Gerçekler kanunla saklanamaz

Forum Haberleri —

.

.

  • Fedai eylemci kadınların yerine getirilmiş sözleriyle faşist erkek egemen sistem tanrılarının kalemleri kırılıyor, tahtı sarsılıyor ve sokaklardaki kadınların saçlarıyla da hesap vereceklerin darağaçlarının ipi örülüyor.

ROZA WELAT 
Ortadoğu yüzyıl önce maruz kaldığı paylaşım savaşlarının sonuçları altında çok ezildi ama artık dünya ilerici insanlığına umut olan bir gerçekliğe de ev sahipliği yapıyor. Dalga dalga yayılan toplumsal refleksler ancak dönemsel olarak bastırılabilir durumdadır.

Ortadoğu’nun merkezinde dört devlet arasında parçalanmış Kürdistan’da egemen devletler hiç olmadığı kadar büyük bir korku içinde.

Aslında korkunun bu devletlerle sınırlı kalmadığını da eklememiz gerek. Hegemon sistem güçleri de uluslararası komplonun boşa çıkması karşısında bu devletleri ayakta tutmak için direkt dolaylı çabalarını büyütüyor. Endişeleri; askeri, siyasi, ekonomik desteklere rağmen bu kez başarmalarına yetmiyor. Ukrayna savaşında kullanma şantajı yapılan taktik nükleer silahlar, Medya Savunma Alanlarında aylardır kullanıldığı halde yetmiyor.

Sistem aklıyla tarihin, ideolojilerin, gerilla mücadelesinin bittiği, sonuç alamayacağı teorileri yapanlar ile mücadele cesaretini yitirmiş, sistem içileşmiş, manipülasyonla yön ve yol değiştirenler bir tarafta, Kürdistan gerillası bir tarafta duruyor. Bu yüzyılın özgürlük umutlarını Kürdistan gerillası temsil ediyor. 

Günümüz koşullarında Apocu fedai gerillacılık ciddi sınavlardan geçiyor. Yaşanan savaş ve mücadele pratiği konjonktürel askeri yaklaşımın ötesinde bir anlam taşıyor. Fedai gerillacılık yaşam ve mücadelede; kendini bilme ile özgür düşünce ve eyleme, iradi duruşa, politik kavrayışa ve titiz muhakeme yeteneğine sahip olma, devrimci iradeyle zafere yürüme halidir.

Son olarak Mersin’de iki kadın gerilla, savaş teknolojisiyle, istihbaratıyla, polisi askeriyle bıktırıcı derecede övünen TC’nin “güvenlik” sistemini hayran kalınacak bir yöntemle aşarak, fedai eylem gerçekleştirdi. Medya Savunma alanlarında direnen gerilla yoldaşlarındaki Apocu fedai ruhun şehirlerdeki taşıyıcıları olarak düşmandan hesap sordular. İki kadın fedainin Mersin eylemini gerçekleştirmesi; MİT’i, ordusu, polisiyle ve yere göğe sığdıramadıkları “milli” teknolojilerinin Kürt sorununu anladıkları biçimde çözemeyeceklerinin kanıtı oldu. Zilan (Zeynep Kınacı)’ın, Zınar Raperin’in ardılı olarak Sara Tolhıldan ve Ruken Zelal de seçtikleri devrimci yaşam tarzı ve fedai eylemleriyle; düşman gerçeğini gözler önüne sererek baş kaldırmayı en önde ve zirvede temsil ettiler.

Faşist egemenlerin, insanlığın özgür adil ve eşit yaşama hakkına karşı en büyük tehdit olduklarını gizleme ihtiyaçları vardır. Gündemde “dezenformasyon yasası” denilen basın ve medya yasakları yasasının meclisten geçirilmesi var ki onu da AKP/MHP oyları ile kabul ettiler. Yalan ve çarpıtmaların erkenden açığa çıkması, manipülasyonun vardığı düzeyin tartışılır, sorgulanır, mahkum edilir hale gelmesi iktidar güçlerini korkutuyor. Korku ve acizlik faşizmi tırmandırmaya sevkediyor. Asıl dezenformasyonu yapanların en başında gelen MİT sınıfta kaldı. Mersin eylemini ne kadar çarpıtmaya çalıştılarsa o kadar çakıldılar adeta. Artık Türkiye toplumuna eskisi gibi rahat zoka yutturulamıyor. 

Emirlerini canlı yayında almaktan azıcık olsun utanmayan ana akım medyaya bir şey söylemeye dahi gerek yok. Diğer yandan bıçak kemiğe dayanmışken bile muhalif olamayan diğer medya, yeni sansür yasasının ucu bu kez kendilerine de dokunacak diye karşı çıkıyor. Ehvenişer, hiç yoktan iyidir de denebilir. 

Diğer yandan Mersin eyleminin neden ve sonuçlarındaki ayıplarının, kayıplarının üzerini iyice örtmek için beklendiği gibi HDP’yle ve farklı olarak CHP’yle ilişkilendirme safsataları ileri sürüldü. Suç ortaklarını arttırma derdiyle “Terörü kınama-lanetleme” ritüeli, Obsesif - kompulsif bozukluk yine dayatıldı. Tabii ki CHP’nin tavrı itiraf gibiydi. Kürt sorunuyla ilgili her konuda olduğu gibi resmi ideolojik yaklaşımdaki ısrarını her yolla ve defalarca yinelediler. Söylemeden geçmemeli, CHP lideri şimdi de -cumhurbaşkanlığına  adaylık derdiyle olsa gerek-, Türklük ve Sünnilik “kökeni”ni (?) ispatlama derdine düşmüş görünüyor. Kürt ya da Alevi olup olmaması değil, bunu sorun yapanlara yaranmak için söylenenler ve siyasetin oturtulduğu kirli zemindir asıl mesele.  

Fedai eylemci kadınların yerine getirilmiş sözleriyle faşist erkek egemen sistem tanrılarının kalemleri kırılıyor, tahtı sarsılıyor ve sokaklardaki kadınların saçlarıyla da hesap vereceklerin darağaçlarının ipi örülüyor. Ortadoğulular, bu kez uygarlığın karakterini değiştirmek üzere yine kadınlar öncülüğünde insanlık değerleri adına yeniden ayağa kalkıyor. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.