Konferansın son gününde Devrimi örme biçimleri masaya yatırıldı. Dünyanın her yerinde kadınların benzer sömürüye maruz kaldıklarını ifade eden kadınlar, diktatörlük sistemlerini yıkmak için evrensel kadın örgütlenmesinin önemine vurgu yaptı.
Almanya’nın Frankfurt kentinde ‘Yapım Aşamasındaki Devrim’ ((Revolution in the Making) adıyla düzenlenen Uluslararası Kadın Konferansı’nın son gününde ‘Devrimi örme biçimleri’ masaya yatırıldı.
İkinci günde Kuzey Suriye’den gelen katılımcıların Rojava Devrimine dair tecrübeleri paylaşmasını takiben dünyadaki kadın mücadelesi deneyimleri aktarıldı.
“Farklı ve evrensel mücadele alanları: Kadın hareketlerinin tecrübeleri” konulu üçüncü oturumu Jineoloji Avrupa Komitesi üyelerinden Yvonne Heine yönetti. Gündeme dair Sanatçı, Yazar ve Aktivist Jade Daniels, Asuri Kadınlar Konseyi Kurucusu ve Cizîr Kantonu Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Nazira Goreya, Filipinler’de GABRIELA organizasyonu üyesi Mary Joan A. Guan, UNESCO Brezilya’dan Rita Segato ile Afgan Dayanışma Partisi Sözcüsü Selay Ghaffar sunum yaptı.
Daniels: Siyahi kadınlar değişim için her gün mücadelede
İlk sözü alan Jade Daniels, kendi öyküsünden yola çıkarak Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) siyahi halklara yönelik hala devam eden ırkçılığı ve sömürüyü anlattı. Afrika topraklarından koparılıp ABD’ye getirilen ve köle olarak çalıştırılan insanların çocuklarından birisi olduğunu söyleyen Daniels, şöyle konuştu: “Ben anaerkil bir aileden geliyorum. Ailem, bütün engelleri kendi gücüyle aşmış bir aile. Kendi tarihimizi öğrendikçe hayat bizim için her gün yas oldu. Geleneklerimizden koparılmışlığımız, gemilerin Afrika kıyılarına gelerek demirlemesi ile başlamış. Biz siyahi kadınlar için acı ve yas, hayatın önemli bir bölümü. Siyahi kadınların yasını da sadece biz tutuyoruz. Sömürgeci ABD bizimle hiçbir zaman empati kuramaz; biz onların kurbanlarıyız. Ama kadınlar her zaman mücadelenin en önünde. Hala da ayaktalar, biz buradayız diyorlar. Değişim için her gün mücadele ediyorlar.”
Devrim alanlarımızı sömürge olmaktan çıkarmalıyız
ABD’de kadın düşmanlığının aşırı yaşandığını kaydeden Daniels, çok sayıda siyahi kadının tıbbi denemeler için işkencelerden geçirildiğini hatırlattı. Dünyada cezaevindeki nüfus oranının yüzde 25’inin ABD cezaevlerinde olduğu bilgisini paylaşan Daniels, siyahi kadınların hapse girme ihtimalinin çok fazla olduğuna dikkat çekti. Daniels, siyahi kadınların sivil haklar için mücadele ederken gölgede kalmak zorunda olduğunu, zira çalışmalarının erkeklere mal edildiğini söyledi.
Siyahilerin devrimci mücadelesinin dünyaca tanınmadığını da dile getiren Daniels; “Siyahi kadınlar ailemizden, komşularımızdandır. Karar masalarında siyahi kadınlar daha fazla olmalı. ABD emperyalizmine, ırkçılığa karşı mücadele etmeliyiz. Devrim alanlarımızı sömürge olmaktan çıkarmalıyız” dedi.
Goreya: Enerjimizi adil bir sistem kurmaya yöneltiyoruz
Ardından konuşan Nazira Goreya, Asuri kadınlar özgülünde Suriyeli kadınların örgütlenmesini anlatırken, kadınların diktatör rejimlerine karşı özgürlükleri için birlikte mücadele temelinde örgütlendiklerini söyledi. Demokratik Konfederal sistemi ören Kuzey Suriye devrimi dışındaki bütün sistemlerde kadın ve erkeğin eşit olmadığını vurgulayan Goreya, bütün enerjileri adil bir sistem kurmaya yönelttiklerini aktardı.
