T. S. Eliot, "Edebiyat Üzerine Düşünceler’ adlı yapıtında "Hiçbir bir gerçek sanatçı, gelenekten habersiz değildir; fakat hiçbiri de ona teslim olmaz. Sanat gelenekten yola çıkmayı gerektirdiği gibi, gelenekle kapışmayı, ona direnmeyi de gerektirir. Bu direniş onu yok saymaya yönelik değildir" der.
Gelenekten yararlanmayı seçip ayıklama, giderek yeniden üretme ve yaratma olarak kavrayan sanatçı "gelenek"in gerçek mirasçısı olur ancak. Bu yöntem aynı zamanda sanatçıya geleneğin günceli kucaklayacak biçimde gerici, şoven unsurlarından ayıklanmasını, bir çağdaş bileşim içinde işlerlik kazandırmasını da sağlayacaktır. Yine bu sayede, gerçeği geçmişte arayan, geçmişi özleyen ve öven "gelenekçilik" verili olan "gelenek"le karıştırılmayacaktır.
***
İnsanlığın tarihi, gelişme ve değişmenin de tarihidir. Sanatsal yaratım sorunu, çoğaltma, benzerini yapma, eskiyi onarma değil, özdeş ve özgün olanı yaratabilme sorunudur. Sanatın işlevi bir anlamda yabancılaşmaya, bozulma ve çöküntülere karşı, yeni etik değerler oluşturmak, yaşamı kutsamaktır. Geleneği dar bir çerçeve içerisinde algılamak yerine, eleştirel bir yaklaşımla ayıklamayı ve hesaplaşmayı gelenekten yararlanmanın ön koşulu sayacak bir tarih bilincine varmak gerekir. Yoksa sanatçı "mirasyedi" konumundan kurtulamaz.
Kendini bir geleneğe ve tarihe ekleyemeyen insan ve topluluklar özgüven eksikliği yaşar, aidiyet hissini yitirir, bireyselliğini de geliştiremezler.
Oysa bir edebî eserin asıl gücü, onun zamana karşı direnme ve zamanın değiştirici etkisine dayanabilme özelliğinden gelir. Edebiyat tarihi, zamana direnme ve zamanın akıp gitmesine rağmen revaçta kalma özelliği taşımayan bir edebî eseri yalnızca arşiv malzemesi olarak görür.
"Bugün dünle beslenerek yarına varır" diyor Berthold Brecht. Bu "besin"in hazmedilebilmesi köklü bir tarih bilinci gerektirir. Bu bilinç sadece geçmişin köklerini bilmek değil, köklerin yaşanılan süreçte de dal-budak saldığının farkında olmaktır. Gelenekten geleceğe giden yol, geçmişe körü körüne bağlılıktan değil, ona duyarlı olmaktan geçer. "Kültür mirası"nın tümden reddedilmesi ne kadar yanlış bir tutumsa, "miras"ın olduğu gibi benimsenmesi ve kutsanması da o derece yanlıştır.
***
Sanatta korunması gereken kurallar değil, değerler vardır. Bu değerler, o sanata kişilik kazandıran, üslubunu belirleyen, anlamını ve özünü yansıtan değerlerdir.
Sanatçı kendisine bırakılan mirası yeniden ele almalı, yeni anlatım olanakları ve sanat yöntemleriyle daha ileriye ulaştırmaya çalışmalıdır. Geçmiş dönemlerden kalan "miras"ın bir bölümü gözden geçirilerek çağdaşlaştırılır, güncelleştirilir ve korunur, bir bölümü de eklenerek dışlanır. "Gelenek" şimdinin talepleri göz ardı edilerek, tümden olduğu gibi kutsandığında, ilerici kılıklara bürünmüş tutucu bir "gelenekçilik" anlayışına götürür sanatçıyı. Çünkü gelenekçilik kimi doneleri derin dondurucuya sokup aynen muhafaza etmek anlamına gelir. Böyle bir anlayış da gelenekteki ulusal ve evrensel diyalektik özelliklerin ayrılmaz bir birlik ve bütünlük oluşturduğunu göremez.
Gelenekten yararlanmak
Kültür alanındaki etkinliklerin tümü geçmişten geleceğe uzanır. Sanatçılar geçmişten aldıklarını, kendi dönemlerinin gerçekleri ve anlayışıyla, bilgi birikimiyle, duyarlılığıyla yoğurarak geleceğe taşır. Bu bakımdan geçmişi bilmeden yeni bir sanat eseri oluşturmak mümkün değildir. Sorun sanatçının sanat gücüne bağlı olarak bunu zenginleştirme ve dönüştürme yeteneğine bağlıdır.