Belki fuzuli bir söz ama gençlik sadece biyolojik yaş üzerinden ele alınamaz. Kadın erkek eşitliği nasıl biyolojik bir konu değilse gençlik de özü itibarı ile biyolojik yaşla ilgili değildir.

Sosyolojik bir durum değerlendirmesi ve bunun siyasete değiştirici bir dinamik olarak taşınmasından söz ediyoruz. Sorunların niteliği değişiyor, vizyon değişiyor ise yeni yaşamı kurmak için yeni durumu gözetmek zorunda olursunuz.

Siyaseti ‘’temsil’’ tartışmasına indirdiğinizde elbette Alevileri, Kürtleri ya da dindarları kim temsil ediyor sorusu belirleyici bir öneme kavuşur.

Yazı başlığımıza taşıdığımız üç toplumsal dinamiğin örgütsel gerçeklikleri farklıdır ve birbirleri ile kıyaslanması yanıltıcı olur. Elbette genel geçer ya da ortak doğrular söz konusu olabilir.

Ana çerçevesi ile kısaca ele almaya çalışalım.

Kürt halkının örgütlü yapısı gençlerin öncülüğünde yürümektedir. Genç başlayan ve kendini sürekli yenileyerek genç kalmayı başaran bir örgütlülük halinden söz ediyoruz. 

İslami duyarlılık sahibi çevrelerde ise yaygın kitlesel örgütlenme, geleneksel tarikat ve cemaatler eksenlidir. Buna itiraz olarak gelişen ve muhalif siyasi bilincin geliştiği örgütlenmeler daha genç ve yerel düzeydedir. 

Aleviler için iki noktaya dikkat çekmek isterim. Bir ucunda daha kırsal yapıyı koruyan geleneksel Alevi kitle, diğer ucunda gençlerin yeni arayışları olan, geniş bir yelpaze ile sosyolojik tabloyu tarif mümkündür. Alevi kurumlarının bazıları daha geleneksel yaşlı kuşağı temsil edip onların ihtiyaçlarına cevap vermeyi hedeflerken, bir kısmı daha siyasal taleplere yoğunlaşmıştır. Genç Alevi kuşak ise siyasal talepleri önemsemekle birlikte eski kamplaştırıcı dogmatik dille hesaplaşmaya çok daha istekli, kararlı bir yaklaşım sergilemektedir.

Kurumlar ilgili oldukları toplumsal kesimi temsil eder mi, tartışması bu nedenle her çevre için ayrı yapılmalıdır. Bazı toplumsal kesimlerin sorunu tam da kendilerini bloke eden sistem merkezli örgütlerdir. Bırakın temsili, neredeyse temsilin önündeki asıl engeli kendi içlerinden çıkmış gibi gözüken kurumlar oluşturur. Meslek örgütlerinden inanç gruplarına kadar birçok alanda kişilere dayalı özel pozisyonları dikkate almakla birlikte halktaki karşılığını esas almak zorunludur.

HDP bu tabloda nerededir ve nerede olmalıdır?

Reel durum ne göz ardı edilebilir ne dondurularak esas alınabilir. Reel durumu yok sayarsanız toplumsal destek alamazsınız. Toplumsal gerçekliğe teslim olursanız değişimi yönetemez, durağanlaşır ve tasfiye olursunuz.

Önceki seçim dönemlerinde mecbur kalınan bazı tercihler bugün anlamını yitirmiş olabilir. Aynı şekilde her seçimde parti ayrımı gözetmeksizin kendini olmazsa olmaz kategorisinde sunan profesyoneller konusu da özellikle seçim sonrası yaşanabilecek gerilim ve kırılmalar açısından önemli riskler taşımaktadır.

Mevlana’nın tabiri ile pergelin bir ayağı toplumsal gerçeklikte sabit duruyorsa diğer ayağı açılabildiği kadar genişlemeyi ve değişmeyi hedeflemelidir.

Kürtlerin, Alevilerin ya da İslami çevrelerin milletvekili aday listelerinde nasıl temsil edilmesi gerektiği konusu son derece kritik ve dikkat gerektiren bir konudur.

Herkesin ‘’halk beni istiyor’’ efsanesi ile kendini önerdiği bir temsil kültürü ile değişim ve genişlemeyi gerçekleştirmek mümkün değildir.

İthal aday istemiyoruz diye kampanya yürütüp kendini ya da yakınlarını dayatanların, küçük hesapları bir kenara bırakıp birlikte kazanma üzerine kurulu bir mantığı inşa etmeleri gerekir.

Bütün toplumsal dinamikleri tek tek analize köşemiz yetmez ama çevre hareketinden emek hareketine kadar her alanda kokuşmuş temsili demokrasinin hastalıklarından uzak durabildiğimiz ölçüde siyaseti adanmışlık gerektiren bir mücadele alanı haline getirebiliriz.

Bunu başaramadığımız taktirde ne Kobanê’de ödenen bedelle elde edilen kazanımların rüzgarı bizi kurtarmaya yeter ne barış sürecinin psikolojik motivasyonu.