Farklı haklardan ve inançlardan sürgün edilenler, işkence ve devlet baskısıyla ülkesinden kopmak zorunda kalanlar, adaletsizliğin hem ekonomik hem de siyasi olarak mağdur ettikleri, devletin türlü işke ve baskısını yaşayanlar, buluştukları Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı’nda umutlu ayrıldı. Konferansın içeriği, işleyiş yöntemi ve karar süreci ile pratik bir mekanizmaya eşlik eden kararlarına işaret eden katılımcılar, güçlü bir potansiyel olulduğunun farkındalığına işaret etti. Halkların, inançların ve farklılıkların buluştukları bir konferans, gelecek için önemli bir platform oldu.

Belçika’nın başkenti Brüksel’de hafta sonu yapılan Halkların Demokrasi ve Barış Konferansı katılımcılarının görüşlerini vermeye devam ediyoruz.

Lütfü Baksi (KADEP Genel Başkanı): Sayın Abdullah Öcalan’ın önerdiği bu konferanslar, pratik yapılanmalarda başarı ile uygulanıyor. Birinci konferans Ankara’da, değişik halkların, inançların, mezheplerin buluştuğu bir konferans oldu. Bu konferans Ankara’ya hitap etti. Burada tartışma konusu, Türkiye siyaseti üzerinde demokratik baskı, yol ve yöntemdi. İkinci konferans Kürdistan’da, Amed’de gerçekleşti ve ben Amed konferansı temsilcisi olarak buradaki konferansa katıldım. Amed konferansı Kürdivari bir konferanstı. Temel amacı ulusal bir Kürt birliğinin temelini atmaktı. Üçüncü konferans da Brüksel’de. Buraya daha çok göçmen parti, kurum ve örgütler, bunun yanında ülkelerinden sürgün edilen azınlıklar, halklar ve inançlar katılmaktadır. Her üç konferansın barındırdığı kesimler çok farklı. Bu renkliliği yakalamamız elbette kolay olmadı. Fakat görüldüğü gibi başardık.
Nezire Gültekin (Şehit Aileleri Kurumu): Barıs konferansı önemli bir adımdır. Türkiye devleti yıllardır bizi yok saydı, yok etti. Ama bizler halen ayaktayız ve mücadele ediyoruz. Sayın Öcalan’ın sözü üzerinden yapılan bu konferanslar Kürt halkına ve tüm diğer halklara barışı ve özgürlüğü getirecektir. Umutluyum. Bu konferansta hepimiz şunu gördük ki, kaderimiz aynı sistemin mağdurlarıyız ve mücadelemiz de birlikte olacaktır. Kürt halkı artık yanlız değildir, dostları vardır. Bu da barış için önemlidir.
Halen çocuklarımız sokak ortasında katlediliyor. Halen halkımıza gaz bombalarıyla saldırılıyor. Halen binlerce tutuklu insanlarımız var, halen Lice katliamı yaşanıyor. Bu vahşete en kısa zamanda bir çözüm getirilmesi gerekiyor.
Hovsep Hayreni (Belçika Ermeni Demokratlar Derneği Temsilcisi): Brüksel konferansı, yeni bir sürece yol açıyor. Ermeni toplumunun en büyük yarası olan 1915’in muhasebesi de konferansta yer aldığı için geleceğe umudumuz büyümektedir. Fakat demokrasi önündeki engeller durmaya devam ediyor, hepsinin farkındayız. İşte Barış ve Demokrasi Konferansı bu konuda önemli bir adım niteliğindedir. Bu konferansı özellikle birleşim ve söz söyleyebilme imkanları bakımından takdir ediyoruz. Gerçekten de göstermelik kalmadı ve o bakımdan hakkını teslim etmek gerekiyor. Bu duyarlılığın devam etmesini ve daha da gelişmesini diliyoruz. Aynı zamanda özgürlük ve demokrasi mücadelesinde daha fazla beraberliklerin olmasını isteriz. Bugüne kadar ayrı ayrı ve birbirlerine karşı getirebilecek olgulardan dolayı bir çok adımlar atılamadı. Bu konferansın ortak bir mücadele kapı açacağını umuyoruz.
