
Yıllardır özerk, bilimsel, demokratik üniversite mücadelesi veren gençlik örgütlerinin temsilcileri, öz yönetim talebinin bu mücadeleyle ilişkisine de dikkat çekiyor.
Gençler, öz yönetim talebinin Batı’da anlatılması sorumluluklarını da atlamıyor.
Çok sayıda gençlik örgütünün temsilcisiyle “Gençlik öz yönetim direnişlerine nasıl bakıyor” ve “Gençlik ne yapabilir” sorularının cevabını aradık. Dosyamızın ilk bölümünde Gençliğin Devrimci Güçleri (DEV-GÜÇ), Devrimci Gençlik, Aydın Erdem Özgür Öğrenci Derneği, YXK-Jin ve Devrimci Anarşist Faaliyet üyesi gençlerin görüşleri yer alıyor.
Öz yönetimsizlik haksızlık yaratıyor
Öz yönetime dair görüşünü aldığımız DEV-GÜÇ üyesi Ali Emre Ecer, öz yönetimin doğal bir insan hakkı olduğunu ve herkesin yaşamında ihtiyacı olan bir yaşamsal proje olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etti: “Öz yönetim, bireyin ve toplumun yaşamsal hakkı ve tüm farklılıkların ortakça yaşam bulmasıdır. Bu gerçekleşmediği takdirde halkların, bireylerin her türlü yaşamsal hakları kesiliyor. Bu hakkın önüne geçmek demek evrensel insan halklarına göre suç işlemek demektir. Sömürgeleştiren bir siyasi ortamda bu yaşamsal hak daha da kısıtlanıyor.”
Paris Komünü’nün devamı, ulus üstü bir proje
Ali Emre Ecer, öz yönetimlerin siyasi, ekonomik ve kültürel hattının olduğunu ve Paris Komünü, Ekim Devrimi, Zapatistalar, Latin Amerika’daki Topraksızlar Hareketi gibi öz yönetim pratiklerinin halkın devrimci taleplerinin birer yansıması olduğunu vurguladı. Ecer, şunları söyledi: “Bugün Kürt halkının sürdürdüğü öz yönetim direnişleri ise özgünlükler taşısa da tarihteki bu direnişlerin devamı niteliğindedir. Kürt halkının öncülüğünde oluşan bu öz yönetimlerin sosyalizm için de önemli ve zorunlu bir durak olduğunu görmek gerekiyor. Ayrıca bu öz yönetim projesinin salt Kürtler için değil Türkiye için de elzem olduğunu düşünebiliriz. Öz yönetimler, tüm halklarda uygulanabilirliği olan bir projedir. Bu açıdan ulus üstü bir yanı var.”
‘İçinde yer almaya hazırız’
Ecer, Kürt halkının kendi kendini yönetmesinin ve devletsizce yaşamın inşasının yapıldığı öz yönetimleri ekonomik, kültürel olarak güçlendirme; Fırat’ın batısında ise bu inşa sürecini anlatma gibi bir sorumluluklarının olduğuna dikkat çekerek, “DEV-GÜÇ olarak bu toplumsal inşanın güçlenmesi için yapılacak her türlü projenin içinde yer almaya hazırız” dedi.
Tutuklayamıyor, katlediyor!
“Daha eşit, daha özgür, daha adil yaşama adılan her adımda mücadelenin doğası gereği egemen güçler bu durumu kendisine tehdit olarak görür ve bu projenin ilk pratisyen adayı olan gençliğe yönelim gerçekleştirir” diyen DEV-GÜÇ üyesi, buna rağmen öz yönetim direnişleri döneminde tutuklamaların yoğunlaşamadığını, susturamadıklarını katletme politikası izlediklerini belirtti.
