Açlık grevlerinin ve öne sürülen “tecride son” talebinin önemini ya biz yeterince anlatamadık, ya da Türk kamuoyu, hatta bir dereceye kadar Kürt kamuoyunun bir kesimi anlamak istemedi. O halde anlatalım:

Açlık grevcileri ölüm eşiğinde. “O halde vazgeçsinler, neden ölüyorlar?” diye sorana “sizin için ölüyorlar” diyeceğim.

Elbette bu dediğime dudak bükecekler. “Hiç de değil, Öcalan için ölüyorlar” diye itiraz edecekler.

“Öcalan için ölmek, bilin ki sizin için ölmektir” diyerek anlatmaya devam edeyim. Ama önce bir “giriş” icap edecek.

Daha bir kaç gün önce “dokunulmaz” sanılan CHP Genel Başkanına “dokundular”. Ahmet Türk’e yumruk atıldığı zaman kılını kıpırdatmayanlar şaşkınlıktan neredeyse dillerini yutacaklardı.

Şaşkınlık devam etti: Kılıçdaroğlu’nu yumruklayan, öldürmek isteyenlerin tümü savcılık ve hakimlik tarafından serbest bırakıldı. “Hak, hukuk, adalet” tekerlemeleriyle neşesini bulanlar abandone oldu.

Erdoğan’ın “Türkiye İttifakı” dediği lafa, bu ittifakın PKK’ye ve Cemaate karşı bir “milli mutabakat hükümeti” anlamına geldiğini ve üstelik “seçim zaferini” Kürt oylarına borçlu olduklarını bildikleri halde balıklama atlayanlar, bu ittifaka giriş babında “devr-i sabık” yaratmayacaklarını, yani hiç bir konuda hesap sormayacaklarını, sanki sorabilirlermiş gibi, etten önce kazana düşerek ilan edenler, bu defa, ölümden dönen Kılıçdaroğlu’na Saray’daki diktatörün “geçmiş olsun ziyareti” yapmayacağını duyduklarında kulaklarına inanamadılar; “bu nasıl Türkiye İttifakı, bu nasıl kızgın demiri soğutma” diye, manasız sorular sormaya başladılar.

Artık Bahçeli’nin, Soylu’nun, Akar’ın, Saray İletişim memurunun filan ne dediklerini ve bu denilenler karşısında Türkiye İttifakı’na hazırlananların düştükleri dehşeti anlatmama gerek yok.

CHP’ye, İyi Parti’ye net bir “mesaj” verilmiştir. “Öyle afrayla, tafrayla, şu ya da bu taleple Türkiye İttifakı’na gireceğini sanıyorsan aptalın daniskasısın, sizi bu ittifaka mecbur edeceğiz, suçlarımıza bu defa resmen ortak edeceğiz, ya boyun eğeceksiniz ya da sizi boks torbasına çevireceğiz, sonunuz HDP’li vekiller gibi olur.”

Şimdi konumuza yeniden dönelim: Faşizmin seçimle, hele belediye seçimiyle yıkılmayacağı sanırım her kes tarafından anlaşıldı. CHP ne diyor? “Bizi sokağa çekmek istiyorlar, sokağa çıkmayız, oturduğumuz yerde otururuz, Belediye Meclislerinde, TBMM’de konuşuruz, konuşmalarımızı medya bilmezse, arşiv bilir, ne demişler iyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir” Aşkolsun.

Demek ki, en azından şimdilik muhalefetin ulusalcı ve sosyal demokrat kanadından faşizmi yıkmasını bekleyemeyiz.

Ama PKK önderinin üstündeki tecridin kaldırılması için harekete geçmesini isteyemez miyiz? İsteriz.

Çünkü şu aşamada Türkiye’nin Batısında henüz faşizmi devrimci yoldan yıkacak bir durum oluşmadı, ama Öcalan’ın üstündeki tecridi kaldırmak hem mümkün, hem de zorunlu.

Neden? Çünkü açlık grevcileri “devrimden” söz etmiyor. Hatta “genel aftan” filan da söz etmiyor. Basit bir talepte bulunuyor: Öcalan Türk anayasasına, yasalarına ve yönetmeliklerine uygun olarak tecritten çıkarılmalı. Ne kadar basit değil mi? Avukatlarıyla ve akrabalarıyla görüşmeli. İstenen atla-deve değil, hukukun uygulanması. Açlık grevcileri Erdoğan’ın kellesini istemiyor.

Üstelik bu talep her geçen gün biraz daha uluslararası alanda yankılanıyor; Açlık grevcilerini ziyaret eden değişik ülkelerden temsilcilerin “hiyerarşik düzeyi” yükseliyor. AB parlamentolarında hemen hemen her gün bu konuda toplantılar yapılıyor, hatta Galler meclisinde olduğu gibi talep hükümet talebi haline geliyor.

Ve daha da önemlisi Türkiye’nin birçok yerinde “Beyaz Tülbentli Grevci Anneleri”nin hareketi toplumsal vicdanı harekete geçiriyor.

Demek ki tecridin kaldırılması şartları olgunlaşıyor. CHP bu talebe destek versin, az sonra tecrit kalkar.

Tecrit kalkınca ne olur? Saray buna mecbur kalırsa nasıl bir sonuç ortaya çıkar?

Öcalan’ın tecridini kaldırmak zorunda kalan faşist rejim, Kılıçdaroğlu’nu linç etmek isteyen şebekeyi açığa çıkarmak zorunda kalır. CHP’nin “hak, hukuk, adalet” taleplerini yerine getirir: “Öcalan’ın üstündeki tecridi kaldırdınız, KHK’lileri de işe iade edin, 15 Temmuz mağdurlarının üstündeki tecridi kaldırın, genel af ilan edin” dediğinizde Saraydakilerin nutku tutulur.

Ama daha önemlisi Saray bu adımı attığı zaman, meş’um ittifak parçalanır, Ergenekoncular tecrit olur, demokrasinin yolu açılır.

Şimdi söyleyin; Açlık grevcileri yalnızca Öcalan için mi ölümü göze alıyor, yoksa sizin, bizim, Türkiye için mi?

Samimi CHP’li “tecride karşı çıkarsak oy kaybederiz” diye nezaketli bir şekilde itiraz ediyor; ne diyelim?

Tecridi kaldırmayarak açlık grevcilerini öldürmek isteyen ve “oylarla” yıkılması mümkün olmayan faşist rejim senin Genel Başkanını az daha öldürecekti. CHP bile “erken seçim talep etmiyoruz” dediğine göre önümüzde seçim meçim yok. Demokrasi mücadelesi var ve şu anda ileri sürülen talep hukuk teorisi açısından “minimum”, siyaset bilimi açısından ise “en radikal” ve demokrasinin yolunu açacak olan biricik taleptir.

Kaybedeceğin ve dört yıl boyunca işe yaramayacak oylarını tecrit kalktığı gün misliyle kazanırsın ve Türkiye ile Kürdistan ittifakını kurmuş olursun. Bu yenilmez bir güç olur. Gerisi gelir.