Bülent Ant (AABK Genel Sekreteri): Bir süreci başlatıyoruz. Daha hazırlık sürecindeyiz. İşin başındayız. Fakat süreç lehimize çalışıyor. Özellikle Gezi eylemlerinin bu sürece dahil olması ciddi bir ivme kazandırdı. İnsanların birbirlerine karşı olan kin ve nefreti kısmen de olsa ortadan kalktı. Bu anlamda süreç hızlı bir şekilde barışa hizmet yönünde ilerlemektedir. Elbette barışın gelmesi kolay olmayacaktır ve bir zaman dilimini alacaktır. Barış dediğiniz bir iki günde kurulmaz, yüzleşmeler sonucunda, kabuller sonucunda ve gerekirse hesaplaşmalar sonucunda gerçekleşebilir. Önemli olan mağdurların bu konuda hak ve taleplerinden vazgeçmeyerek, taviz vermeyerek üzerinde durmasıdır.
Alevi hareketi ve Alevi toplumu olarak bu sürecin arkasındayız, zaman zaman içimize sızan kimi provokasyonlara karşı sağduyulu ve mesafeli durmasına önem vererek, halkların ve inançların birliği ve beraberliği temelinde bu sürece dahil olmaktayız.
Hikmet Serbilind (Partiya İslamiya Kurdistan(PİK) Genel Başkanı): Brüksel konferansında dillerin ve dinlerin yer alması büyük bir zenginliktir. Kimi önyargıların yıkılması, kimi düşmanlıkların ortadan kaldırılması umut ettiğimiz barışa önemli bir zemin yaratacaktır. İslam cemaati olarak gerek Sivil Cuma namazlarında, gerek diğer halk serhildanlarında Kürt halkının önemli bir halkasını oluşturmaktayız. Dost inanç mensuplarımız ile bu konuda bir birlik sağlamamız da halkların ve inançların kardeşliği açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu konferansın temel amacı varolan tüm kimlikleri, halkları, inançları ve düşünceleri bir çatı altında birleştirmekti. İkinci temel amacı da varolan soruları, talepleri ve eleştirileri özgürce dile getirmekti. Benim açımdan bu başarıldı. Gelecek için bu bir kazanımdır. Yeter ki, halkların ve inançların kardeşliği bu birlik yolunda devam etsin. Bugüne kadar gerçekleşen her üç konferansın buna ışık tuttuğunu görüyoruz. Bu da yeni bir toplumsal dinamizmin inşasının oluştuğunun belgesidir.
Ali Mitil (AGİF Eşbaşkanı): Bu konferansın özgün bir yanı vardır. Önemli bir mağdur kesim buluştu. Sürgün edilenler, köylerinden göçmek zorunda kalanlar, çok sayıda eski tutsak, işkence ve deslet baskısıyla ülkesinden kopmak zorunda kalanlar bu konferansta buluştu. Burada çok zengin bir birleşimin olduğunu, güçlü bir potansiyel olduğumuzu farkettik. Halkların, inançların ve farklılıkların buluştukları bir ortam yarattık. Bu gelecek için önemli bir platform olmuştur. Ermeniler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Asuriler ve diğerleri sorunlarını ve taleplerini dile getirdi. Biz bu konferansta çok acımızın olduğunu, sorulması gereken bir çok hesapların da olduğunu gördük. Yolumuz uzun ama umutluyuz.
Selim Sadak (Siirt Belediye Başkanı): Ben her üç konferansa da katıldım. Bu konferans kendi ülkesinden göç etmek zorunda kalanları birleştiren bir konferans oldu. Kendi ülkesinde kendisini ifade edemeyenlerin buluşmasıydı. Bu üç konferansın dördüncü konferansa ışık tutacağına inanıyorum ve umutluyum. Kürtler, Türkiye halkları ile beraber bu süreci hızlandıracak. Konferanslar Türk hükümetini demokratik bir zihniyete zorlayacak.  
Baki Selçuk (AveG KON Eşbaşkanı): Ben hem Ankara hem de Brüksel konferanslarına katıldım. Her iki konfernasın hem ortak hem de özgün yanları vardır. Ankara konferansına kirli savaşın mağdurları katıldı. Her kimlik, inanç örgütü, ulus ve toplum kendi sorunlarını ilk kez bir birlik içinde dile getirebildi. Bu gerçekten önemli bir adımdır. Bu Ankara konferansının özgün bir yanıdır. Brüksel konferansı İslami örgütlenmelerinden komünist örgütlenmelerine kadar, azınlık temsilcilerinden fikir temsilcilerine kadar geniş bir yelpaze kapsadı. Bu konferanslardan sonra durmak olmaz. Konferanslar geleceğin demokrasisini oluşturacak alt yapı imkanları sunuyor. Bu sürece aktif katılmak, her halkın, inancın ve kültürün görevi ve sorumluluğu olmalı.
