Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi’nde ortaya çıkan somut çalışma ürünleri var mı?

Zerdeşt Tolhildan: Akademi bünyesinde ekoloji, kadın, siyaset, dil, kültür, sanat, ekonomi ve edebiyat gibi alanlardaki çalışmaların dışında, daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için internet sitesi çalışmaları da yapılıyor. Sitemizin ismi “www.pkk.org”. Bu sitede genelde siyasi çalışmalar yayımlanıyor, onun dışında Komünar dergisi internet (www.komunar.net) üzerinde çıkarılıyor. Ayrıca Komünar’ın baskısını yapıp başta gerilla alanı olmak üzere bazı merkezlere gönderiyoruz. Avrupa’da dergimizi takip etmek isteyen ve talep eden önemli bir kesim de var. Önümüzdeki süreçte dergi baskısını gerçekleştirmek ve iki dilde (Kürtçe-Türkçe) Avrupa ve Türkiye’de yayın yapma gibi bir hedefimiz var. Sitemiz dört dilde yayın yapıyor. Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça. Sitede Önderliğimizin başta savunmaları ve yazıları olmak üzere arkadaşlarımızın da yaptığı araştırmalar yayınlanıyor. Akademi bünyesinde bazı temel birimler var. Bunlar sosyal bilimler, kültür, sanat, kadın, hakikat rejimi, ekoloji, ekonomi ve demokratik siyaset bilimleridir. Sitenin yayını noktasında büyük engellemelerle karşılaşmaktayız. Özellikle Türkiye sahasında mahkeme kararlarıyla siteye ulaşım engellenmektedir.
Akademi bünyesinde ayrıca radyo yayın çalışması devam etmektedir. Haftanın iki günü “Riya Heqiqete” adıyla ideolojik içerikli yayın yapılmaktadır. Yine haftanın yedi günüde “Rojeva Welat” adıyla güncel konular ve gelişmeler verilmektedir. Bütün bu yayınlar akademimiz bünyesinde çalışan arkadaşlar tarafında gerçekleştiriliyor. Her bir birim dört veya beş arkadaştan oluşmaktadır. Her birim haftalık ve aylık peryodlar şeklinde ideolojik tartışmalar yürütmektedir ve yapılan bu tartışmalar broşürleştirilip parti kadrolarına dağıtılmaktadır.
Kadrolarımız tarafında kaleme alınan kitaplar da akademi birimlerinin incelemesinde geçip son hali verilıyor ve yayına sunuluyor.

Çalışmalarınıza ilişkin gerek dağda gerek yayınlarınızın ulaştığı alanlarda görüş veya öneriler geliyor mu?

Dağ eksenli yayınlar yaptığımız için daha çok bu alanlarda görüş, öneri ve eleştiriler geliyor. Gönül isterdi ki internet, radyo, çıkardığımız broşürler üzerindeki yayınlarımız için de görüş, eleştiri ve öneriler gelsin. Teknik olarak birçok engelleme olmasına rağmen -ki bunları aşmak için yoğun bir mücadele veriyoruz- yine de ulaştığımız dış alanlarda böyle bir beklentimiz vardır diyebilirim. Düşüncelerin, görüşlerin ya da kişilerin yaptığı araştırmalarda yararlanmak onlarla paylaşım içinde olmak şüphesiz ki bize çok şey katacaktır.

Burada çok ciddi bir çalışma yürüttüğünüze tanık oldum, ama sanki daha çok elit kesimlere yönelik teorik birikimler sunuluyor.

Emine Erciyes: Bizim çalışmalarımız her ne kadar dili ideolojik ve dili ağır olsa da elit bir kesime hitap etmiyor. Elit ve elit olmaya da karşı bir duruşumuz olduğunu belirtmek istiyorum. Çalışmalarımız partimiz içinde bulunan okuma yazması olan ve hatta olmayan tüm parçalarda içimizde yer alan arkadaşlarımız tarafında tartışılıp, anlaşılmaya çalışılıyor. Bizim bakış açımızda bilgi, herkesindir, herkesin elde etme hakkı vardır. Çalışmamız sadece bir kesime ait bir olgu değildir. Dağ zemininde olmamızdan kaynaklı bazı avantajlarımız var. Sistemin etkilerinden ‘kopuk’ olduğumuzdan dolayı olaylara daha bir şeffaf bakabiliyoruz. Temel amaçlarımızdan bir tanesi de dağ sahası dışındaki sahalardaki akademiler için bir model teşkil etmektir. Bunun dışında burada sadece oturup, düşünen ve fikir üreten bir yapı değiliz. Her ne kadar akademik bir çalışma içinde yer alıyorsak da elde ettiğimiz tüm bilgi ve birikimleri halkla paylaşmayı, onlardan almayı ve vermeyi esas alıyoruz. Bütün arkadaşlarımız ayrıca pratik içerisinde de faaldırlar.
 
