AKP, Goebbelsvari propaganda makinasıyla yaydığı yalanları, iki ideolojik perspektifin aracı yapıyor, halkı ve tabanını kendi safında bu doğrultuda katılaştırmaya çalışıyor: Müslüman ülkelerin çıkarını korumak gibi gösterdiği Panislamizm ve milliyetçilik/Türkçülük.
Panislamizm de, bugün geri bıraktırılmış müslüman ulusların sıradan insanı için bir nevi makro milliyetçilik rolü oynuyor. Bütün müslüman devletler ve uluslar bir olursa, büyük emperyalist güçler karşısında kendi "emperyalist gücünü" kurabilir mantığı ve duygusu veriyor.
Türkçülük ise Neo-Osmanlıcılık söylemiyle birleşerek geçmiş yayılmacılığın mirasçılığıyla yayılmacı milliyetçiliği bağlayan harç rolünü oynuyor.
Erdoğan ve AKP, bu ikisini yatay kesen "milli menfaatler" propagandası ve yalanını sürekli, yoğun ve bitmezcesine yayıyorlar; Onlar "milli ve yerli" muhalifleri yabancı, "Erdoğan'a karşı çıkan vatan hainidir", "Kürtler milli menfaatlere karşı yabancının taşeronluğunu yapıyor", Kürtlere karşı savaş "vatan savunmasıdır", "bütün dünya Erdoğan'ı devirmek için birleşmiş", "tek millet, tek bayrak, üniter devlet", "Suudileri savunmak Kâbe'yi savunmaktır", "Osmanlı'nın toprakları günümüzde alanımızdır", "şanlı Kut'ül Amere'nin mirasçısıyız"...
Panislamcılık, Erdoğan liderliğinde Türk burjuvazisinin, müslüman halkları, kendi yayılmacılığının toplumsal dayanağı yapmanın, İslam ülkeleri üzerinde nüfuz kazanarak o ülkeler pazarında pay kapmanın, onların emperyalist ağabeyliğine oynamanın aracıdır. Neo-Osmanlıcılık da, aynı topraklarda müslüman burjuvaziler üzerinde hakimiyet kurma hedefinin aracıdır.
AKP, bu yayılmacı/emperyal, iktisadi-askeri gücüyle kıyas kabul etmez bu hayallerini, gerçeklerin denizine düşürerek tuzla buz etti. Ama tam da bu sırada bu maceracı hayaller doğrultusunda propagandaya hız veriyor. Milliyetçilikle birleştirip ortaya çıkardığı harçla toplumsal tabanını/desteğini pekiştirmeye çalışıyor. Suriye'yi, Rojava'yı alamadım bari oy aldığım kitleyi daha çok bağlıyayım, diktatörlüğümü ebedi kılayım demeye getiriyor.
Çünkü müslüman halklar, çok geçmeden, Suriye yıkıcı savaşındaki rolünü, Kobanê'ye IŞİD'i saldırtarak yarattığı vahşeti, İsrail'le dalaştan sonra birşey yapmadan sarmaş dolaş olmaya başlamasını, Suudi-Katar-Erdoğan'ın Türk devleti Sünni troykasının Yemen'de savaşla dehşetini ve Erdoğan'ın Başika işgaliyle yayılmacı niyetini yaşayarak görmeye başladılar.
Yine de Rojava Devrimi'ne toplarıyla saldırmaya, IŞİD-Nusra-Ahrarus Şam ve müttefiği İslamcı gerici-faşist güçlere desteğini Erdoğan ve AKP diktatörlüğü sürdürüyor. Israr ediyor. Bunu da, Rus ve Batı emperyalizmine karşı milli tavır olarak yutturmaya çalışıyor.
