HEP’ten bu yana yürütülen ve büyük bedeller ödeyerek demokratik siyaset araçlarını kullanmaktan hiç vazgeçmeyen Kürt siyaseti Türkiye’nin tüm bölgelerinden oy alarak ve Kürdistan’da AKP‘yi sandıkta silmiştir. HDP’nin bu başarısı AKP’nin 13 yıllık "saltanatının" sonu oldu.

AKP’nin önde gelenleri yıllarca "millet iradesinden" dem vuranlar AKP döneminin "millet iradesiyle" son bulmasını içlerine sindiremediler. Yalçın Akdoğan’ın "HDP bundan sonra çözüm sürecinin filmini yapar" açıklaması, Bülent Arınç’ın HDP için "Ak Parti’yi yok etmek için bir projedir", sözleri demokrasi adına utanç verici sözlerdir. Yalçın Akdoğan ve Bülent Arınç eski kibirli ve zehirli üsluplarını sürdürmektedirler. AKP bu seçimlerden birinci parti olarak çıktı ancak iktidar olamadı. Onların deyimiyle "milli irade" böyle tecelli etti. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde bir partinin sürekli olarak iktidar olması mı gerekir? AKP yetkilileri seçimden sonra halkın iradesine saygı göstermek ve halkın verdiği mesajı algılamak yerine seçim yenilgisinin acısını HDP’den çıkarmaya çalışmaktadırlar. Halkın seçimlerde verdiği mesaj açık ve nettir. Halk tek adamlığa, diktatörlüğe, baskıya" hayır" demiştir. Türkiye halkları 7 Haziran seçimlerinde Kürt sorununda demokratik çözümden yana tavır almıştır. Bu nedenle seçimden sonra HDP’ye gelen oyların "emanet oylar" olarak nitelendirilmesi ve tartışılması gerçekçi değil. HDP’ye gelen oyların büyük bir kısmı AKP’ye oy veren Kürtlerden ve CHP’ye oy veren Kürt Alevilerinden geldi. Yani HDP yıllardır AKP’ye ve CHP’ye emanet ettiği oylarını geri aldı. Ayrıca yıllardır CHP dışında alternatif bir sol parti olmadığından CHP’ye oy veren sol, sosyalist, hatta gerçek sosyal-demokrat kesimler alternatif olarak HDP’yi gördüğü için bu dönem oylarını HDP’ye vermişlerdir ve bu oylar emanet değil kalıcı oylardır. CHP’li arkadaşın belirttiği gibi bu HDP’nin duruşuna ve programına verilmiş bir destektir, eğer bu duruş ve programdan sapmalar olmazsa bu destek devam eder. 


Provokasyonlara dikkat!

Seçim öncesinde Adana ve Mersin’de başlayan saldırılar Bingöl’de bir vatandaşın katledilmesi, Amed mitinginde binlerce insanın ölümüne ve iç çatışmaya neden olabilecek olan bombalı saldırı, HDP’yi baraj altında bırakmak için geliştirilen provokasyonlardır. Ancak halkın ve Kürt demokratik hareketinin vakur ve sağduyulu duruşu sonucu bu oyunlar planladıklarından daha az bir hasarla atlatıldı, amacına ulaşamadı. HDP’nin, barajı aşmasıyla birlikte Amed’de karanlık güçler hemen devreye sokulmuş, 90’lı yılları aratmayan kontra güçler dört insanın hayatını kaybetmesine neden olmuşlardır. Daha seçim öncesinde her iki kesimden (Hüda-Par ve yurtsever kesimler) insanlar emniyete çağrılmış, onlara karşı tarafın kendilerine suikast yapacağı "tebliğ" edilmiştir. Bu da söz konusu olayların emniyet ve MİT tarafından daha önceden tezgahlanmış olduğunu göstermektedir. Bu yüzden de saldırıları AKP’nin çözüm süreci üzerinden yapmış olduğu şantaj ve tehditlerin sonucu olarak değerlendirmek gerekir. 


HDK ve HDP projesi 

AKP, HDP’nin bir proje olduğunu seçimden önce olduğu gibi seçimden sonra da sürekli olarak dillendirmektedir. Evet, HDP bir projedir. Ancak AKP’nin dediği gibi uluslararası bir proje değildir. HDP Sayın Abdullah Öcalan’ın katı inkarcı asimilasyoncu ulus-devlet gerçeğine karşı geliştirdiği halkların demokratik birliğini hedefleyen bir projedir. Tekçi ulus-devlet anlayışına karşı çoğulculuğu esas alan, halkların ortak yaşama iradesini ilke edinen, Türkiye’nin tüm sorunlarını demokratik yollar ile çözümünü esas alan bir projedir. İşte bu proje tuttu ve AKP'nin tek başına iktidar olmasına engel oldu.


Dini söylemler 

HDP seçim kampanyası döneminde AKP’nin din üzerinden yapmış olduğu kara propaganda yöntemine karşı, Sayın Eşbaşkan Selahattin Demirtaş tarafından HDP’nin dine bakışının nasıl olduğu açık ve net bir şekilde ifade edilmiştir. Bunun en sağlam göstergesi farklı inançlardaki kişilerin meclise taşınmasıdır. Fakat seçimlerden hemen sonra Altan Tan’ın bir televizyon kanalında Kılıçdaroğlu "Benim kıblem Kâbedir dememiştir" söylemi Alevileri rahatsız etmiştir. Kimsenin birbirine kıble dayatma hakkı yoktur, olmamalıdır.

Kürtler özgürlük isteyen dünya halklarının desteğiyle Kobanê’de IŞİD canilerini, 7 Haziran seçimlerinde ise IŞİD ile aynı zihniyete sahip olan, ona destek veren AKP’yi yenilgiye uğrattı. Bu da dünyada özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren bütün halklar için "süper" olmuştur.