Burada ortaya çıkardığınız ve sizin tabirinizle rafine ideolojik düşüncelerini, çoğunluğu köylü olan Kürdistan toplumuna nasıl kavratacaksınız?
E.Erciyes: Kürdistan toplumu aslında kırsal kesimde doğa ile iç içe yaşamaktadır, ama bu bilince çıkarılmada bazı sorunları var. Gerillalar olarak ilkel komünal toplumda var olan toplumsal bölüşüm yasasını kapitalist modernitenin çarpık ve insan özü ile çelişen hegemonyasından kurtarıp, tekrardan bilinçli bir şekilde topluma kavratma mücadelesi yürütmekteyiz. Ve kendi sahamızda demokratik modernitenin nüvesi olabilecek bir yaşam tarzını da oturtmuş bulunmaktayız. Bunun çeşitli araç ve gereçlerle topluma mal etmeye çalışıyoruz. İnsanlık tarihini yeniden ele alırken aslında modern kapitalizmle insanlığa unutturulan, çarpıtılan hatta insandan çalınan insanlık tarihini yeniden ortaya çıkararak insanlığa gösteriyoruz. Örneğin kent yaşamı modern kapitalizmin bilinçli olarak yarattığı bir eylem biçimidir. İnsanları daha iyi kotrol etmek, onları bir araya toplayarak daha fazla üretime dolayısıyla kar amacı gütmek, tüketim kültürünü yaymak ve doğal olarak sistemini daha kolay yaşatmak için oluşturulan alanlardır. İnsanlık şu an kent yaşamlarında hızla ruhsal ve fiziksel sorunlarla karşılaşıyor. Üretim-tüketim ilişkileri oldukça çarpık bir evreye ulaşmıştır.
Özellikle ekolojik yaşam kentlerde yaşayanların en temel ihtiyacı durumuna geldi. Biz tüm bunların karşısına toprak-insan ilişkisini getiriyoruz. Kürt toplumu başta olmak üzere insanlık toprak ilişkisi üzerinde devinimini gerçekleştirmiştir. Kürtlerin veya insanlığın yaşamadığı, yabancısı olduğu bir yaşam alanında bahsetmiyoruz. İnsanlığın elinde alınan değerleri ortaya çıkarmak ve yaşamak, toprak-insan ilişkisiyle başladığı biliniyor. Devletin kurulmasıyla birlikte, tarih de iki ana nehir akışı biçiminde seyreder. Birincisi ahlaki-politik yapısı, değerleri, manevi-maddi kültürü ile toplum, yani demokratik uygarlık tarihi. Diğeri ise, varlıksal ve kendini sürdürme biçimi olarak toplumsal değerleri ve doğayı talan etmeye dayalı devlet ve devletçi uygarlık tarihi. Devletin kurulması ve buna bağlı değişimler karşısında elbette toplum da öyle kolay teslim olmaz. Binlerce yıla dayalı toplumun kollektif hafızası ve hatıraları, demokratik uygarlık güçlerinin dayandıkları temel güç olur. İnsanlık, hakikatini kaybettiği andan itibaren sürekli arar, yeni arayışta olur. Bu uğurda büyük direnişler, düşünsel, felsefik, inançsal, kültürel, siyasal arayışlar ve hareketler ortaya çıkar. Örneğin bugün Rojava’da halkın kendi kendisini yönetmesi gibi güncel bir durum söz konusu bizim açımızdan. Bütün bu ideolojik ve politik yoğunlaşmamızı pratize edebileceğimiz bir yerdir. Eğer, bu yoğunlaşmalarımızı orada kitleleri bilinçlendirerek yaşama geçiremediğimiz taktirde bugüne kadar süregelen sistemlerin yönetim tarzı ile öğrendikleri kadar kitleleri yönetmeye çalışacaklar. Böyle olduğunda da bizim o sistemler ile bir farkımızın olmadığı ortaya çıkacak.
Tabii toplumun kavraması, anlaması ve yaşaması belirttiğiniz ölçüler içinde aslında toplumun yaşadıklarında çok kopuk değildir. İnsanlığın temel ihtiyaçları doğru tespit edilir ve yaşanırsa kavramak sorunu ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaz. İşte Rojava ya da Maxmur veya Kürdistan’da uygulamalarına başladığımız farklı alanlar ve merkezler. Tüm bunların temellerini dağda atıyoruz. Tüm Kürdistan’a ve giderek insanlığa bu yeni modeli sunmak için mücadelemize devam edeceğiz. Tabi bu kolay olmayacaktır. Çünkü, beş bin yıllık ve insanların kılcal damarlarına ve genlerine işlenmiş bir sistemden bahsediyoruz. Bunun alternatif sistemini oluşturmak için elinizde çok güçlü bir inanç ve ideoloji olmalıdır. Bunu başarabileceğimize inanıyorum. Çünkü bu inanç, irade ve oluşmuş bir mücadele birikimi var.

