İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, birkaç kez müebbet hapis cezası alan Ergenekon sanıkları bile tahliye edilirken Kürtlerin ve sosyalistlerin hala cezaevlerinde tutulmaya devam edilmesini yürütülen özel bir hukuka bağladı. Türkdoğan, "Eğer toplumsal barışı inşa edeceksek o halde en az 30 yıldır sıkıyönetim mahkemelerinden başlayıp Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), Özel Yetkili Mahkemelerin vermiş olduğu kararların ortadan kaldırılması gerekiyor" dedi. 

"KCK" adı altında 14 Nisan 2009 tarihinde gerçekleştirilen operasyonlarda tutuklanan 175 Kürt siyasetçinin yargılandığı "KCK ana davası" kapsamında 49 Kürt siyasetçi tahliye edilirken, aralarında DEP eski Milletvekili Hatip Dicle ve gazeteci Tayip Temel'in de bulunduğu 43 siyasetçi hala tutuklu. 14 Nisan'da Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen "KCK ana davası"nda mahkeme heyeti, 43 Kürt siyasetçinin "kaçma şüphesi", "delilleri karartma şüphesi" ve "üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyetini" gibi gerekçelerle siyasetçilerin tutukluluk haline karar vermişti. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi Kürt siyasetçilerin tutukluluk haline devam kararı verirken, Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde hala siyasetçi, avukat, gazeteci ve öğrenciler "KCK" davaları başta olmak üzere çeşitli siyasi davalar nedeniyle tutuklu yargılanıyor. 

Cezaevlerinde bu kadar çok tutsağın nasıl serbest bırakılması gerektiği tartışmaları yürütülürken İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan yapılan değişikliklerin yeterli olmadığını ve hangi maddelerin değiştirilmesi gerektiğini değerlendirdi. 


Kürtlere uygulanmıyor

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin vermiş olduğu kararı değerlendiren Türkdoğan, "KCK" adı altında yürütülen ana davada, 5 yıldır tutukluluk süresini dolduranların zaten kanun gereği tahliye olmak zorunda olduğunu belirterek, mahkemenin vermiş olduğu kararın usulü bir karar olduğunu söyledi. Türkiye'de Kürtler, Kürt siyasal hareketi, sosyalistler, insan hakları savunucuları veya toplumsal muhalefet içerisinde mücadele yürütenler söz konusu olduğunda özel bir hukuk uygulandığına dikkat çeken Türkdoğan, bunun da mahkemeler aracılığıyla olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Anayasa Mahkemesi'nin Başbuğ kararı gerekçe yapılarak Ergenekon diye bilinen davada birkaç kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar dahi tahliye edildi. Ama öte taraftan Kürt, sosyalist, gazeteciler ve avukatlar hala tutuklu bulunuyor. Yüzlerce öğrenci sadece demokratik tepkilerini göstermeleri nedeniyle yasadışlılıkla suçlanıp tutuklandılar ve bunların hala tutukluluk halleri devam ediyor. Diyarbakır'daki 'KCK ana davası'nda çok sayıda tutuklu var. Mahkemelere sormak istiyorum; Hatip Dicle gibi bir insan nasıl oluyor da tutuklu yargılanabiliyor? Bunu bana izah edebilirler mi? Belediye başkanları yada belediye meclis üyeleri hala tutuklu ki; bu insanlar hiçbir şekilde şiddet eylemlerine karışmamış. Demek ki çeşitli yasalarda yapılan değişiklikler Kürtler söz konusu olduğunda uygulanmıyor."


