
İrfan Babaoğlu'nun “Auschwitz’den Diyarbakır’a 5 Nolu Cezaevi” adlı kitabı, iki yıl içinde üçüncü baskısını yaptı. 12 Eylül faşizminin Diyarbakır Cezaevinde yaşattığı vahşeti yaşayanlardan biri olan Babaoğlu’nun, anı-günce tarzında yazdığı kitaba ilgi devam ediyor. Kitapta "Örgüt propagandası" yapıldığı iddiasıyla yazara Türk mahkemesi tarafından 1 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti. Aram Yayınevi tarafından basılan kitaba ilişkin İrfan Babaoğlu ile görüştük.
Kitap yazma fikri nasıl doğdu? Kitabı yazarken en fazla zorlandığınız yönler ne oldu?
Kitabı yazma fikri 2009 yılında gelişti. 12 Eylül’ün 30. yılına girerken, devletin ve toplumun artık 12 Eylül anayasası ile yönetilemeyeceği anlaşılıyordu. Çok sayıda gazeteci, televizyoncu bizlerle, yani o vahşeti yaşayan insanlarla, röportajlar yaptı, yazdıkları kitaplarda görüşlerimize yer verdiler. Tüm bu yaşananlar karşısında ben de o dönemi derli toplu anlatma fikri oluştu. Kitabı 2009 yılı içinde yazdım ve bitirdim. Yazarken tabii zorlandığım anlar oldu. En başta o günleri ayrıntısına kadar hatırlamak durumunda kaldım. Çoklukla boğazım düğümlendi, kendimi tutamayıp ağladığım da oldu kimse görmeden. Gerek ölüm oruçlarındaki, gerekse kendini yakan arkadaşlarımızı ve işkence altında inleyerek yaşamını yitiren arkadaşlarımızı yazdığım anlar beni çok etkiledi. Dilim varmıyor onlara yaşamlarını yitirdiler demeye, gerçekte onlar yaşamı yarattılar demek gerekir. Ve bu yolla da tarihe mal oldular.
Kitabınız 3. baskısını yaptı. Kitaba olan ilgiyi nasıl açıklıyorsunuz?
12 Eylül darbecilerinin yargılanmaları ve mahkum edilmeleri önce Diyarbakır Cezaevi’ndeki direnişle başlamıştır. Bu direniş o günden bu güne artan bir etki ile bugüne kadar gelebilmiştir. Bugün eğer Kenan Evren ve arkadaşlarını savunacak bir kesim yoksa bu, Kürt devrimci hareketinin ve Türkiye demokratik hareketlerinin direniş başarısıdır. Toplum eğer 12 Eylül dönemiyle yüzleşmezse o zaman sonraki fiziki soykırımlar, katliamlar anlaşılmaz ve adalet sağlanmaz. Kitap bu bakımdan hem bir tarihsel arka plan sunuyor hem de dönemde izlenen işkence politikalarının neden ve sonuçları ile ilgili yorumlar yapıyor. Kitabın ilgi görmesinin yukarıda anlatmaya çalıştığım toplumsal değişim isteği ile geçmişle yüzleşme ve adalet arayışı isteğinden kaynaklandığını düşünüyorum. 12 Eylül kuşağı, içine doğdukları dönemin ne cehennemi bir dönem olduğunu yeni yeni anlıyor ve çok uzak sayılmayan tarihi, tanıklarının henüz hayatta olduğu bu dönemi kendi vicdanlarında sorgulama ihtiyacı duymaktadırlar. Kitap o döneme dair daha derli toplu bir açıklama yaptığı için ilgi gördü.
Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Geniş yelpazeden okuyucular var. Ortak yan kitaptan duygusal anlamda çok etkilendikleri. Türkiye’nin yakın geçmişi ile ilgilenen yurtsever devrimci demokrat ilerici kesimler kitaba daha çok ilgi duyuyor. Okuyucular, kitapta sadece işkencelerin kabaca bir anlatımı değil aynı zamanda işkence politikalarına karşı direnişi geliştiren tutukluların direnişine de yer verilmesinden, olumlu bir şekilde bahsediyorlar. Kitabın yaşanılan direnişi çıplak haliyle verdiğini söylüyorlar.
ERDOÐAN ZAMUR