‘AKP Rojava’nın acısını çıkarıyor‘
Birleşik Haziran Hareketi’nin bileşenlerinden de olan Devrimci Gençlik’in üyesi Berkay Ustabaş, AKP devletinin Rojava’da kaybetmesinin acısını Kuzey Kürdistan’da çıkarmak için Kürt halkının tüm değer ve yapılarına saldırdığını kaydettikten sonra şöyle devam etti: “Buna karşı Kürt halkının direnişi yükseltmesi ve öz yönetim ilanları yapmasını tarihsel bir zorunluluk olarak görüyoruz. Bu direnişin daha güçlü ve örgütlü bir şekilde gerçekleşmesi, baskı politikalarına karşı güçlü bir cevap olacaktır.”
‘Tüm boyutlarıyla inşa edilmeli’
Ustabaş, Devrimci Gençlik olarak en genel anlamda “emperyalizme karşı sosyalizm, faşizme karşı demokrasi” perspektifiyle hareket ettiklerini belirttikten sonra şunları söyledi: “Öz yönetim gibi halklara rahat bir nefes aldıracak ilerici adımları destekliyoruz. Gençliğin burada ihtiyacı olan şey ise kendi kaderini tayin edebileceği, kendi kendini yönetebileceği, yaşamın her alanında özne olarak görebileceği sistemin adı olan öz yönetimin tüm boyutlarıyla inşa edilerek daha da derinleşmesinin mücadelesini vermektir. Yoksa şu anki haliyle ilan edilen öz yönetimler, devlet tarafından kriminalize edilmektedir. Bundan kaynaklıdır ki Türkiye toplumunun genelinde fazla anlaşılamıyor. Halkın burada elde ettiği demokratik kazanımlar, devletin yoğun saldırılarıyla da bu sistemin salt savunma ayağının ön plana çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bu da doğalında devletin yoğun saldırılarının meşruiyet kazanmasına neden olan bir algı yaratmaktadır ki sonuç olarak toplumun da kutuplaşması ve anlam verememesi gibi durumlar açığa çıkıyor.”
YXK-Jin ne düşünüyor?
YXK-Jin, Avrupa’daki Kürdistanlı gençler içinde örgütlenen Yekîtiya Xwendekarên Kurdistan’a bağlı kadın gençlik örgütü. YXK-Jin’in Frankfurt temsilcisi Helin Dirik öz yönetimi, “egemen kapitalist sistem ve devletten bağımsız halkların alternatif bir yaşam kurması“ olarak tarifledi ve devam etti: “Bu verili sistemin demokrasi algılayışı bile temsili, dolaylı bir şekilde var olmaktadır. Burada demokrasi, iktidarın yaşamını devam ettirebilmek için vardır. Politik bir özne olamayan halk sadece yılın belirli zamanlarında iktidarın yapmak istediğini onaylamak zorunda olan noter işlevi görmektedir.”
Dirik, alternatif olarak inşa edilecek öz yönetimde ise halkın politik bir özne olarak siyaset sahnesinde yerini aldığını aktardı.
Taktik değil stratejik
“Kürt gençliği olarak öz yönetim direnişini sürdürürken öz yönetimin arkasındaki ideolojik derinliği de görmemiz gerekiyor” diyen Helin Derik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uygulamaya çalıştığımız öz yönetimin taktik olduğu algısını yıkmamız gerekiyor. Öncelikle biz gençlikte bu algının yıkılması gerekiyor. Öz yönetim, özelde Kürt halkının genelde ise tüm Ortadoğu halklarının kurtuluşunu öngören stratejik bir hamledir.”
Öz yönetim perspektifini ideolojik olarak kavramakta bazen yetersiz kaldıkları özeleştirisinde bulunan Dirik, bu sorunu aşmanın öz yönetime dair eğitim çalışmaları yapmaktan geçtiğini vurguladı, YXK ve YXK-Jin olarak böyle çalışmalar yaptıklarını hatırlattı.
Ne yapıyorlar?
