
Suriye ile Batı Kürdistan’daki Kürtlere temsil eden Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim bir süredir temaslarda bulunmak üzere Avrupa’da. Özerklik ilan eden Kürtleri savunan YPG’ye yönelik saldırıların arttığı bir dönemde Salih Müslim’le konuştuk. Salih Müslim, Halep ve Eşrefiye’deki saldırılarının arkasındaki güçleri, YPG’li Nujin Derik’in infaz edilmesinin arka planını, PYD karşıtı faaliyetleri, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’ın açıklamalarını, KCK’den gelen destek sözü ile Güney Kürdistan sınır kapılarının kapatılması konusundaki tüm sorularımızı yanıtladı.
Halep’teki Kürt mahallelerinde ne oluyor?
Bizim baştan beri korkumuz dış güçlere alet olan Kürtlerin, bu yönlü saldırılar geliştirmesiydi. Eşrefiye’deki saldırıyı Hür Suriye Ordusu’na bağlı olduğu bilinen Selahaddin Eyyubi Tugayı yaptı. Bu Tugay kendisi de Kürt olan Selahaddin Bedrettin tarafından alttan alta desteklenen bir silahlı bir gruptur. Bedrettin, Türkiye tarafından desteklenen biridir. Bu Tugayı Türkiye’den aldığı maddi ve silahlı güç ile ayakta tutuyor ve Hür Suriye Ordusu ile birlikte hareket ediyor. Tugay, askerlik yapmış kişilerden oluşmuyor ve Türkiye’nin güdümünde olan Selahaddin Bedrettin ve Selahaddin Bilal’in direktifleriyle hareket ediyor. Kürtlere yönelik saldırıların arkasında da bu güçler var. Halep’teki saldırı ile Efrîn’deki saldırı birbirinden bağımsız değil. Eşrefiye’ye saldıran Selahaddin Eyyübi Tugayı ile Efrîn’deki Êzîdî köyüne saldıran ‘’Emmar Dadiki“ adlı silahlı Türkmen grup birlikte hareket ediyor. Bu Türkmen grubun lideri daha önce Suriye istihbaratında çalışıyordu, şu anda saf değiştirmiş ve Türkiye’den aldığı destekle Esad’a karşı savaşıyor. Bu iki oluşum ortak hareket ederek Kürtleri çembere almaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz Eşrefiye mahallesi YPG güçleri tarafından korunuyor. 25 Ekim’de Eşrefiye mahallesinin doğusundaki bir yere Esad’ın askerleri saldırıyor. Esad’ın askerlerinden kaçan Hür Suriye Ordusu doğu tarafından kaçarak Eşrefiye’ye giriyor. YPG güçleri karşı koyuyorlar ve çatışma çıkıyor. Burada Hür Suriye Ordusu ve Esad ordusu arasında daha önce de çatışması oldu ancak ilk kez Esad güçleri bir Kürt mahallesini topa tuttu; 9’ü Kürt, 15 sivil bu ateşte hayatını kaybetti. 26 Ekim’de ise 200 kişilik Hür Suriye Ordusu’na bağlı Selahaddin Eyyubi Tugayı bu sefer batı tarafından Eşrefiye’ye giriyorlar. “Biz Eşrefiye’yi kurtardık, Eşrefiye bizim kontrolümüz altındadır” diyorlar. Halk da bunlara karşı yürüyüş düzenliyor. Ancak sivillerin üzerine kurşun sıkılıyor; 4’ü kadın 13 kişi orada ölüyor, 20’dan fazla kişi de yaralanıyor. YPG de bunlara saldırıyor, 200 kişilik grubu bölgeden çıkarıyorlar. Bu çatışmada da toplam 7’si Kürt, 19’u da saldırgan gruptan kişi ölüyor, çok sayıda kişi de yaralanıyor. Bu olaylardan sonra Tugay’ın birlikleri Halep-Efrîn yolunu kesiyorlar. Zeytin toplama zamanı olduğu için yolda yüzlerce kişi geçiş yapıyor. Buradan 200 kişiden fazla esir alıyorlar. YPG’den Tugay’dan 2’si Kürt 7 kişiyi esir alıyor. Aynı tarihte Efrîn’de Êzîdî bir Kürt köyü olan Qestel Cendo’ya saldırı oluyor. Bu resmen sivillere yönelmektir. Halbuki YPG güçleri şimdiye kadar hiçbir sivile yönelik eylem içerisinde olmadı. Kürt sivillere yönelik saldırılar olursa gereken yanıtı YPG verecektir.