Bahsettiklerinize ilişkin gerilla sahasında nasıl bir yansıma yaşanıyor?

E. Erciyes: Gerilla sahasında yeni paradigmamızı takip etme, araştırma, anlama ve bunu yaşama geçirmede bir çaba var. Bütün arkadaşlar Önderliğin yeni felsefik bakış açısını kavrama ve uygulamada yoğun bir mücadele içerisindeler ama, birçok kesimden ve özellikle de sistemlerin içerisinde gelen insanlar olduğumuz için kapitalist modernitenin hepimiz üzerinde büyük etkileri var. Bu da ister istemez yeni paradigmayı kavramamız önünde engel teşkil ediyor. Buna rağmen çok büyük bir aydınlanma yaşanıyor. Katıldığında okuma-yazması olmayan arkadaşlar dahi Önderliği kavramak için okuma yazmalarını geliştirip Önderliğin düşüncelerini okumaya başladılar. Bu da bizim açımızda çok büyük bir gelişmedir.

Akademiniz yanlış gözlemlemediysem daha çok politik ürünleri ortaya çıkarıyor. Bunu dışında araştırma ve incelemeleriniz nelerdir?

Z. Tolhildan: Elbetteki ama siz de bilirsiniz ki toplum sosyolojisi ve bilimi esasen politika üzerine oturur. Sanat, kültür, edebiyat, ekoloji, politika, tarih, kadın, ekonomi, aile, birey kısacası yaşama dair ne varsa, hatta unutulan, unutturulan, yok olan veya edilen, değinilmeyen, araştırılmayan tüm konu başlıkları eğitim sistemimiz içinde esaslı bir yer teşkil eder. Kadın-erkek ilişkisi, kuşakların gelişimi, bilim teknik gibi birçok konu politikadan ayrı düşünülemez. Sonuçta mevcut sistemleri çözüp halkaların gerçek iradesini ortaya çıkarmak için bir mücadele yürütüyoruz. Bunlar başlı başına sorunların politik olarak ele alınmasını gerektiriyor. Aileyi bir başına ikili bir ilişki olarak düşünemeyiz. Bu yanlış teşhis ve yanlış tedaviyi getirir. Ailenin mevcut kültürü, toplum içindeki yeri, toplum-sistem ilişkisini, sistem devlet ve ideolojiler ilişkisini birbirinde ayrı ya da parçalı düşünemeyiz.
Belki çok güncel konulara girmediğimiz için böyle bir izlenim bırakmış olabiliriz. Önderliğimizin ‘tarih günümüzde gizlidir’ tespiti aslında günümüzden geriye giderek, tüm olguları ortaya çıkararak, yerine koyarak, geleceğe yönelik bir çıkış yapabiliriz. Bu nedenle güncellikten uzak değiliz. Hatta toplumsal bilimin (bugüne yanıt olma anlamında) bu denli çarpıtılmasından yola çıkarak bir duruş sergiliyoruz. Yani insanlığı insanlıkla buluşturmak ve onun değerlerini ortaya çıkarmakla ilgili olmalıyız. Tarihi anda yaşamak ve geleceği anda ortaya çıkarmak. Güncel siyaseti anlamak, doğru tespitler yapmak ve doğru bir duruş sergilemek için toplum bilimini ve sosyolojisini iç içe görmek ve böyle değirlendirmek gerektiğine inanıyoruz.