Saadet Karabulut (Hollanda Sosyalist Parti Milletvekili): Avrupa’da yaşayan göçmenler olarak daha çok Avrupa halkları ile birlikte, barış ve özgürlüğe nasıl katkıda bulunabiliriz? Bunu düşünmemiz gerekir.
Birlikteliğimizi nasıl güçlendirebiliriz? İşte bu konularda bir araya gelmek çok önemli çünkü dönem değişiyor. Yine elimizde bir sürü olanaklar var. Bu olanakları değerlendirmek gerekiyor. Bu açıdan bu gibi konferansların önemli bir etki yaratacağına inanıyorum. Hak ve özgürlük arayışımıza önemli bir katkı sağlayacağını umut ediyorum.
Şeref Akgül (KOMKAR MYK üyesi): Katılımcıların çokluğu, kurumların çokluğu zengin bir konferans bileşimi olduğunu gösteriyor. Çok değişik konularda da tartışmalar yürütüldü. Konferansa sonulan sunumlar da içeriğini oldukça zenginleştirmiştir. Bu konferansların ana merkezinde Kürt sorununun çözümü var. Bir çok demokratik kurum Kürtlerin silahlı mücadele sürecini durdurmasının, demokratik siyasetin önünü açacağı düşüncesindedir. Biz de böyle düşünüyoruz, bundan dolayı da bu konferansların çözüme katkı sunacağını düşünüyoruz. Bu süreci de bu bağlamda destekliyoruz. Avrupa’daki konferasın içeğinin geniş tutulması bir yönüyle olumlu ama diğer yönüyle bunun Kürt Ulusal Hareketi’nin yükünü arttıracağı kanaatini de taşıyorum. İster kabul edelim ya da etmeyelim, Kürt sorunu karşısında bir muhatap yani bir iktidar var. Buraya sunulan raporlar ve talepler sonuç bildirgesine yansıdığı zaman, iktidar meseleyi tümden ele alma cesareti göstermeyebilir. İktidar Kürt sorununda adım atma konusunda bu cesareti göstermezse bu zararımıza olur. Bu demokrasi güçleri iyi bir birlik oluşturmazsa, taleplerini iyi ayarlamazlarsa, bütün sorunları Kürt sorunu gibi hayati bir sorunmuş gibi dayatırlarsa, Kürtlerin işi kolay olmaz. Ancak önceliği Kürt sorununun çözümü olduğunu görürler, buna göre Kürt sorununun çözümünü desteklerlerse ve diğer sorunların çözümünün de Kürt sorunundan geçtiğini görürlerse önemli bir sonuç ortaya çıkar.
Kadir Akın (HDK yürütme kurulu üyesi): Ankara konferansını gerçekleştirmiştik. Brüksel’de gerçekleşen konferansa yoğun katılım oldu. Bu üç konferansta “ikinci aşamaya geçildi” denilse de AKP tarafından hiçbir sorunun kalıcı bir barış ile nihayete erdirilmesi konusunda hiçbir adımın atılmadığını görüyoruz.
Siraç Kırıcı (DDKD): Bizler Kürt halkı ve aynı zamanda diğer halklar için mücadele etmekteyiz. Bu gibi konfernasların bir diğer önemli noktası da ulusal birliğin sağlanması ve Kürtlerin birbirleriyle barışık olarak çözüm yolunda ilerlemesidir. Kendi kaderimizi tayin etmemiz gerekiyor ve bunun için statünün değişmesi lazım. Biliyoruz ki Türkiye hükümeti bu konuya ısrarla karşı çıkmaktadır. Hükümet tekçi anlayıştan vazgeçmeli. Kürtler de birleşerek, 4 parçada kendi önüne bir takım hedefleri koymalı.
Selman Dilovan (NUBIHAR Derneği üyesi): Konferans çok önemli. Farklı kesimler burada bir araya geldi. Bu, birlik umudumuz açısından önemlidir. Kürtler, ideolojik, lokal sorunlarını bir kenara bırakarak her dört parçadan insanlar, ortak paydada biraraya gelmeyi başarabildiler. Bu önemli bir başarıdır. Fakat biz biraraya gelmeye ne kadar hazırız? Bizler bu sürece ne kadar hazırız? Bunları da gözönünde bulundurmamız gerekiyor.