“Merkezi olmayan demokratik bir kimlik oluşturabilmek için etnik ve dini çelişkileri ortadan kaldırmak gerekiyor” diyen Goreya, Asuri halkının din temelli farklılığından ötürü yok edilmeyle yüz yüze olduğuna dikkat çekti. Goreya din, ırk gözetmeden bütün kadınlar için mücadele etmeye devam edeceklerinin de altını çizdi.
Guan: Evrensel bir ağ hedefliyoruz
42 kolektiften oluşan GABRIELA’nın Filipinler’de kadın özgürlüğü için mücadelesinden bahseden Joan Guan da dev organizasyonlarının köylü, ev kadını, işçi, öğrenci, din çevrelerinden kadınlardan oluştuğunu belirtti.
Filipinler’de devrim için evrensel bir ağ oluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Guan, projelerinin çok sayıda şahsiyet tarafından ortak düşmanla mücadele kapsamında desteklendiğini dile getirdi.
Ortak düşmanın emperyalizm olduğunun altını çizen Guan, ülkelerinin az kalkınmış olduğuna da dikkat çekerek, emperyalizm ve kapitalizme karşı mücadelenin ortak bir şekilde yürütüldüğünü söyledi.
[gallery ids="135306,135305,135303,135302,135301,135300,135307,135299,135298,135297,135296,135295,135294,135293,135292"]Segato: Kadınlar politik arenada yer almalı
UNESCO Brezilya’dan Rita Segato, Latin Amerika’da yaşanan yoğun kadın katliamlarına dikkat çekerken, kadın bedenine yönelik şiddetli saldırının kadın kırımı ile bağlantılı ele alınmadığını ifade etti. Devamla, Brezilya’da başkanlık seçimleri için adı geçen Jair Bolsonaro’nun kadına yönelik sarfettiği, “Bu kadın o kadar çirkin ki tecavüz etmem”, “Gay bir çocuğum olacağına ölü bir çocuğum olsun” şeklindeki açıklamalarına karşı “Kadınlar politik arenada yer almalı” dedi.
“Ortadoğu’da türbanı kaldıran kadın ile Güney Amerika’da kürtaj için mücadele eden kadın aynıdır” diyen Segato, her iki durumun da kadına yönelik diktatörlüğün yansıması olduğunu söyledi. Segato, ulus devletinin DNA’sının erkek egemenlikli zihniyet olduğunu da belirtti.
Ghaffar: Hedefimiz ortak koordinasyon
Son sözü Afganistan’dan Selay Ghaffar aldı. 4 yüzyıldır dört devlet arasında bölünmüş bir ülkenin özgürlüğü için mücadele ettiklerini ifade eden Ghaffar, savaşla birlikte uyuşturucu ticaretinin de ülkeye girdiğini söyledi.
Dünya genelinde olduğu gibi ülkelerinde de kadınların farklı şiddet biçimlerine maruz kaldığını belirten Ghaffar, Afganistan’da kadın kırımına karşı mücadele ederken katledilen aktivistlerden söz ettikten sonra sözü kadın mücadelesine ve hedeflerine getirdi: “Kobanê ve Efrîn mücadelesi bize örnektir. Kürdistan’daki kadınların imkanları, hareket alanları çok daha fazla. Emperyalizm dünyayı ekonomik ve siyasal olarak işgal etmeye çalışırken Kürdistan, İran, Afganistan ve Filistinli kadınların direnişi bize örnektir. Bizim hedefimiz, özgürlük için mücadele eden bütün örgütler arasında bir koordinasyon ve inisiyatif örgütlemek.”
Oturum, katılımcıların soru ve değerlendirmeleriyle devam etti. Ardından PKK gerillası Andrea Wolf’un mücadelesini konu alan sinevizyon gösterimi ilgiyle izlendi.
Yapımdaki devrim
Konferansın beşinci ve son oturumu “Yapım aşamasındaki devrim: Geleceğimizi birlikte örelim” başlığında tartışıldı.
Moderatörlüğünü Uluslararası İlişkiler Merkezi (REPAK) Temsilcisi Meral Çiçek’in üstlendiği oturumda İngiltere Siyahi Kadınlar Platformu’ndan Siana Bangura, İngiltere Westminster Üniversitesi’nden Radha D’Souza, Mısır’dan Shereen Ebu El Naga, Kürt Kadın Hareketi’nden Rojda Yıldırım ve Meksika Yerli Halklar Hareketi’nden Sylvia Marcos birer sunum yaptı.
