Gençlik yürürse faşizmi yıkar

Selahattin ERDEM yazdı —

11 Ocak 2021 Pazartesi - 23:00

  • Genç eylemciler yine antifaşist mücadeleye hoş gelmişlerdir. Boğaziçi Üniversitesi gençliğinin direnişi sanki bir kıvılcım gibidir. Gerçekten de Mahir, Deniz ve İbrahim’lerin ruhları canlanmakta gibidir. İfade ettikleri gibi, bu kıvılcım gecikmeden bir devrimci yangını çıkartacak güce ve özelliğe sahiptir.

Türkiye’de sosyalist hareket Mustafa Suphi ve arkadaşlarının TKP’yi kurması ile başladı. Çok etnik gruplu Osmanlı İmparatorluğu’nda haksızlıklara ve sultanlığa karşı dönem dönem kabile ve aşiret toplulukları düzeyinde halk direniş hareketleri oluyordu. Oluştuğu ölçüde amele kesimi içinde de benzer hak arama mücadeleleri zaman zaman ortaya çıktı. Sosyalist kadrolar her ne kadar sosyalist düşünce ile bu mücadeleleri birleştirmeye ve örgütlü hale getirmeye çalıştılarsa da Kemalist devlet oluşumu geliştirdiği baskı ve yasakla buna izin vermedi. Teorik ve stratejik olarak sürekli işçi sınıfı öncülüğü vurgulansa da aslında böyle bir pratik etkili bir biçimde gelişmedi.

Genelde toplumlara sosyalist bilincin dışardan aydınlar tarafından götürüldüğü kabul edildi. Fakat bu durum kendi başına etkili bir aydınlanmanın yaşandığı toplumlar için geçerliydi. Türkiye’de Osmanlı-Avrupa ilişki ve çelişkisi içinde gelişen Jön Türk “aydınlanması” ancak Türk ulus-devletini yaratan İttihat ve Terakki Cemiyetini ve onun bir türevi olan Kemalist Hareketi ortaya çıkarabildi. Diğer yandan, kapitalist modernitenin emperyalist saldırganlık temelinde dünyayı tüketici bir aç gözlülükle yağma ve talan ettiği dönemde de toplumlarda böyle bir öncü aydınlanma gelişmedi. Çoğunlukla ulus-devletlerin yaygın eğitim sistemleri içinde hızla bir aydın-gençlik tabakası oluştu. Türkiye de bu tarzda var olan ve gelişen ülke ve toplumlardan biriydi.

Bu gelişme kendisini esas olarak 1965’ten sonra ve özellikle 1970 yıllarda hissettirdi. Bunda Türkiye’deki maddi ve manevi gelişmeler esas rolü oynadıysa da dünya çapında yaşanan 1968 gençlik devriminin de çok büyük bir etkisi oldu. Üniversitelerde ‘Fikir Kulübü Federasyonu’ adıyla başlayan yasal gençlik örgütlenmeleri, giderek kendini ‘Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç)’ biçiminde örgütleyip birleştirerek, 1970’lerin başında hem devrimci sosyalist harekete ve hem de genel siyasi duruma damgasını vurur hale geldi.

Dev-Genç, Türkiye gerçeğinde kelimenin tam anlamıyla bir aydın-gençlik hareketiydi. Önce üniversitelerde geliştirdiği bilinçlenme, örgütlenme ve eylem durumunu, daha sonra değişik toplumsal alanlara taşırarak, dönemin devrimci sosyalist eyleminin yaratıcısı ve öncüsü oldu. Her ne kadar işçi sınıfının sendikal hareketi ‘Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu-DİSK’ adıyla örgütlenip ideolojik-siyasi bilinç kazanmaya çalıştıysa da, pratikte Dev-Genç kadar yaygın ve etkili olamadı. Dev-Genç’in kendi içinden ‘Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi(THKP-C)’, ‘Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu(THKO)’ ve ‘Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist/Türkiye İşçi-Köylü Kurtuluş Ordusu(TKP-ML/TİKKO)’ gibi silahlı direniş örgütlerini de çıkartıp 12 Mart 1971 faşist-askeri darbesine karşı fiili direniş geliştirmesi, 1970’lerin başında Türkiye’nin yaşadığı demokratik devrimde gençlik öncülüğünü ve etkinliğini başat hale getirdi.