Önümüzdeki dönemde öz yönetim direnişlerine dair ne yapmayı planladıkları sorusuna ise Dirik, şöyle yanıt verdi: “Avrupa’da faaliyet yürüten sol, sosyalist, demokrat ve enternasyonalist parti ve sivil toplum hareketleriyle yürüttüğümüz diplomatik çalışmalar neticesinde son dönemde Türkiye Kürdistanı’nda inşa edilmeye çalışılan öz yönetimlerin ilerici, demokratik bir sistem olduğunu ve her yerde uygulanabilirliğini tartışıyoruz. Ayrıca öz yönetim direnişlerinde AKP devletinin anti-demokratik politikalarını teşhir etmeye çalışıyoruz. YXK-Jin olarak Avrupa’ daki kadın örgütleriyle kadının yaşamın her alanında özne olacağı bir sistemin öz yönetimler olduğunu ifade ettiğimiz etkinlikler düzenliyoruz.”
‘Sorun Türk devlet aklı’
AKP nin öz yönetim ilanlarına karşı katliamcı ve 80 darbesini geride bıracak politikalar uygulamasının arkasında “Türk devletinin temel, paradigmasal aklı” olduğuna işaret eden Dirik, “Şu an Türk devleti modern ve demokratik bir aklın ürünü olan öz yönetimi kısa vadede kabul etmemek için polis ve askerleri aracılığıyla, adeta aranan bir zanlı psikolojisiyle öldürüyor ve toplumu kamplaştırıyor” dedi.
Dirik, YXK’nin önümüzdeki yıl içinde kongre düzenleyeceğini de hatırlatarak, “Bunu da duyurmak istiyoruz. Avrupa’da yaşayan Kürt gençliği içinde öz yönetimin daha da derinleşmesi için kurumumuz yeniden yapılanacak” diye kaydetti.
Paylaşımcı kültür için öz yönetim
Anarşist Gençlik'ten Didem Deniz Erbak da anarşist gençliğin öz yönetim talebi ve direnişlerine nasıl baktığını anlattı.
“Öz yönetim, bireylerin paylaşma ve dayanışmayı esas alan bir yaşam anlayışıyla doğrudan demokratik karar alma süreçlerini işleterek toplumsal ve ekonomik ihtiyaçların yerel, bölgesel ve mahalle düzeyindeki komün ve halk meclisleri; genelde de federasyon, konfederasyon gibi öz örgütlenmeler aracılığıyla organize edilmesini esas alır” sözleriyle öz yönetimi tarifleyen Erbak, şöyle devam etti: “Öz yönetim, insanın doğayla kurduğu ilişkide ekolojik uyuma, cinsiyet ilişkilerinde tahakkümün ortadan kaldırılmasına, mülkiyet ve kapitalizmin dayattığı tüketim kültürü karşısında paylaşımcı bir kültürün örgütlenmesini esas alan tahakküme dayalı bütün ilişki biçimlerini ortadan kaldıran bir sisteme dayanır.”
Kürdistan’da yaşananın bir “öz yönetim” pratiği olduğu tespitini yapan Erbak, bunu şöyle gerekçelendirdi: “Köy, mahalle ve şehirlerde oluşturulan halk ve gençlik meclislerinden demokratik özerk yönetime, günlük ihtiyaçların giderilmesi, ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçların karşılanması, güvenlik ve savunmanın halkın öz örgütlülükleri tarafından savaş sürecinde dahi uygulanıyor oluşu, Kürdistan’da yaşanan toplumsal işleyişin öz yönetim olduğunun en açık göstergesidir.”
Kürdistan’dan Ortadoğu’ya
Kürt Özgürlük Hareketi’nin “iyi bir devlet çözümlemesi” yaptığını da belirten Erbak, bu mücadelenin devletsiz bir temelde devam ettirildiğinde sadece Kürdistan’ı değil beraberinde Ortadoğu’yu da özgürleştirebileceğini söyledi.
AYDIN ERDEM’İN YOLDAŞLARI: ZAFER ELLERİMİZDE!
Aydın Erdem Özgür Öğrenci Derneği üyesi Sevim Akdağ, toplumun dinamik gücü olan gençliğin toplumun geleceğinin inşa organı olduğunu söyledi.