YPG Komutanı Nujin Derik, infaz edildi bu konudaki tavrınız nedir?
Kendisi alçakça bir saldırıya kurban gitti. Vahşice katledildi. Esir olan bir insanı katletmek Kürtlerin geleneğinde yok. Bu insanlıkla da bağdaşmaz. Ve bu ilk kez olmuyor. 2 ay önce Efrîn’de de YPG’den Çekdar Amed adında bir arkadaşımız esir alındı, işkence edildi ve en son bıçaklanarak katledildi. Bu vahşilik bizim kabul edebileceğimiz bir şey asla değil. Kürt halkı bunu kabul etmeyecektir, bu kişilere gereken yanıtı verecektir.
Hür Suriye Ordusu, Kürtlere yönelik saldırılarla ilgilerinin olmadığını söyledi, öyle mi gerçekten?
Hür Suriye Ordusu içinde çok çeşitli gruplar ve oluşumlar var. Hür Suriye Ordusu, tek merkezden yönetilen, temel prensipleri olan homojen bir birlik değil. Elinde silah olan herkes ‘Ben Hür Suriye Ordusu adına savaşıyorum’ diyor. Böyle bir gerçeklik var. Hür Suriye Ordusu’nda Suriye halklarının çıkarlarını düşünen ve dürüst olarak halkı korumak için mücadele eden kesimler var. Bu gruplar Kürtlerin Suriye devriminin bir parçası olarak ve saygı gösteriyor. Ancak bunların dışında kalan Türkiye’nin desteğiyle Kürtlere karşı hareket eden gruplar da var. Bu silahlı oluşumlar Kürtlerin bölgede güçlenmesinden ve özerklik ilan etmesinden rahatsız ve bu nedenle Türkiye’nin direktifleriyle Kürtlere saldırıyorlar. Bu saldırılardan birebir Türkiye’nin silah ve para sağladığı Selahaddin Eyyubi Tugayı ile Emmar Dadiki sorumlu. Bu iki birlik, Kürt karşıtlığında işbirliği içindeler.
Kürtlere yönelik yeni saldırılar gündeme gelir mi, gelirse ne olur?
PYD olarak biz siyasi bir partiyiz, silahlı mücadele vermiyoruz. Ancak YPG, Kürtlere yönelik saldırı nereden gelirse gelsin halkı savunur. Bu oluşumlara karşı da YPG tüm önlemleri almış durumda. YPG birlikleri, sivilleri her koşulda koruyacak güçtedir. Türkiye destekli bu gruplar sivillere yöneliyor. Halbuki biz hiçbir sivile yönelmedik. Halkımız çok tepkili. Halep’te durum çok gergin. Halkı zor tutuyoruz. Şu anda güvenlik önlemleri kentlerde arttırılmış durumda. YPG güçleri halkı korumak için yeni barikatlar kuruyor.
Kürt Yüksek Konseyi’nin PYD’ye karşı sert bir bildiri yayımladığını öne sürülüyor, doğru mu?
Böylesi bildiriler daha önce de yayımlanmıştı. Kobani’de ve başka yerlerde böyle iki, üç yayımlandı. Ancak bu bildirileri kim ya da kimlerin yayımladığını belli değil, çünkü metinlerin altında imza yok. İmzasız yayımlanan bu bildirilerle, PYD karalan mak isteniyor. Önceki gün de yine bu içerikte bir bildiri daha ortaya çıktı. Ancak bu bildiriye karşı Kürt Yüksek Konseyi de bir bildiri yayımladı. Konseyin bildirisini imzalayanlar ve PYD’ye yönelik karalamalara yanıt veren arasında Muhiddin Şehvali, Nusreddin İbrahimi de var, bunlar Konsey’de birlikte çalıştığımız arkadaşlardır.
Kürt Yüksek Konseyi olağanüstü toplandı ve Kürt birliğinin sağlanması için ENKS’ye uyarıda bulundu, bu konuda yeni bir gelişme var mı, anlaşma sağlanabildi mi?
Uyarılar Azadi Partisi’ne yönelikti. Azadi Partisi, Suriye Kürt Ulusal Kürt Konseyi-ENKS’ye bağlı. ENKS de 5 kişiyle Kürt Yüksek Konseyi’nde temsil ediliyor. Azadi Partisi’nin durumunun netleştirilmesi lazım. İki tane Azadi Partisi var. Biri Mustafa Cuma liderliğinde, biri de Mustafa Osu liderliğindendir. Kirliliği yapan Mustafa Cuma’ya bağlı Azadi Partisi’dir. Bunlar güçlü değiller, tabela partisi konumundalar. PYD karşıtlığı yaparak varlıklarını sürdürme çabasındalar. Azadi Partisi’nin bu durumdan vazgeçmesi için olağaüstü toplantıda ENKS’ye uyarılarda bulunuldu.
