
Rojava Kürtleri kendilerini savaştan uzak tuttular. Kendi yaşadıkları şehir ve kasabalardan devleti çıkardıktan sonra ne devletle ne de muhalefetle savaşmak istediler. Böylece Kürdistan Suriye’nin huzurlu bölgesi haline geldi. Şimdi Kürtlerin böyle bir savaş içine çekilmesi bu politikadan intikam almayı ifade ediyor. Kürtlerin özgür ve demokratik bir toplum olmasını istemedikleri için Kürtleri de savaş içine çekip zayıflatmak istediler. Şimdi Rojava’da uygulanan politika budur. Yakın zamana kadar uluslararası güçler tarafından Esad iktidarı ve muhalifler üzerinde uygulanan politika şimdi Türkiye ve bazı Kürt güçleri üzerinden Rojava Devrimine karşı uygulanıyor.
Bu yıpratma politikasının bir yanı da halkı göçertme oluyor. Devrim halka sahip çıkmıyor, halkın ihtiyaçlarını karşılamıyor algısını yaratmak için Kürtler göçe zorlanıyor ve teşvik ediliyor. Rojava Kürdistan’daki devrim böylece zayıflatılıyor. Bu kaçış aslında bu ülke fedakarlık yapmaya değmez anlamına gelmektedir. Zaten Kürtlere kabul ettirilmek istenen düşünce her yerde böyledir. Siz Kürtlüğünüzü de, vatanınızı da savunmayın, savunursanız acı çekersiniz, buna değmez denilmektedir. Rojava’daki kaçışın başka bir anlamı yoktur. Kürtlerde bu düşünceyi yaratanlar tabii ki Kürtlerin düşmanıdır. Ancak Güney Kürdistan hükümetinin bu kaçışı teşvik etmesi anlaşılır değildir. Sıkıntı çekiyorlar, ne yapsınlar denilemez.
Sıkıntı çekmişler ne yapsınlar denilirse, o zaman bu sıkıntıyı yaratanların kimler olduğunun sorgulanması gerekir. Bunlardan birisi ve en önemlisi de Güney Kürdistan yönetimidir. Kaçanlara sorulduğunda çoğunluğu ekmek yok, aş yok, ilaç yok demiştir. Çünkü ambargo var, ticaret yapılmıyor. Herhalde ambargo uygulamak için Güney Kürdistan sınırları tutulmasaydı, ticaret yapılabilseydi bu sorunlar en aza inerdi. Ne var ki Kürtler sıkıntı içine girerse bana muhtaç olur mantığı nedeniyle aylarca Güney Kürdistan sınırları kapalı tutulmaktadır. Kapılar açıktır denilerek sınırların tutulması ve ambargo uygulanması gizlenmek istense de, bu kaçışlar gerçeğin ne olduğunu gözler önüne sermiştir.
Bu kaçış bir daha gösterdi ki Kürtlerin özgürlük, demokrasi ve varlık konusunda doğru bir zihniyete sahip olmaları gerekir. Kültürel soykırıma uğratılarak tarihten silinmek istenen bir halkın bu kadar kolay topraklarını terk etmesi acı bir durumdur. Bu kötü alışkanlığın bırakılması gerekir. Eğer toprakları terk etmek kolay olursa kültürel soykırımcı sömürgeciler Kürtleri göçertmek için her yolu denerler. Çünkü Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme, demografik yapısını bozma sömürgeci güçlerin uzun zamandır izlediği politikadır. Zaten Suriye devleti Arap kemeriyle Kürtlerin bulunduğu alanlardaki demografik yapıyı bozmuştur. Şimdi bu göçlerle daha da bozulmak istenmektedir. Durum buyken hangi Kürt yurtsever kaçışları normal görebilir?
Bu kaçışlara tutum almak gerekir, kabul etmemek gerekir. ülkeden kaçış kimlik ve yurt bilincinin zayıflamasıyla oluyor. Kuzey Kürdistan’da Maraş, Malatya, Sivas, Adıyaman ve Dersim’den bu kadar kaçış başka nasıl izah edilebilir? Neden en fazla göç Kürtlerden oluyor? Kuşkusuz bir kısmı köyü yakılıp yıkılması nedeniyle zorunlu göç etmiştir. Bunu anlamak mümkündür. Ancak bu düzeyde bir zorunluluk yokken, kendilerini var eden yeri yurdu, kültürü, kimliği, dili bırakıp göçmek gerçekten de toprakla ve kültürle bağını koparmakla olur. Yoksa yaşanılan topraklar bırakılabilir mi? Özellikle bir halkın özgürlüğünden, var olma yok olma mücadelesinden söz ediyorsak yaşanılan topraklar bu kadar kolay bırakılabilir mi? Hele Rojava Kürdistan’da olduğu gibi bir devrim yaşanmışsa ve Kürtler bulundukları alanları kontrol ediyorsa hiç bırakılıp gidilir mi? Bu toprakların savunması yapılır. Bu kaçışlar, bu ülkeyi savunmaya gerek yok anlamına gelmiyor mu? Direnenlere de zorluklara katlanmanıza gerek yok mesajı verilmiş olmuyor mu? Bunu yurtseverlikle nasıl bağdaştıracağız? Halk direnirken ülkeyi bırakıp kaçmayı hangi yurtsever kabul edebilir? Halkın direnişi yurda dön çağrısı değil midir?
Özgürlük ve demokrasiyi ancak zorluklara katlananlar hak edebilir. Özellikle Kürtler zorluklara katlanmadan, büyük direnişler göstermeden varlığını koruyamaz ve özgürlüğünü kazanamaz. Kürtlerin özgürlüğünü kazanmasının kanunu budur. Eğer bugün Kuzey Kürdistan’da mücadele gelişti ve önemli sonuçlar alındıysa bunda, zorluklara katlanmaların rolü belirleyicidir. Kuzey Kürdistan’da zor koşullarda mücadele ederek başarmanın tarzı oturmuştur. Buna 14 Temmuz ruhu ve Kürdistan devriminin tarzı diyoruz. PKK öncülüğündeki özgürlük mücadelesinin yenilmemesinin kanunu da budur.
Kürdistani tüm siyasi güçler bu kaçış karşısında sorumlu davranmalıdır. Özellikle Güney Kürdistan hükümeti ve tüm siyasi güçler sorumlu davranmalıdır. Rojava Kürdistan halkına, ülkenizi kolay terk etmeyin, orada direnen halkla beraber olun, denmelidir. Çünkü bu kaçışlar halkın moralini bozmak anlamına da gelmektedir. Rojava’da devrim kaybederse bu kaybetmeden birileri kazanacağını sanıyorsa onlar büyük bir gaflet içindedir.
Rojava’da tüm Kürtlerin birlik olup dış saldırılara karşı ortak davranmaları tarihi sorumluluklarının gereğidir.