Toplumda oluşacak değişim dönüşümlerin benimsenmesi için öncelikle gençliğin bu değişim ve dönüşümü benimsemesi ve yaşamsallaştırması gerektiğini kaydeden Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençlik toplumun ahlaki ve politik karakterini benimsediği oranda amansız uygulayıcısı konumunda olacaktır. Şu an halkımızın kendisi olma mücadelesinin bir diğer adı olan öz yönetimlerin zaferi de öncelikle gençliğin öz yönetimi desteklemesi ve uygulamasıyla olacaktır. Bundandır ki devlete karşı halkın zaferi, gençliğin elindedir.”
‘En çok ihtiyaç duyan gençlik’
Kapitalist modernitenin de gençliğin öncü karakterinin farkında olduğu için en çok gençliğe saldırdığına dikkat çeken Akdağ, devam etti: “Sistem öncelikle toplumsal sorunlara duyarsız, apolitik bir genç yaratmak için gençliğin ahlaki politik karakteri yerine yoz kültürü aşılamaya çalışmaktadır. Hiçbir ideali olmayan, sorgulama, araştırma gibi yetilerini yitirmiş bir genç, sistemin görmek istediği ideal tiptir. Bu yüzden de öz yaşama, öz yönetime en çok ihtiyacı olan kesim de yine gençliktir.”
‘Katile gül mü verilsin?’
Sevim Akdağ, öz yönetim direnişlerinde her ne kadar öz yönetimin diğer 8 boyutu uygulanmaya çalışılsa da devletin saldırılarına karşı halkı ve demokratik kazanımlarını koruma amaçlı öz savunma boyutunun ön plana çıktığını belirttikten sonra şöyle devam etti: “Devletsizce özgür bir yaşamı inşa etmeyi hedefleyen halkımızın öz savunma yapması kadar doğal bir hak yoktur. Diğer yandan: Her koşulda bizi katletmenin yolunu arayan faşist devletin saldırısı karşısında halkımız gül ikram edecek değil ya!”
Akdağ, öz savunmanın gençliğin öncülüğünde gerçekleşmesinin süreci de “gençliğin süreci” haline getirdiğini belirtti.
Ne yaptılar, ne yapacaklar?
Peki Aydın Erdem Özgür Öğrenci Derneği, kendi çalışma alanı olan Dicle Üniversitesi’nde ve Amed’de ne yapmayı planlıyor? Akdağ, şöyle anlattı: “Hem üniversitemizde hem de halkın öz yönetim direnişi sergilediği alanlarda panel, sempozyum gibi eğitsel çalışmalar yaptık. Düzenlediğimiz eğitsel faaliyetlerde öz yönetimin 8 boyutu tartışılmasının yanı sıra nasıl bir proje olduğu ve uygulanabilirliği ele alındı. Öz yönetimin kadın ve ekonomi boyutunu yaşamsallaştırabilmek için kadın kooperatifleri kurmayı hedefliyoruz. Tabii polis ve askerin her an saldırı gerçekleştirme ihtimali bu çalışmalarımızın sağlıklı gelişimine engel teşkil etmekte. Ama her ne kadar pratik alanda çalışmalar yapsak da tarihin biz Kürt gençliğine yüklediği sorumluluk noktasında kurum olarak çok başarılı olduğumuzu düşünmüyoruz. Bundan sonra da öz yönetim sürecinde halkın inşa sürecinde daha aktif olacağımızı duyurmak isteriz.”
Gençliği sindirmek istiyorlar
7 Haziran’dan bugüne kadarki süreci “gençliğin iktidara karşı direnmesi ve iktidarın gençliği sindirmeye çalışması süreci” olarak niteleyen Sevim Akdağ, “İktidar toplumu yok etmek istiyorsa önce toplumun ilerici, direngen ve sistemle bağı en az kesimi olan gençliği sindirmesi gerekiyor” dedi.