Önce 1970’lerin başında üniversitelerde başlayıp Türkiye’nin tüm bölgelerine ve Kürdistan’a yayılan devrimci eylemlilikle güçlü bir devrimci yükseliş, ardından ise 12 Mart 1971 faşist-askeri darbesinin saldırıları ile ciddi bir ezilme ve katliam yaşandı. 1974’ten sonra yine esasta gençliğe dayalı olarak gelişen, bu ezilme ve katliamları yenilgiye dönüştürmeme ve demokratik devrimi geliştirerek zafere taşıma çabaları, özellikle MHP biçiminde örgütlenen paramiliter faşist güçlere karşı 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesine kadar önemli bir direnişi ortaya çıkardıysa da, 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesi ardından yaşanan gerileme ve tasfiye olma süreci gösterdi ki söz konusu çabalar yeterli olmadı ve teorik-taktik açıdan 1971 devrimci çıkışını geliştirerek devam ettiren bir devrimci çizgi haline gelemedi. Burada tek istisna, Önder Abdullah Öcalan öncülüğünde Kürdistan’da gelişen PKK Hareketi oldu.

Peki bütün bunları burada niçin belirtiyoruz? Çok açık ki, Türkiye’de antifaşist demokratik devrim geliştirmek isteyenlerin tüm gerçekleri iyi bilmesi ve bu büyük tecrübenin zengin derslerini doğru ve yeterli bir biçimde çıkartabilmesi gerekir. Hem 1920’ler sürecinde yaşananları ve hem de özellikle 1970’ler sürecinde yaşanmış olanları tüm ayrıntılarıyla irdelemesi lazımdır. Bu temelde de Türkiye’de antifaşist devrimci-demokratik mücadelede gençliğin ve gençlik örgütlenmesinin rolünü ve misyonunu iyi bilince çıkarması gerekir.

Şimdi Boğaziçi Üniversitesine faşist şef Tayyip Erdoğan tarafından kayyım gibi bir rektörün atanmasına tepki olarak gelişen öğrenci hareketliliği ve bu temelde gelişen eylemlerde taşınan “Gençlik Yıkacaktır” ve “Türkiye Gençlikle Özgürleşecek” pankartları insana bunları düşündürtmekte ve ne olduğunu ve neler olması gerektiğini anlamak için doğru derslerin ancak buradan çıkartılması gerektiğine yöneltmektedir. Türkiye’nin doğru devrimci bilgi hazinesi tarihi 1971 devrimci gençlik direnişi ile Kürdistan özgürlük mücadelesinin zengin derslerinde gizlidir.

Gerçi Boğaziçi Üniversitesi gençliğinin mevcut eylemliliği, bir yönüyle faşizm karşısındaki yanılgılı duruş olarak “Susma, sustukça sıra sana gelecek” deyimiyle de değerlendirilebilir. Çünkü Türkiye üniversite gençliği açısından “Günaydın” denebilecek bir ortamın yaşandığı açıktır. En azından 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana gerçekleşen AKP-MHP faşist-soykırımcı saldırıları altında Kürdistan ve Türkiye’de zulmün ve katliamın yaşanmamış hiçbir biçimi kalmamıştır. İnsanlar helikopterden atılmış, köylüler uçak bombardımanlarıyla katledilmiş, insan toplulukları bodrumlara doldurularak cayır cayır yakılmış, kadınların cenazeleri haftalarca sokak ortasında tutulmuş, çürümemesi için cesetler buzdolaplarına konmuş, kadın cesetleri çıplak olarak sokakta teşhir edilmiş, Kürt kadınları Türk MİT’inin saldırısı sonucunda Paris’te katledilmiş, Kürt kentleri, kasabaları, mahalleleri dozerlerle yıkılmış, uçaklarla bombalanmış, on binlerce insan sadece faşizme karşı oldukları için zindanlara doldurulmuştur.