Avrupa’da çok önemli Kürdistanlı ve Türkiyeli bir kesim var. Kendi değerlerinde ve topraklarında uzak ve bunun sonucu olarak tabiri yerindeyse sosyal ve kültürel bir bunalım yaşıyor. Akademinin perceresinde baktığınızda Avrupa ve Avrupa’da yaşayan bu kesimler için neler söyleyebilirisiniz?
E. Erciyes: Biraz önce kentleşmenin getirdiği kültür(!) ve buna bağlı olarak yine kentleşmenin insan-toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden bahsettik. Bu alanlarda (yani sürgünde) yaşanan zorlukların ve çıkmazların daha sarsıcı olduğu açık. Kentlerde yaşayan bir Kürdistanlı açısından da ne kadar zor olduğu bilinir. Kapitalist modernitenin insan üzerindeki etkilerini şöyle bir örnek vererek açımlayabilirim. Yalnız burada yani Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar için değil aynı zamanda Avrupalılar içinde geçerli olan çok önemli bir sosyal bunalım yaşanıyor. İntihar vakaları baş döndüren bir hızla artış gösteriyor. Birçok alt kültür yok olmuş durumda. Kişinin kimliği üretim-tüketim ilişkileri içinde çürütülmeye çalışılıyor. Bundan dolayı, son zamanlarda Avrupalılar hızla kırsal kesimlere koşarak, hatta bir bölümü buralarda yaşam alanları açarak nefes almak istiyor. İnsanlar mutlu değil. İnsanlar her şeye sahip ama yine de mutlu değil. Oldukça mekanik bir yaşam yaşanıyor.
Kapitalizm sosyal, kültürel ekonomik olarak ciddi bir kriz yaşıyor ve tabiri yerindeyse yolun sonuna gelmiş durumda. Ne yazık ki bunları aşacak yeni arayışlar yok, tam aksine gittikçe derinleşen, derinleştirilen bir sistem var. Biliyoruz ki bir başka dünya daha var. Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar, “demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü paradigma” ile kendi yaşamlarını örgütleyebilirlerse, en azında kendi yaşamlarına bir anlam katabilir ve mutlu olabilirler. Bunun için Kürdün yaşadığı her alanda mutlak anlamda benzer akademilerin olması ve örgütlenmesi gerekir. Birilerinin gelip vereceği ve birilerinin alacağı mekanlar değil herkesin vereceği ve alacağı mekanlara ihtiyacımız var. Demokratik siyaset, halk iradesi, katılımcılık, kendisini ifade etme ve en önemlisi ortaklaşmaları yaratlmamız gerekiyor.

Kadın hakikat ve özgürlüğü esas alıyor

Sosyal Bilimler Akademisi içinde kadının konumu nerede duruyor?

E. Erciyes: Kürt Halk Önderi Öcalan’ın da belirttiği gibi toplumun hegemonist güçler tarafında sömürüye tabi tutulmasının tarihi, anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçişle başlar. İnsanlığın sorunları, kadının toplumsal ve siyasi yaşamda geriye atılmasıyla başlamıştır. Önderliğimizin kadına ilişkin geliştirdiği cinsiyetlerin özgürlüğü ve bu konuya verdiği önemi aslında toplumların mevcut sistemlerin çözülüşü ile ilgilidir. Kadının çözüldüğü bir toplumsal yapıda toplum artık çözülmüş ve kendi arayışına başlamıştır demektir. Bütün toplumsal bilim alanları erkek egemenilikli olduğunu biliyoruz. Birçok örnek verilirken dikkat ederseniz ‘bilim adamı’ tabiri kullanılır. Bu da kadının bilim alanlarından dışlanmışlığını açığa vuruyor. Onun için Önderlik, jineoloji ideolojisini önerdi ve kadın eksenli yeni bir bakış açısının bu toplumsal sorunlara çözüm olacağını belirtti. Biz de bu ideolojiyi geliştirmenin çabası içerisindeyiz.
Kadının sosyal bilimi, kadının toplumsal varlığı, kadın felsefesi, kadının tarihi ve tanımı bir bütünen bütün bilimlerde kadının yerini ve önemini ortaya çıkarmak ve geliştirmek için önemli adımlar atıyoruz. Sosyal Bilimler Akademisi’nde kadının cinsiyetçi özgürlük paradigması ışığında tamamen eşitlikçi olduğu ve öncü rol üstlendiğini belirtebilirim. Önderlik Akademisi’nin kadın öncülüğünde olması kadar tabii bir şey olamaz. Önderliğimiz tekrar belirtmek istiyorum ki, kadının öncü olduğu tüm toplumsal düzeneklerde toplumun da kendisini bulduğu hakikat ve özgürlüğünü keşfettiği, en önemlisi o toplum dinamiğinin kadın eksenli adaletli olabileceğini belirtmesi gerek hareketimizin gerek kadın örgütümüzün vazgeçilmezleri arasında yer alır. Jineloji bilimini ortaya çıkarmak ve geliştirmek de doğal olarak önemli gündem maddelerimiz içinde yer alıyor. Jineloji bilimi Kürt Kadın Hareketinin (TJK) bünyesi içinde akademik yapıya ulaşmış ve çalışmalarına devam etmektedir. Biz ise daha çok jineloji biliminin geliştirilmesi ve genele mal edilmesi için bilimsel çalışmalar ve araştırmalarla Jineloji akademisine katkılarda bulunuyoruz.

ALİ ONGAN