Rusya ve ABD ile AB emperyalistleri, iki karşıt kutup olarak, Suriye iç savaşında gel-gitlerden sonra geçici uzlaşma öngörüyor. Bu doğrultuda, bağımsız bir güç oluşturan Rojava Devrimi güçlerine uzlaşıcı davranmaya, rakibine karşı çıkarmaya çalıyorlar. Erdoğan diktatörü ise, gerçekte ölçüsüz Kürt düşmanlığını yansıtarak Rojava Devrimi'ni yoketmek istiyor. Erdoğan "İkinci bir Kuzey Irak'ın oluşmasına Suriye'nin Kuzeyi'nde izin vermeyiz" diyerek açık Kürt düşmanlığını dile getirmişti.
Erdoğan çetesi, kirli savaşçı müttefikleri, Kürt düşmanlığını ve Suriye gerici iç savaşçılığına devam etmeyi, emperyalistlere kafa tutmak olarak yutturmaya çalışıyorlar.
Erdoğan çetesi, emperyalist liderlerin ve gazetecilerin, Gezi'de, Kürt meselesinde, muhalif gazetecileri F tiplerine atmasına ilişkin, sınırsız keyfi saldırganlığına uyarılarını reddederken de, emperyalizme karşı millilik diye yutturmak istiyor.
Faşizmde birleşenler milliyetçilikte, milliyetçilikte birleşenler faşizmde kardeşleşiyor. Erdoğan ve ulusalcıların ve Perinçek'in kardeşleşmesi bunu isabetli yansıtıyor. Bu Kürt ve devrimci düşmanları, Kürde soykırımı ve devrimcileri devlet terörünü, "emperyalizme karşı", "vatan savunması" diye yutturmaya çalıyorlar.
Milliyetçilik, her dönemde olduğu gibi, büyüyen burjuvazilere sahip "üçüncü dünya" devletlerinin elinde de halklarına ve emekçilerine karşı, burjuvazinin dini rolünü oynuyor.
Emeği yağmalayan ve dünya tekelleriyle kaynaşmış burjuvazi olarak yağmalatan bu burjuvaziler birkimini kanlı birikime de dönüştürüyor.
Emperyalist efendisiyle, komşu rakip burjuva devletlerle kirli çıkar dalaşını, millilik, vatanperverlik zehri olarak içirdiği kitleleri ya faşizminin suç ortağı yapıyor, ya da faşizmine boyun eğen duruma sürüklüyor.
Erdoğan ve bilimum ulusalcı-milliyetçi çeteler, ABD, Alman tankıyla vurduğu Kürt halkını, "emperyalizmin taşeronluğu"yla suçlayarak, kan banyosu milliyetçiliği oynuyor. Tıpkı ideolojik kardeşleri Suharto diktatörünün 90'ların başında Doğu Timor halkına emperyalist efendilerinin tanklarıyla yaptığı soykırımı emperyalizme karşı milliyetçilik olarak sunması gibi.
Erdoğan çetesi ve yalakaları, benzerleri Suharto, Mahatir Muhammed gibi, büyüyen burjuvazinin ve özel olarak kendi kliklerinin şişkin kasalarının çıkarı için, halklara ve ezilenlere karşı soykırıma varan baskılarla kanlı diktalarını uyguluyorlar. Efendileriyle bazen yayılmacı özgün gerici çıkar dalaşını da, onların "esnemezsen yıkılırsın" uyarılarıyla gerici dalaşını da milliyetçilik gösterisiyle, vatan edebiyatıyla sunuyorlar.
Ne onlar emperyalizme gerçekten karşı çıkabilir ne de onların daha keyfi gericilikte ısrar eden saldırganlıkları çıkar dalaşından öte bir şey olabilir. Soykırımcı sömürgecilikle Kürdün ve devlet terörüyle devrimcinin kanında banyo yapan Erdoğan çetesi ve generaller de, milliyetçilik zehiri saçarak suç ortaklığı yapanlar da mutlaka hesap verecek, cezasını çekecek, tarihin çöplüğüne atılacaktır.