AKP-MHP faşist diktatörlüğünün son yedi yılda yaptığı zulüm uygulamaları saymakla bitmez. Özellikle Kürt halkı üzerindeki açık soykırım uygulamalarının, bu temelde geliştirilen linç girişimlerinin, asimilasyonun, hakaretin, taciz ve tecavüzün, onur kırıcı davranışın bir benzeri daha yaşanmamıştır. Peki Türkiye ve Kürdistan’da AKP-MHP faşizmi tüm bu katliamı ve zulmü yaparken, Türkiye’nin üniversite öğrencileri, Boğaziçi Üniversitesi’nin bu çok değerli gençleri neredeydiler? Kürt halkının seçtiği belediye eşbaşkanları tutuklanırken, bu belediyelere yedi yıldır kayyım atanırken söz konusu genç öğrenciler nerede yaşıyorlardı? Olanları ve yaşananları görmediler mi? Peki bu yapılanlar karşısında şimdiye kadar neden sustular? Kayyımın kötü olduğunu sıra kendilerine gelince mi gördüler? Kürt halkının belediyelerine kayyım atanırken neden gözlerini ve ağızlarını kapattılar?

Denebilir ki, şimdi bu soruların yeri ve zamanı mı? Evet bunları burada bu biçimde sormanın pek şık olmadığını ve gençleri moral-motive etmediğini ben de görüyorum ve anlıyorum. Kuşkusuz bunları AKP-MHP faşizmine karşı direnişe geçen ve büyük bir iddia ile sokaklara dökülen gençleri kırmak için belirtmiyorum. Kesinlikle amacım kırmak değildir, tersine direnişe çağırmak ve motive etmektir. Ancak bunu da doğru yapmak gerekiyor. Bana göre bu gerçekler bilinmeden, söz konusu sorular sorulup da doğru ve yeterli bir biçimde cevaplanmadan AKP-MHP faşizmi doğru anlaşılmaz ve ona karşı yeterli mücadele edilemez. Ancak bunlar bilinerek insan kendini mücadeleye motive edebilir. Çünkü Kürtlerin ve kadınların direnişi olmasaydı, mevcut gençlerin sokağa çıkıp da ‘Kayyımı İstemiyoruz’ diye yürümelerinin imkânı da olmazdı. Eğer bugün bu imkânı buluyorlarsa, bunu başta Kürtler ve kadınlar olmak üzere çeşitli kesimlerin yedi yıllık antifaşist direnişine borçludurlar. Bu direnişin kahraman şehitleri ve zindanda direnenleri bu imkânı yaratmışlardır. Önce bunu bilecekler ve hiçbir zaman da unutmayacaklar!

Bu temelde şunları da ekleyelim: Her şeye rağmen, genç eylemciler yine de antifaşist mücadeleye hoş gelmişlerdir. Boğaziçi Üniversitesi gençliğinin direnişi sanki bir kıvılcım gibidir. Gerçekten de Mahir, Deniz ve İbrahim’lerin ruhları canlanmakta gibidir. İfade ettikleri gibi, bu kıvılcım gecikmeden bir devrimci yangını çıkartacak güce ve özelliğe sahiptir. Türkiye demokratik devrim mücadelesinde gençliğin, özellikle üniversite gençliğinin öncü rolü ortadadır. Buna tarih tanıktır. Çok açık ki, üniversite gençliği yürürse faşizmi de yıkar, kapitalizmi de. İşte bu yürüyüş başlamıştır ve Erdoğan-Bahçeli faşizmi için son görünmüştür. Şimdi bunu pratikleştirme zamanıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.