haksızlığı affedebilir ama öyle suçlar vardır ki özünde tüm insanlığa yapılmıştır. Devlet kendine karşı yapılan bir fiili affedebilir ama başkasına karşı işlenen –hele de devletin bizzat kendisi tarafından işlenen- bir insanlık suçuysa hiç kimse, hiçbir kurum bunu affetme lüksüne sahip değildir.
Türkiye’nin yakın tarihi; katliamlar, kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir.
Türkiye’de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet; gerçekleştirdiği katliamları, vahşetleri kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı. Toplumda da böyle bir algının oluşmasını büyük ölçüde başardı ne yazık ki. Bu sayede geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti.
“Geçmişi öldürmek, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir. Tarih bize cevap verebilir” der Ariel Dorfman.
***
Türkiye’deki insan hakları örgütleri kayıtlarında kayıp adı altında yüzlerce kişinin isim listesi bulunuyor. İsimler devlet arşivlerinde de yer alıyor. Bu kapsamda sadece devletin değil örgütün de kayıplarla ilgili elindeki bilgileri kamuoyuna açması gerekiyor.
Gözaltındaki kayıplar, işkencelerde ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetlerle ilgili Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulup gerçekler ortaya çıkarılmadıkça helalleşme olmayacak ve şairin dediği gibi unutmak kendini inkar anlamına gelecektir;
‘Unutmak / Dikenli tellerle sarıvermek bedeni / Yok etmek gözlerdeki cenneti / Öyle bir şey ki, unutmak / Kendi elleriyle dikip kefenini / Yaşarken ölmek gibi.’
Geçmişi öldürmek
Yollardan, sokaklardan, evlerden yaka paça gözaltına alınıp götürülen yüzlerce kişi bir daha geri dönemedi... Adı ‘kayıp’ kaldı resmi evraklarda...
Kayıp yakınları mahallelerindeki, köylerindeki karakollardan başlayarak her kademede kayıplarının akıbetini öğrenmek için resmi başvurular yaptılar. Bir yanıt alamadılar. Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı.