Gerçek ve hakikat

Forum Haberleri —

  • Öyle söylene geldiği gibi gerçek ile hakikat aynı olmamakla birlikte ne hakikat tek başına felsefenin ne de gerçek, bilimin konusu değildir. Hayal-Gerçek-Hakikat bir silsiledir.

Mehmet Serhat POLATSOY

Hakikate dair tarihten günümüze kadar sayısız değerlendirme yapılmış, görüş açıklanmış, başlığın felsefi ve bilimsel temellendirilmesi hem diyaloglar ve hem de birçok araştırma ile yapılagelmiştir. Birçoklarımız "Hakikat zaten maneviyat, haliyle felsefi bir kavram değil midir" diye sorabilir. Yine birçoklarımız "Hakikat, mutlak doğrudur" da diyebilir. 

Kürtler’de hakikat için iki kelime kullanılır: Bunlardan İlki Heqîkat, diğeri Rasteqîn. Heqîkat'ın daha çok sömürgeci ülkenin yerel dilinin etkisi ile şekillenmiş olma ihtimali daha ağır basıyor. Rasteqîn anlam açısından yerli yerine oturuyor. Kürtçede rast=gerçek, tekîn-tekamenî ise patlama olarak karşılık buluyor. Son tahlilde tanım "gerçeğin patlaması" ile önce manaya kavuşuyor, ardından somutluk kazanıyor. Ancak sonlanmıyor ve yeni bir başlangıç oluyor; tıpkı ilk patlama gibi, önce büyük bir ışık, sonra aydınlanan karanlık! Peki, gerçeğe ne oluyor? Kürtçe'deki tanımda gerçek, kendi kendini tamamlıyor. Ulaşması gereken en son noktaya varıyor ve ışığı görüyor. Gerçek, ışığı gördüğü anda ısınıyor. Gerçek, ısındığı zaman yanıyor. Gerçek, yandığı zaman kül oluyor ve gerçek kendini dahil ediyor, kendindeki her şeyi bütünleştiriyor, ona katılıyor ve yeniden onda yaşamaya başlıyor...

Hakikatin sözlükteki tanımına baktığımızda karşımıza bir sentez çıkıyor. Buna göre Hakikat; Bir felsefe terimi olarak düşünceyle nesnesi arasındaki uygunluk ya da düşüncenin gerçekle uyuşması biçiminde tanımlanabilir. Yani bir bakıma nesnel dünyanın olgularının (gerçeğin) zihnimizdeki izdüşümüdür. İnsanlık tarihi kadar eski bir tartışmadır, “hakikat” ile “gerçek”in ayrımı denir.

Dinlerde bu terim tek, yaratıcı anlamına gelse de tekçiliğe karşı bir itiraz olarak çıkan tasavvufta hakikat terimi, Zâhirin ardındaki örtülü ve gizli mâna, dinî hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilâhî sırlara âşina olunması olarak kabul edilir. 

Öyle söylene geldiği gibi gerçek ile hakikat aynı olmamakla birlikte ne hakikat tek başına felsefenin ne de gerçek, bilimin konusu değildir. Hayal-Gerçek-Hakikat bir silsiledir.

Bildiğimiz bir cümleyi aktaracak olursak eğer deriz ki "gerçekler karanlıkta kalmayacak". Buradaki esas, hakikattir. Nasıl mı? Şimdi, kendimize soralım: Gerçekler nasıl karanlıkta kalmayacak? Düşünelim. Gerçekler ne ile aydınlığa kavuşur? Hayaldeki hakikat ile. İmgelemimizdeki hakikat ile. Hakikat, gerçeğin aradığı aydınlıktır. 

Tartışmalar sonucu olgunluğa kavuşan haliyle felsefedeki hakikat şöyle tanımlanır: Hakikat; Bir felsefe terimi olarak düşünceyle nesnesi arasındaki uygunluk ya da düşüncenin gerçekle uyuşması biçiminde tanımlanabilir. Yani bir bakıma nesnel dünyanın olgularının (gerçeğin) zihnimizdeki izdüşümüdür denir. 

Felsefenin, "düşüncenin gerçek ile uyumu" arasında ortaya koyduğu hakikat tanımını yetersiz görüyorum. Tanım, yoluna iki eksik ile çıkmış. Burada çerçeve, pencere dar tutulmuş ve haliyle uygulamalarda bir yöntem sorunu ortaya çıkmak kadar, bu soruna neden olan bir de sapma var. Hakikat'in bilimsel karşılığı işlenmiş bilgidir. Bu da ifadesini "gerçek" kavramında buluyor ancak iş Kuantum dünyasına gelince hakikat ışık saçıyor. Bir orada, bir orada, diyalektiği tango ile icra ediyor. 

Bir türlü netliğe kavuşturulamayan bir kavram olan Hakikat bir de Dört Kelebek hikayesi ile anlaşılmak isteniyor. 

Dört kelebek ateşin sırrına varmak istiyor. Önce ilki ateşin etrafında dolanıp geri dönmüş ve arkadaşlarına, "Ben ateşin sırrını çözdüm, ateş ışık yayan bir şey" demiş. Arkadaşları tatmin olmamış ve ikincisi ateşin biraz daha yakınından dolanıp gelmiş ve arkadaşlarına, "Ben ateşin sırrını çözdüm, ateş hem ışık yayan hem de ısıtan bir şey" demiş. Sonra üçüncü kelebek yola koyulmuş ve ateşin çok yakınından dolanacakken ateş kanadını yalayıp geçmiş, telaşla dönmüş ve arkadaşlarına, "ateş hem ışık yayan hem ısıtan hem de yakan bir şey" demiş. Dördüncü kelebek tatmin olmayıp yola koyulmuş. Önce ilk arkadaşının yaptığı gibi uzağından dolanmış. Sonra biraz daha yakınından dolanmış. Yine anlamayınca daha da yaklaşmaya başlamış. Diğer kelebekler onun ne yapacağını merak eder gözlerle bakarken kelebek kendini ateşin içine bırakmış. Ateşin içinde bir pırıltıya neden olmuş. Ölürken, yaşatmış!

Şimdi yazının başlarındaki Rasteqîn'e dönersem; herkes Dört Kelebek hikayesini yukarıda anlatıldığı gibi bilir ve anlatır ancak bunun bir meraktan, şüphecilikten çok bir yaşam arayışı olduğu nettir. Öyleyse bu hikâyeyi toplumsal yaşama uyarlamak ve bir de şu temelde ele almak gerekiyor: İnsanlar hakikatin ne olduğunu biliyorlar. Ancak kimi insanlar ışıktan, kimileri ısıdan, kimileri yanmaktan, kimileri de kül olmaktan korkuyorlar. Yaşamak için ateşin tam içinde olmalı, yaşatmak için bir parıltı bırakmalı ardından gelecek olan Hakikat arayışçılarına.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.