İstanbul Türkiye Yayıncılar Birliği, önemli bir meslek birliği. Yayıncılık sektörünün mesleki sorunları yanında, yayıncılık etiği açısından, olayı sadece ekonomik bir alana hapsetmiyor, Uluslararası yayıncılar meslek birliğinin bir üyesi olarak, “yayınlama özgürlğünün” savunulmasını da temel işlevlerinden biri olarak görüyor. Çünkü yayınlama özgürlüğünün, düşünce ve ifade, yazma ve okuma özgürlüklerinin hayata geçmesi bakımında hayati bir önemi var.
Geçtiğimiz günlerde TYB genel kurulu toplandı. Aynı zamanda yetenekli bir yazar ve eleştirmen olan TYB Başkanı Metin Celal, genel kurulda yaptığı konuşmada sektörün genel ekonomik, yapısal sorunları yanında, yayınlama özgürlüğü alanında yaşanan sorunlara da değindi.
Adeti üzere büyük medya TYB genel kuruluna hak ettiği yeri vermedi. Buna ne yazik ki muhalif basını da katmalıyız. Bu nedenle, Metin Celal’in konuşmasından alıntılar yapmak istiyorum:
“2014 yılında 50.752 çeşit ve 561.103.770 adet kitap üretildi.
2014 yılında kişi başına 7,3 kitap düştü.
Üretilen kitap adedinde geçen yıla göre % 4.6 artış olduğu görülüyor.
2014 yılında yayıncılık sektörünün toplam cirosu geçen seneye göre % 2.9’luk bir artış var.
Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) 2014 verilerine göre Türkiye dünyanın en büyük 12. yayıncılık sektörü ve üretilen yeni kitap çeşidinde 11. sırada yer alıyor.
Evet, kitap çeşitleri her yıl düzenli olarak artıyor ama kitabevi sayısı artmıyor.
Yayınlanan 50 bin çeşit kitabın Kitabevlerinde sergilenmesi mümkün değil. Kitabevleri sadece çok satan kitapları satma eğiliminde. Yayıncılığın çok renkliliği kitabevlerine yansımıyor.
Kitap satışında yaşanan tekelleşme endişe verici boyutta. Zincir kitabevleri sektör teamüllerini bozan davranışlarda bulunuyor, yayıncılardan gittikçe daha fazla talepte bulunuyor, bu taleplerini dayatma olarak anlaşılabilecek biçimde ifade ediyor.
Kitabevi zincirlerinin teamülleri bozan dayatmaları yanında sansür ve siyasi ayrımcılık eğilimleri de dikkati çekici boyutlarda.
Öte yandan, 3 Ekim 2014 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim ve Kültür Yayınları yönetmeliği ile hem MEB yeniden yayıncılığa giriyor hem de okullarda okunacak yardımcı kitaplara ve kültür kitaplarına denetim geliyor… Okullara kitap ve yazar sokulmuyor.
Kütüphaneler kitap seçmek için kurulmuş komisyonlar sansür kurulu gibi çalışıyor. Klasikleşmiş, onlarca yıldır okunan çocuk ve ilk gençlik yayınlarının öğrencilerce okunması bu komisyonların kararları ile ilçeler düzeyinde engelleniyor… Geçtiğimiz iki yılda yayınlama özgürlüğünü engellemek amacıyla birçok yeni yasa maddesi yürürlüğe girdi.
Sansür ve otosansür ülke genelinde ve tüm yayın organlarında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
İnternet kullanımını, internet aracılığıyla düşüncelerin ifade edilmesini denetleyecek, cezalandıracak yasa değişiklikleri dikkati çekicidir.
Hükümete, devlet yöneticilerine yönelik her türlü eleştiri “hakaret” olarak algılanıyor ve eleştirel görüş bildirenler hakkında davalar açılıyor. Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle açılan davalarda tutuklananların sayısı her geçen gün artıyor. Yayın yoluyla hakaret edildiği gerekçesiyle birçok kitap ve yazarı hakkında da hakaret davaları açılıyor.
En son 13 yaşındaki bir çocuk hakkında facebook’da yazdığı bir mesaj nedeniyle ve Türkiye Güzeli Merve Büyüksaraç “Ustanın Şiiri” başlıklı bir şiiri paylaştığı için cumhurbaşkanına hakaretten hapis cezası talebiyle soruşturma açıldı, büyük bir olasılıkla yargılanacaklar. Merve Büyüksaraç aynı şiiri sosyal medyada paylaşan 960 bin kişiden biri. Ama sadece onun hakkında hapis cezası talepli dava açılmış.
Nasıl geçmişte bir şiiri değiştirip mitinglerde okuduğu için hapis cezası alan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın düşünce ve ifade özgürlüğünü savunduysak şimdi de 13 yaşındaki çocuğun ve Türkiye Güzeli Merve Büyüksaraç’ın düşünce ve ifade özgürlüğünü savunuyoruz.
Bizim yayınlama özgürlüğü konusundaki görüşümüz nettir. Türkiye’nin 4 Kasım 1950’de imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve anayasa ile getirilen hakların tüm yasaların üzerinde olduğunu ve bunlara aykırı yasalar yapılamayacağı bir gerçektir.
Herkesin hiçbir engellemeye uğramadan, hapis edilme tehdidi hissetmeden yayın yapabilmesini, kitaplarını satabilmesini ve tabii herkesin istediği kitabı okuyabilmesini savunuyoruz ki bu da temel insan haklarının en önemli maddelerinden biridir.’’