Açılışta, Paris’te katledilen devrimcilerden Leyla Şaylemez’in kardeşi Yasemin Şaylemez kısa bir konuşma yaptı. Şaylemez, delegeleri selamlayarak, başarılar diledi. Üzerinden 9 ay geçmesine rağmen Fransız yetkililerinin katliam konusundaki sessizliğine dikkat çeken Şaylemez, Fransa hükümetinin tutumunu kınadı. Şaylemez, katliamın faillerinin açığa çıkarılarak hak ettikleri cezaya çarptırılana kadar, olayın takipçisi olmayı sürdüreceklerini kaydetti.
Dayanışma dilekleri sunuldu
Komünist Parti temsilcisi ve aynı zamanda Kürt Dostluk Derneği kurucusu Sylvie Jean da, genç kadınları burada ağırlamaktan onu duyduklarını belirtti.
İlişkilerinin bir dayanışma olarak algılanmamasını isteyen Jean, “Sizin özgürlüğünüz bizim özgürlüğümüzdür. Her halkın sorunu aynı zamanda Fransız Komünist Partisi’nin de sorunudur. Burada ilerici genç kadınların örgütlenme içerisinde olduğunu bilmek güç veriyor” dedi. Paris Katliamı’nı aydınlatmak amacıyla bir dernek kurduklarını belirten Jean, Fete Humanite şenliğinde açılışını yapacaklarını duyurdu.
Brotanya Kürt Dostluk Derneği adına konuşan Anne Sophie ise, Kürt genç kadınları ile dayanışmasını dile getirerek, Paris Katliamı’na karşı kadınların mücadele aktif yer almasının önemini vurguladı.
Rojava merkezli siyasal gündem
Sözlü ve yazılı mesajlar ardından konferansın siyasal değerlendirme gündemine geçildi. Ağırlıkta Rojava’daki gelişmelerin tartışıldığı gündemde, Suriye’ye olası askeri müdahale, demokratik çözüm süreci, Kürt Ulusal Kongresi ile Güney Kürdistan’daki seçimler değerlendirildi. Bir diğer gündem ise Paris Katliamı idi. Avrupa’da yaşayan Kürt kadınlarının Paris Katliamı’nın aydınlatılması için üzerine düşen rolünü yerine getirmesi gerektiğini belirten genç kadınlar, bütün bunların ancak kapitalist sömürü cenderesine tabii tutulan gençliğin kendi değerlerine sahip çıkarak yapabileceğinin altını çizdi.
Tarih ve kültürümüz öğrenilmeli
Konferansın ikinci bölümünde ise Avrupa’da yaşayan genç kadınların toplumsal, kültürel, sosyal ve siyasal sorunları tartışıldı. Tartışmalarda, genç kadınların var olan potansiyellerini yeterince açığa çıkarmadığı ve kadın özgürlük ideolojisinden yeterince beslenmediği eleştirisi getirildi. Kapitalist modernitenin gençlik üzerindeki uygulamalarının yeterince çözümlenmediği dile getirilerek, Avrupa’daki genç kadınların tarihini ve kültürünü iyi öğrenmeleri gerektiğine vurgu yapıldı.
Konferansın önceki gün yapılan üçüncü ve son bölümünde ise Diren Dêrsim, Kürt Kadın Hareketi’nin mücadele deneyimlerini, Viyan Nurhak ise genç kadın çalışmalarının düzeyi ve tecrübelerini aktardı.
Doğru mücadele vermek önemli
Konferansın dün gerçekleştirilen ikinci günkü oturumu, çözüm modelleri başlığı altında yapıldı. Avrupa’da ailelerin kendi görüş ve anlayışına göre yönlendirildiğine dikkat çekilen değerlendirmelerde, gençlerin ailelerine ve çevreye karşı doğru bir mücadele yürütmesinin önemine vurgu yapıldı. “Nasıl bir gelecek istiyoruz” temelli tartışmalarda, gençlerin siyasal eksenli tartışmalarda aktif oldukları, toplum temelli sorunları tartışmada ise çekingen kaldıkları gözlemlendi. Oturum, genç kadınların kendi sorunlarını ifade edebildiği ve çözümler üretebildiği yeni bir örgütlenme modeli fikri üzerinde yapılan tartışmalarla sonlandı. Konferans, yeni örgütlenme biçimi, alınacak kararlar ve seçim gündemi sonrasında, üç kadın devrimcinin katledildiği Kürdistan Enformasyon Bürosu önünde basın açıklamasıyla sona erecek.
Daha iyi olabilirdi
Konferans katılımcılarından görüşlerine başvurduğumuz Kudret Sancar ve Hülya Sidal, konferansa ilişkin eleştiri ve beklentilerini şöyle dile getirdi:
Kudret Sancar (Hollanda): Böylesi bir konferans ilk olarak yapılıyor. Bu, genç kadınlar için büyük bir fırsat. Konferansa cevap olmak lazım. İlk olduğu için katılımcılar dinleyici pozisyonunda kaldı. Katılımcıların daha fazla aktif katılmalıydı. Konuşmalar zayıftı. Kadınların tarihsel baskılardan kaynaklı kaybettiği bir özgüven sorunu var. Bu, buraya da yansıdı. İlk olmasına rağmen organize iyiydi. Umarım bu iki günde iyi sonuçlar elde ederiz.
Hülya Sidal (İsviçre): Beni buraya kadar getiren ‘Kadın’ kelimesiydi. Ama burada daha çok savaşı, Önderliği konuştuk. Çünkü bir savaş hali içerisindeyiz. Kadını çok konuşmadık. Konferansın adını ‘Savaş, önderlik ve kadın’ koymalıydık.
İkinci sürgünü yaşamış biriyim. Savaşın olduğu bir coğrafyadan geldim. Avrupa’ya gelir gelmez tanıştığım bir genç kadın, bana ailesinin baskısından kurtulmak için evleneceğini söylemişti. Bu beni çok sarsmıştı. 2013 yılındayız. Hareketin bugüne kadar bunlara çözüm bulmaması normal değil. Nedeni sorgulanmalı. Bugün bu salonda örgütlü kadından çok, örgütsüz kadınlar konuşmalıydı. Konferanstan beklediğimi bulamadım. Kadın kendini tanıyıp tanımlayamadığı sürece bu sorunları yaşayacağız.
SELMA AKKAYA/PARİS