Cenap ÖZEK

Baskın seçimin gayri meşru sonuçları üzerinden deyim yerindeyse suyu bulanıklaştıran binbir tesbit ve tahlili bir yana koyarak şu belirlemeleri yapabiliriz:

1) Devletin bütün olanakları  ve medya tekeli kullanılarak,üstelik yaygın oy hırsızlığına rağmen mevcut sonuçlar rejimi değiştirmeye yetmese bile iktidar bloğunun artık tersine çevrilemez bir zayıflama sürecine girdiğini göstermektedir.

2) Yönetemezlik krizi derinleşerek devam edecek,özellikle batılı kapitalist ülkeler kompozisyonu itibarıyla yürürlüğe konulmuş izolasyon katılaştırılarak sürdürülecektir.

3) Ekonomik kriz iflaslar ölçüsünde derinleşecek,katma değer üretemeyen ekonominin yaşam damarı olan sıcak para ihtiyacı ancak İMF’nin dayatacağı bir kemer sıkma politikasına rıza gösterildiği oranda nisbi karşılıklar bulacaktır.

4) Bu ise bırakalım büyük şirket iflaslarının yaratacağı kitlesel işten çıkarımları,küçük esnafın da yaygın bir şekilde kepenk kapayarak yoksulluğa itildiği ve zaten mevcut durumda devam eden bir çöküntüyü derinleştirecektir.

5) Bu ise AKP iktidarı ile ekonomik avantajlar sağladığını düşünen ve bu nedenle oy bağını hala koruyan son derece geniş bir orta sınıf katmanında başlamış bulunan kopuşmayı hızlandıracak ve tabanda yankıları bir siyasal krize dönüşecek bir çözülmeye neden olacaktır.

6) Bu çözülüşü önlemek adına iktidar bloğunun içerde faşist terör, dışarıda ise milliyetçilik ve şovenizmi körükleyen fetih provalarından başka tedavüle koyabileceği hiçbir argümanı yoktur.Bu argümanların da geniş toplum kesimlerini ikna ve tatmin edecek bir güç ve etkisi kalmamıştır.

7) Rusya-İran hattına yakınlaşmanın da sonuna gelinmiş olması dolayısıyla bu hattan zorunlu olarak uzaklaşmanın da bedelleri birer birer ödenmek durumunda kalınacak ve bu durum yeni baskılanmalara yol açacaktır.

8) İçinde MHP’nin yer aldığı Ergenekon yapılanması diye tabir edilen ‘derin devlet’ mekanizmasının yıllar önce kucağına oturtarak büyük oranda metamorfoza uğratıp kendine benzettiği AKP’nin ,kendisine vurulan prangayı kırabilecek bir durumu yoktur.Kan kaybederek ölümünü beklemekten başka çaresi de kalmamıştır.

9) Bu resmin içerisine son bir hamle olarak dahil edilecek İyi Parti de derde deva olmayacak,tam tersine iktidar katında binbir saray entrikasının çamura buladığı bir post kavgasını hızlandırıp siyasal krizi derinleştirecektir. Mevcut durumu ‘Fetret Devri’ olarak nitelemek yanlış olmaz.

10) Rejim karşıtlığının  bir ideolojik ve siyasal tercih olmanın çok ötesine geçen bir yaşamsal ihtiyaç haline gelmesinden bahisle muhalefetin kendisine doğru kitlesel bir akışı karşılama ve örgütleme göreviyle yüz yüze olduğunu ve bunun son derece kısa bir zaman dilimi içine sığmak zorunluluğuyla karşı karşıya bulunulduğunu vurgulamak durumundayız.

11) Bir devlet sınıfları partisi kimliğiyle CHP’nin seçimlerin akşamında geniş kitlelerin radikal tepkilerini söndüren ve onu sahipsiz bırakan karakteri irdelendiğinde onun mevcut rejimin bir emniyet sübabı olmaktan öte gidemeyen varlığının halkların eşitlik ve özgürlük talepleri açısından yanıltıcı bir risk teşkil ettiği ortadadır.Devrimsel bir isyanın bütün olanaklarının önümüzdeki kader momentlerinde bu yapı tarafından devletin bekası uğruna nereye kanalize edileceği bellidir.Mevcut iktidar bloğunun rejim bütünlüğü açısından muhalefet ayağını temsil etmesi itibariyla CHP şu ya da bu kişinin niyetlerinden bağımsız olarak mevcut düzenin bir unsurudur ve umut olamaz.Nitekim hem genel olarak bugüne kadarki söylem ve icraatları,hem de seçim kampanyası sırasındaki vaatlerine bakıldığında bu saptamanın aksini ispat edecek herhangi bir belirtiden bahsetmek mümkün değildir.Bu partiye gönül vermiş milyonlarca yurtsever,anti faşist,emekçi yurttaşı da kapsayacak bir çalışmanın önemi de tam da bu nedenle hayatiyet arzetmektedir.

12) Bütün bu belirlemelerin ışığında HDP’nin rejime karşı muhalefetin merkezine oturduğu objektif bir durum söz konusudur.Yalnız ve hedeftedir ama muazzam bir ilginin de merkezindedir.Bir yandan düşman eksilten hoşgörülü bir kucaklayışı, diğer yandan da militanca bir kararlılığı ve ilkeli duruşu birleştiren bir içeriğe süratle kavuşmalıdır.Faşist işgale uğramış bir parlamento içindeki temsiliyete bel bağlayan bir siyasal ve örgütsel çizgi yerine militanca bir kararlılıkla saha çalışmasında derinleşerek iktidarın birbirine düşmanlaştırdığı emekçi yığınların birlikte mücadelesinin imkanları genişletilebilir,etnik ayrımların yarattığı barajlar bir mücadele kardeşliğine taşınabilir.Çoğunluğunu ezilenlerin ve yoksulların oluşturduğu bir ülkede azınlığa mahkum olmanın siyasal aczi ancak bu şekilde aşılabilir.Devletin faşizan zoruna karşı yaşamak ancak halkların labirentlerinde mevzilenmekle mümkündür.Bunu ise başta Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir hazine niteliğindeki birikimlerinden ve dünyadaki devrimci süreçlerin derslerinden biliyoruz.

Son söz olarak hiçbir abartma payı olmadan söylüyoruz ki,bir halk devriminin olanakları açısından dünyanın en gözde coğrafyasında ve çalışmanın verim üreteceği bir konumdayız.Bu gerçeğe uygun bir duruş içinde olmalıyız.