Bangura: Tecrübelerimizi ortaklaştırmalıyız
Bangura, İngiltere ve tüm Avrupa’da en temel sorunun insanların kimliklerini özgürce ifade edememesi olduğunu belirtti. “Bu da tarihin temizlenmesi gereken bir noktası” diyen Bangura, baskılardan dolayı zindanlarda 1080 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Siyahi Kadınlar Platformu’nun enternasyonalist dayanışma için önemli bir örnek olduğunu ifade eden Bangura, “Tecrübelerimizi ortaklaştırmalıyız” dedi.
D’Souza: Gelecek direnişle örülür
Radha D’Souza, tarihsel olarak Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğine verilen mücadeleyi anlatırken, geleceğin işgalci ve sömürgeciliğe karşı verilecek direnişle örüleceğini ifade etti. Kadınların direnişle birbirini savunabileceğini vurguladı.D’Souza, şu anda Hindistan’da kadın direniş geleneğinin su, toprak, orman sloganıyla sürdüğünü de belirtti.
El Naga: Ortaklaşıp gücümüzü açığa çıkarmalıyız
İngiliz Literatürü Profesörü Mısırlı Sheerin Ebu El Naga, kadınların cinsiyetçiliğe son vermek gibi bir hedefinin olması gerektiğini kaydetti.
Kadınların farklı şekillerde süren bir savaşa maruz kaldığını dile getirmek için delile ihtiyaç olmadığını söyleyen El Naga, akademik feminizm ve aktivist feminizmin net bir şekilde birbirinden ayrılmasının feminist bir projeyi hayata geçirmek açısından önemli olduğunu savundu.
El Naga, Afrika ve Ortadoğu’da farklı şekillerde süren kadın kırımına dikkat çektikten sonra düşüncelerini, “Kolektif bir gücümüz olmalı. Topluluklarımızın bilinç ve gücünü açığa çıkarmalıyız. Kabuslarımızın bütün hikayelerini yazmalıyız. Yalnız olmadığımızın bilincine vararak, ortaklaştıkça gücümüzü açığa çıkarmalıyız” dedi.
Yıldırım: Evrensel bir örgütlenme ağı oluşturulmalı
Rojda Yıldırım da dünyadaki kadın örgütlerinin yeni bir hamleye ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak şöyle konuştu: “Biz Kürt kadın hareketi olarak yeni bir hamleye başlarken, geçmiş sürecin bir kritiğini yaparız. Biz, sadece topu erkeğe atarak, sürekli ataerkillikle kendimizi açıklamaya çalışan bir hareket değiliz. Önce özeleştiri yapıyoruz. Eleştiri, özeleştiri dinamiği Kürt hareketinin sürekli kendini yenilemesini sağlayan sistemdir.”
Kürt kadın hareketlerinin anarşist, sol, sosyalist örgütlerin deneyimlerinden faydalandığını kaydeden Yıldırım, “Onların hatalarından da ders çıkararak, aynı hatalara düşmemeye çalışıyoruz” dedi.
Kadın kimliğini inşa etmek için devletlerin anayasasına asla bel bağlayamayacaklarını belirten Yıldırım, konferanstaki bütün konuşmalarında dikkat çektiği bir noktanın ise öz savunma olduğunu vurguladı.
“Cinayete uğrayan her kadın bizim açımızdan bir özeleştiri çağrısıdır” diyen Yıldırım, daha evrensel bir kadın örgütlenme ağını oluşturabilmek gerektiğini söyledi.
Marcos: Zapatistler ve Kürt hareketi kardeş
Meksika Yerli Halkları Hareketi’nden Sylvia Marcos, Zapatist hareket ile Kürt hareketinin politik düşüncelerinin yakınlığı ve kadın haklarına bağlılığı bakımından kardeş örgütler olduğunu belirtti.
40 yıldır feminist olduğunu söyleyen Marcos, akademilerin yerli halklara karşı ayrımcılık yaptığını, elit kaldığını ifade ederek, bunun da çeşitlilikle, yeni bir dünya yaratma hayali ile uyuşmadığını kaydetti.
Kadın hareketleri arasındaki paylaşımın önemine dikkat çeken Marcos, “Bir şey yapacaksak, ortak yapmalıyız. Paylaşmalıyız, iletmeliyiz” dedi.
Kapanış konuşması ile sona eren konferansın sonuç bildirgesinin önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor.
Y.ÖZGÜR POLİTİKA/FRANKFURT