4 temel yasa ele alınmalı

Türkdoğan, gerçek bir reform yapılacaksa 4 temel yasanın birden ele alınmak zorunda olduğuna işaret ederek, Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) mutlaka kaldırılması gerektiğinin altını çizdi. TMK'nin 10'uncu maddesinin kalkmasıyla birlikte Özel Yetkili Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri'nin kaldırıldığını ama buna rağmen şu an Türkiye'deki tüm Ağır Ceza Mahkemeleri'nin TMK'yi uygulamak zorunda olduğunu ifade eden Türkdoğan, şunları dile getirdi: "Yani aslında bir nevi tüm ACM'ler, TMK'yi uygulayarak, istemese dahi ÖYM statüsüne kavuştular. İkincisi Türk Ceza Kanunu'nun başta ifade özgürlüğünü yasaklayan hükümleri olmak üzere yasadışı örgüt üyesi olmadığı halde yasadışı örgüt üyeliğinden cezalandırılmayı düzenleyen 220'inci ve 314'üncü maddesinin 3'üncü fıkrası kaldırılmak zorunda. Ve yine yasadışı silahlı örgüt üyeliğini düzenleyen hükümlerinde esaslı değişiklikler yapılmak zorunda. Çünkü yargı, eski oluşturduğu içtihatları yerle bir etti. Kişi hiçbir şiddet eylemine karışmasa dahi herhangi bir gösteride attığı slogan veya herhangi bir toplantıya katılması yasadışı örgüt üyeliğiyle suçlamaya yeterlidir. Bu anlayışın mutlaka değişmesi ve kanunlarda değişiklik yapılması gerekmektedir."


'Gizli tanıklıkta değişiklik yapılmadı' 

Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda da bazı değişikliklerin yapıldığını; örneğin, artık eskisi gibi kolaylıkla telefon dinlemeler ve teknik izlemelerin yapılamayacağını fakat bunların da yetersizliğine dikkat çeken Türkdoğan, "Gizli tanıklıkla ilgili maddede hala bir değişiklik yapılmadı. Yine çeşitli delillerin toplanması ile ilgili bazı maddedeki sorunlar devam ediyor. En önemlisi de Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100'üncü maddesinin 3'üncü fıkrası yani; katalog suçla suçlanıldığı zaman tutuklama sebebinin varsayılacağına dair madde kaldırılmadı. İşte bu madde kaldırılmadığı için gazeteciler, avukatlar, siyasetçilerin tutukluluğu devam ediyor. Bu siyasal iktidar bu maddeyi kaldırmayarak tüm ACM'lere adeta 'katalog suçlarda tutuklanmaya devam edeceksiniz' talimatını verir gibi bir noktada buldu kendini" diye konuştu. 


Eğer geçiş dönemi yaşanıyorsa

Ceza İnfaz Kanunu ile ilgili de değişilmesi gereken maddelere değinen Türkdoğan, bu kanunla siyasi tutsaklara ayrımcılık yapıldığını vurguladı. Siyasi tutsakların tecrit altında infazlarını sürdürdüğünü belirten Türkdoğan, infazda eşitliğin sağlanması ve koşulların düzeltilmesi gerekliliğine de işaret etti. "Bu 4 temel kanunla birlikte yapılacak düzenlemeler belki bir reform olabilir" diyen Türkdoğan, değiştirilen kanunların yarım yamalak ve eksik yapıldığını dile getirerek, "Bundan dolayıdır ki; Kürtler, muhalifler, sosyalistler söz konusu olduğunda bu tip durumlarla karşı karşıya kalıyoruz" dedi. 

Türkiye'nin artık bir genel affı gündemine alması gerektiğini kaydeden Türkdoğan, şu değerlendirmede bulundu: "Eğer bir geçiş dönemi yaşıyorsak, toplumsal barışı inşa edeceksek ve gerçekten Kürt sorununu barışçıl temelde çözeceksek, demokratik bir ülke olma yolunda adım atacaksak o halde en az 30 yıldır sıkıyönetim mahkemelerinden başlayıp Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), Özel Yetkili Mahkemeler, TMK 10'uncu maddesi gereği verilen ÖYM'lerin kararlarının ortadan kaldırılması gerekiyor. Çok sayıda insan bu toplumda mağdur edildi, siyasi yasaklı duruma getirildi. Şu anda birçok insan dışarıda ama bu insanlarla ilgili verilmiş çok sayıda mahkumiyet kararları var. Yargıtay'da bekleyen çok sayıda dava dosyası var. Ve Yargıtay'ın pratiklerine baktığımız zaman bunların birçoğunun onanarak cezayla sonuçlanması kuvvetle muhtemel gözüküyor. Peki o halde siyaseti kim yapacak? Eğer demokratik alanda siyaset yapan insanlar aldıkları ya da alacakları cezalarla siyaset yapamayacaklarsa, demokratik siyaset nasıl inşa edilecek? Bu noktada siyasal iktidarın şimdiden ne düşündüğünü kamuoyuyla paylaşması lazım."


ZUHAL ATLAN  /  DİHA/ANKARA