PYD’nin Hewlêr antlaşmasına uymadığı iddia ediliyor, ne diyorsunuz bu konuda?
Biz başından beri Konsey’in kararlarına bağlı kalacağımızı beyan ediyoruz ve bu yönde hareket ediyoruz. Ancak kamuoyunda PYD’yi zora sokmak için böyle bir algı yaratılmak isteniyor. Böyle bir şey kesinlikle sözkonusu değil. Zaman zaman Azadi Partisi’nin PYD karşıtı faaliyetleri nedeniyle sorunlar çıkıyor. Ancak Konsey toplantı yaptığı zaman bu sorunları çözüyor. Biz sorunların çözümü olarak Konsey’i muhatap görüyoruz. Konsey’in kararlarına şimdiye kadar uyduk ve uymaya devam edeceğiz. Tek başına hiçbir konuda karar almıyoruz ve adım atmıyoruz. Böyle bir propaganda yapılarak, art niyetle PYD hedef gösteriliyor. Ancak tüm bunların gerçekle hiç bir ilgisi yok.
ABD Dışişleri Bakanı Clinton, Suriye Ulusal Konseyi’nin feshedilmesini istedi. SUK da merkezini Şam’a taşıyacağını açıkladı? Tüm bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’nin başından beri açıktan desteklediği, Kürtleri ve PYD’yi dışlayan Suriye Ulusal Konseyi, ABD tarafından Suriye devriminin lideri yapılmak istendi. Ancak SUK’tan istediği verimi alamadı. Çünkü Hür Suriye Ordusu dahi ‘’SUK bizi temsil etmiyor“ diyor. SUK’a yönelik büyük bir tepki var. SUK, Suriye halkını ve gerçek muhalif güçleri temsil etmiyor. Bunun için mutlaka bir değişikliğe gitmeleri gerekiyordu. ABD’de artık bunun farkına vardı ve SUK’un feshedilmesini istedi. Önümüzdeki hafta Katar’da yapılacak toplantıda kuvvetle muhtemel SUK feshedilecek ve Abdulbasit Seyda’nın yerine ABD yeni bir lideri başa getirecektir. Umarım bu kez Suriye halklarını temsil eden ve özgürlük davasının gerçek sahiplerinden oluşan bir oluşuma gidilir.
KCK’nin desteği moral verdi
KCK, Suriye’deki gelişmeler üzerine „Gerekirse Rojava’ya askeri destek verebiliriz“ dedi. Açıklamayı nasıl karşıladınız?
KCK’den gelen destek açıklaması bize moral gücü kattı. Halkımız da bu desteği büyük bir sevinçle karşıladı. Biz diğer Kürt örgütlerinden de böylesi bir açıklama ve destek bekliyoruz. Çünkü Rojava’daki özgürlük mücadelesi tüm Kürt parçalarında etkisini gösterecek güçtedir. Buradaki Kürtlerin özgürlüğü tüm Kürtlerin özgürlüğüne kavuşması için büyük bir adım olacaktır.
Güney sınır kapıları kapalı
Tüm Kürtlere çağrı yapmışken, Güney Kürdistan yönetimi ile ilişkileriniz ne durumda diye sormak isterim, sınır kapılarının kapatıldığı belirtiliyor. Kapılar kapalı mı?
Evet sınırlar kapalı. Geçişlerde çok zorluk çıkarılıyor. Açıkçası kapatılma kararının merkezden verilip, verilmediğini bilmiyoruz. Çünkü bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. Eğer merkezi bir kararla sınır kapıları kapatılmışsa, Mesud Barzani’nin daha önce bize yaptığı „Her türlü desteğe hazırız, mücadelenizi destekliyoruz’ açıklamalarıyla çelişiyor. Suriye’de iç savaş var, erzak, ilaç ve temel insani ihtiyaçların karşılanmasında büyük bir sıkıntı yaşanıyor. Türkiye’den bunları temin etme şansımız yok çünkü burdaki sınır kapıları da kapalı. Kürtlerin nefes alabileceği tek kapı Güney Kürdistan’a açılan kapılar oluyor. Sınır kapıların açık olması hayati önemde.
ÇİÐDEM DEMİREL / HABER MERKEZİ