Ali Fırat (Federal Alman Meclisi Yeşiller Partisi danışmanı): Bu konferansa katılmaktan çok mutluyum. Başarılı bir konferans olduğuna inanıyorum. Çeşitli etnik kökenden gelen insanlar birbirlerine kardeşçe, dostça ve samimi şekilde yaklaşıyorlar. Bu da umutlandırıyor.
Esra Güden (Sosyalist Kadınlar Birliği): Bu kadar geniş bir birleşimin bir araya gelmesi bence büyük bir başarıdır. Türkiye gibi faşizan bir devletten baskı gören halklar kendi özgürlüklerini tartışıyor. Farklı bir kapı açıldı. Kadınların katılımı biraz zayıf olması üzücü. Konferans Avrupa’da da yapılabilecekler konusunda önemli bir adımdır.
Çiğdem Devran (Alınteri/ Yaşanacak Dünya Devrimci Proleterya Temsilcisi): Bir defa ilk defa bu kadar geniş ve renkli bir toplantıya katılıyorum. Bu ciddi bir adım. Önyargıların kırılmasında önemli bir zemin ortaya çıkmıştır. Bu halklar dostane ilişkilerin sağlanmasına katkı sunacaktır. Acılarımız, sorunlarımız ve çözüm önerilerimizi ortaklaştırdığımız bir ortam oluştu. Bu da ciddi bir ortamdır. Ancak bu henüz bir başlangıçtır. Karşılıklı önyargıların, beyaz Türk şovenizminin kırılmaya başladığı bir atmosfer var. Bunu iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
Orhan Onat (Êzîdî Dernekleri Federasyonu-FKÊ): Bu konferans, dilleri ve dinleri buluşturdu ve önemli adımlar attı. Elbette hepimizin barış umudu var. Aynı topraklar üzerinde yaşayan halklarımızın birbirlerine karşı da uyguladıkları yanlışlıkların hesabı verilmeli, yüzleşilmeli ve telafi edilmelidir. 10 yılların beslediği kırgınlıklar, önyargılar ve düşmanlıklar kaldırılmalı. Yerine kardeşlik ve birlik getirilmelidir. Bu elbette uzun bir zaman alacaktır. Ama bu konferansın da gösterdiği gibi, bu mümkün olabilecektir.
Rıdvan Turan (SDP Genel Başkanı): Barış süreci, toplumsal ve siyasal açıdan kabul gördü. Bu tartışılmaya gerek kalmayan bir gerçekliktir. Bugün dört konferanstan üçüncüsünde bulunmaktayız. Bu konuda yapılan herbir konferans, önemli ve farklı farklı toplumsal ve siyasal kesimlere hitap etmektedir. Bu geniş kapsamlı hitap da, geleceğin inşası için hayati bir önem taşıdığı kadar, her bir konferansın barışa ve demokrasiye önemli hizmet sunuyor. Türkiye devletinin tutumuna bakarsak, herhangi bir samimiyet göremiyoruz. Fakat buna rağmen halkların kardeşliği artık durdurulamaz bir hız almıştır ve devletin olumsuz tutumları ve adımlarına rağmen süreci zorlayacak ve kazanacaktır.
Prof. Dimitrios Konstantinidis (Köln ve Çevresi Pontus Derneği Başkanı): Şu an başlatılmış çözüm sürecine olumlu ve umutlu bakıyorum. İzlenimim şudur ki, Kürtler biraraya gelmeye ve ortak bir çizgi yakalamaya çalışıyor. Bu da güç birliği açışından önemlidir. Bu sorunun diğer bir önemli parçası da varolan Hıristiyan kurumların da Türkiye devletinin baskı, inkar ve imhaları politikasıyla mağdur olmasıdır. Bir yaklaşım var ve bu, barış için bir deneme sürecidir. Bu gerçekleşir mi gerçekleşmez mi? Onu tahmin etmek gerçekten çok zor. Çünkü on yılları alan bir dram, bir katliam ve baskılar süreci var ve çok sayıda halkın, inançların haklarını ezip geçen bir zihniyet var. Temelinde bir güven sorunu, bir samimiyet eksikliği vardır. Barış ise bunu aşmak gerektirir fakat Türkiye hükümeti tarafından herhangi bir adım attığını göremiyoruz. Umarım ki barış gelecektir. Fakat süreç zorlanıyor.



N. BAYRAM/M. ALPAVUT/R. AYDOÐDU/BRÜKSEL