Bu yıl kanlı bitiyor. Gelecek yılın ilk aylarının da kan revan içinde geçeceği daha şimdiden belli oluyor.
Daha sonra ne olacağı pek çok etkene bağlı.
Başlıca etken Rojava Devrimi'nin kesin zaferi olacak. Belirleyici etken bu.
Dün de yazdığımız gibi, Rojava Devrimi zafer yolunda yürüyor.
Baksanıza, omurgasını YPG-YPJ güçlerinin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri "kırmızı çizgiyi" silip, Fırat’ın batısına geçti, Türk devleti "Kürtler değil, Araplar geçti" diyerek, "kırmızı çizgilerinin" morarmasını sineye çektiler bile. Kürtler Suriye’de "statü" kazandığı gün kimisi "federal", "kimisi kantonal" ya da "özerk" devletler Türkiye’yi "kuşatmış" olacak.
Sayalım: Yeniden "düşman" ilan edilen Rusya. Federal bir devlet. Sonra Irak. O da federal. Yarın Suriye: Kantonal. Ya İran? İran Kürdistan’ı da "resmen eyalet"…
Şu hale bir bakın: Türkiye’nin kuzeyi, doğusu, güneyi olduğu gibi federal, kantonal ve eyalet sistemi. Ya batısı?
Batısı malum Avrupa Birliği…
AB’nin en büyük ülkesi federal. Almanya yani. Her eyaletinin bir meclisi var, öyle belediye başkanı filan değil, Başbakan’ı var. Öyle "tek bayrak" mayrak yok; her eyaletin kendi bayrağı var. Belçika. Her komünün, yani yerel yönetimin polis birlikleri var. Fransa özerk bölgelerden oluşmakta. İspanya ha keza…
Ya deniz ötesi?
Abdülkadir Selvi "Rusya ve ABD güneyde komşumuz oldu" diye yazmıştı. O "komşunun" bir tanesi NATO’nun başı. Yani Türk devletinin de patronu. Nasıl bir devlet? "Federal…"
Eeee…
Ne oluyor?
DTK bir "bildirge" çıkarıyor.
Bildirgede "demokratik özerklik" somut bir şekilde dile getiriliyor.
Ve devletin başı bunu "ihanet" olarak yaftalıyor.
İçişleri Bakanının tepesi atıyor, "vay siz mi özerklik dediniz, ben büyükşehir belediyelerinin yetkilerini bır kısayım da görün siz" diyor.
Avrupa Birliği Özerklik Şartı’na konan şerhlerin kaldırılmasından söz eden AKP, artık iyice "merkezileşme" kararı veriyor.
Böylece, "komşuları" federal, müttefikleri federal ve girmek istediği AB federal, kendisi ise "bürokratik merkeziyetçi ulus devlet" olan bir Türkiye…
Karikatür gibi değil mi?
Manzara komik olduğu kadar korkutucu da…
Böyle bir devletin "bekası" yalnızca iki yoldan sağlanabilir.
Birinci yol "kısadır". Üzerinde bir müddet yürünebilir. Bu yolun iki tarafı uçurumdur. Sen Türk kamyonunu bu yola bir kere soktun muydu, bir daha geriye dönüşü yoktur. Yolun adına "Türkiye’ye özgü, bürokratik merkeziyetçi başkanlık" ya da "diktatörlük" "çıkmaz yolu" deniyor. Herkesi ezerek gidiyorsun. Sonra önün duvar. Yol dar, geri vitesin bozuk. Manevra imkanın sıfır. Yıkılırsın.
İkinci yol ise ferah. Otoyol bile değil. Sürat rekorlarının kırıldığı pistler gibi. Bu yolun adı "Demokratik Cumhuriyet ve Ortadoğu Ortak Evi." Demokratik özerk bölgelerden oluşan ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğine dayanan, toprağı ve halkı bölünmez, sınırları dokunulmaz ülkeler. Türkiye, İran, Irak, Suriye… Bunların konfederal birliği… Bir eli AB ülkelerinin halklarının elinde, bir eli Ortadoğu halklarına tutunmuş. Suları gürül gürül. Petrolu varil varil. Kültürü renkli mi renkli… Böyle bir ülkenin başına Hitler'i geçirsen, adamcağız o saniye biraz Wilson, biraz Lenin, biraz Obama, biraz Öcalan haline gelir ve hatta Kürtçe konuşmaya başlar. Öteki ülkenin ise başına Hz. Adem’i getirsen, zebaniye dönüşür.
Ya etrafı federallerle çevrili, içi hendeklerle dolu bir diktatörlük ülkesi…
Ya da kendisi özerk, dostları federal, çatısı konfederal insanı hür, müreffeh ve sulhperver bir ülkeler topluluğu…
İşte önümüzdeki yılın seçenekleri böyle…
DTK Türkiye’nin önüne biricik kurtuluş yolunu açmış; AKP’lileşen liberal ödlek köşebazlar, medyatörler sürüsü, "Demirtaş bizi aldattı" zırtapozluğu ile, DTK bildirgesine küfrediyor.
Senin küfrettiğini AKP öldürüyor ve bu nedenle sen, ilk referandumda "Erdoğanı başkan yapacaksın".
İşte o zaman Sur’un değilse de, bölgenin en derin çukuruna da yuvarlanacaksın.
Sana yeni yılda saadet maadet değil, akıl fikir ihsan etmesini Cenab-ı Allahtan niyaz ederim ey medyatör ve köşebaz…