Gençliğin kendini en aktif ifade ettiği ve örgütlenebildiği alan üniversiteler olmasına rağmen üniversitede yüksek denetim altında bulunduklarını söyleyen Akdağ, direnişlere dair yaptıkları basın açıklamasının da polis tarafından kuşatıldığını hatırlattı. Akdağ, şöyle devam etti: “Geçenlerde de gençlik ve öz yönetim panelinde yaptığımız sinevizyonu izlememizi engellemek için üniversite yönetimi elektriği kesti. Gençliğe uygulanan yoğun takip süreciyle ilgili DEM-GENÇ’in Amed’deki olağan kongresine katılmak için gelen Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Güler Eroğlu arkadaşın katledilmesini örneklemek de mümkün. İktidar üniversite gençliğine rahat nefes aldırmamak için elinden geleni yapıyor.”
Amed’de neler oluyor?
Akdağ’a, yaşadığı Amed’de yaşananları da sorduk, şöyle cevap verdi: “Kürt halkı kendi mahallesinde, kentinde kendisini ilgilendiren konular hakkında kendisi karar vermek istedi. Ama devlet bu en haklı eylemi yapan halkın mahallesine en ağır silahlarla girdi; önüne çıkan herkesi potansiyel terörist ilan ederek katletti. Bugün Amed’in Sur ilçesinde devletin sokağa çıkma yasağı ilan etmesi, salt Sur ile sınırlı kalmıyor. Artık Amed’de Sur’un dışında bir yerde topluluk halinde bulunduğumuzda bile polisin potansiyel tehdit olarak gözetip hedefi haline gelebiliyoruz. Amed’de yaşayan herkes evine giderken bile her an vurulacakmış ruh halini yaşamakta. Halkın en işlek olarak kullandığı Ofis başta olmak üzere birçok merkezde polis ve askerler istediği insanı arayabiliyor, gerekçe göstermeden gözaltına alabiliyor. Gözaltına alamadığı insanları ya vuruyor ya da şehir merkezinde ağır silahlar eşliğinde dolaşarak psikolojik baskı uygulamaya çalışıyor. Hemen her gün, yanımızdan ayrılan arkadaşlarımızın bir iki saat sonra vurulduğu ya da tutuklandığı haberini alıyoruz. Mesela geçmiş süreçte tanıdığım 18 yaşındaki Ferhat Doğru isimli arkadaşım polisler tarafından hedef gözetilerek katledildi.”
Derneğin adı neden
‘Aydın Erdem’
Peki derneğin adı neden “Aydın Erdem Özgür Öğrenci Derneği”? Akdağ, şöyle açıkladı: “Aydın Erdem, 2009 yılında Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıfında eğitim gören bir arkadaşımızdı. Dicle Üniversitesi Öğrenci Derneği’nde (DÜÖDER) çalışma yürütüyordu. Sadece mücadelesi ile değil aynı zamanda cesareti ve karakteriyle de tanınan ve örnek alınan bir arkadaşımızdı. Şehadetinin ardından 6 yıl geçmesine rağmen halen anılmasının sebebi budur. Aydın Erdem, 2009 yılında DTP’nin kapatılmasına karşı yapılan protestolarda hedef gösterilerek polis kurşunuyla katledilmişti. Katledilişinin ardından dernekte çalışma yürüten arkadaşlarımıza polislerin ‘Hepinizin sonu Aydın Erdem gibi olacak’ tehditlerinden bile gözdağı vermek için katledildiği bellidir. Ama devlet, Aydın Erdem’in ölümünde fail olmasına rağmen merminin bulunamadığını bahane ederek katliamı ‘faili meçhul’ diye nitelendirmişti. Biz Aydın Erdem’i katleden devlete cevap olmak için 20 yıllık mücadele geçmişi olan Dicle Üniversitesi Özgür Öğrenci Derneği’nin ismini değiştirdik, Aydın Erdem Özgür Öğrenci Derneği olarak belirledik.”
YARIN:
* DEM-GENÇ
* SGDF
* Antikapitalist Müslüman Gençlik
SERKAN YILDIZ/HABER MERKEZİ