
Dêrsim halkının öz değerlerini koruyacağına en fazla inananlar ise dağlarda özgürlük mücadelesi yürüten gerillalar. Dêrsimli gerillalar seçimler konusundaki düşüncelerini ve Dêrsimlilerden beklentilerini bizlerle paylaştı:
Dêrsim onuruna sahip çıkacak
Delîl Munzur: Dêrsim, 1938’de yaşadığı katliam sonrası Türk devletinin ağır sömürü, asimilasyon ve soykırım merkezi haline geldi. Günümüzde belki fiziki bir katliam sözkonusu değil ama kültürel değerlerinin; özellikle de Alevi geleneğinin yok edilmesiyle ciddi anlamda bir soykırım politikası uygulanmaktadır. Dêrsim coğrafyası, aile bağlarının ve maneviyatın zayıflatıldığı, kendi değer yargılarından uzaklaştırılan bir duruma sürüklendi. Bunu daha çok CHP eliyle yürüttüğü beyaz savaş ile gerçekleştirdi. Dêrsim halkımızın hem geçmişten gelen ve Alevi geleneğine dayalı olarak gelişen direniş kültürü hem de kendisine, öz iradesine sahip çıkan, kendisini kendisi olarak yaşayan ve kendi iradesini temsil eden gerçeği, CHP’nin özel savaşı ile kırılmak istenmektedir. Bu anlamda toplum kırım denecek bir özel savaş uygulaması ile yüz yüzedir.
Dêrsim halkının devrimci kimliği ve onuru vardır. Dêrsim halkının buna sahip çıkması gerekiyor. Sistemin kirli oyunlarına, kirli siyasete alet olmaması gerekiyor. Önümüzde bir seçim süreci var. Aynı zamanda Kürdistan halkı olarak, kendi demokratik özerkliğini, kendi demokratik siyasetini oluşturacak, kendi iradesi ile kendini yönetecek, kendi öz dinamikleri ve kendi sistemi ile kendini var edecek bir mücadele sürecinin başlangıcına girmiş bulunuyoruz. Dêrsim halkının kendi geçmişine sahip çıkarak tarihte yok edilmeye çalışılan değerlerini ayakta tutup yaşatması gerekiyor. CHP, AKP iktidarının farklı bir versiyonu olarak Dêrsim halkı üzerinde çok kirli oyunlar oynuyor. Dêrsim halkı ekonomik olarak da yoksullaştırılan, emeği çalınan bir halktır.
Halkımız bu seçim sürecinde kendi onuruna sahip çıkacaktır. BDP ile kendi geleneğini, kendi toplumsal yapısını koruyabilir. Kendi öz iradesine sahip çıkabilir. Devrimci mücadelesini daha güçlü kılabilir. Çünkü Aleviliği temsil edebilecek, Dêrsim iradesini ve toplumun değer yargılarını temsil edecek, siyasi iradesini yaşatabilecek olan BDP’dir. Dêrsim halkının yaşadığı sosyal, kültürel, ekonomik, eğitimsel sorunlara cevap olabilecek, Dêrsim’i Dêrsim yapabilecek bir parti var, o da BDP’dir. Tunceli soykırım sisteminin ve isminin kırılıp Dêrsim’in onurlu geçmişine, kendi haysiyetine sahip çıkması gerekmektedir.
CHP soykırım siyasetinin Dêrsim'e uzanmış elidir
Dêrsim halkının şu gerçekliği de görmesini istiyorum. Her oy bir insan açısından bir irade, bir şeref, bir namus olayıdır. Bunu basite almamak gerekiyor. Kamer Genç, Kemal Kılıçdaroğlu, Hüseyin Aygün gibi kişiler devletin özel olarak konumlandırdığı isimlerdir. Soykırım siyasetinin Dêrsim’e uzanmış elleridir. Bunlar devletin ağzıyla, devletin diliyle halkımızı sömürüyorlar.
Avuçan Pir Ocağı’ndan biri olarak Dêrsim halkına tekrar şunu belirtmek istiyorum. Kendi geçmişimize, bugünümüze ve geleceğimize sahip çıkalım. Kendimizi, coğrafyamızı, onurumuzu koruyalım. Kendi irademizi cellatlarımızın eline bırakmayalım. Bu cellat nasıl geçmişte atalarımızın kanını döktü, darağaçlarına götürdüyse, nasıl genç kızlarımızı uçurumlardan attıysa, insanlarımızın kellelerini kopardıysa bugün de duyguda, düşüncede ruhta dilimizde her gün, her an bizi öldürmektedir. Buna karşı çıkılması gerektiğini düşünüyorum. O açıdan Dêrsim’in bu seçim sürecinde düşmanı, CHP özel soykırım partisini silip atması, CHP’yi değil seçim sandıklarına, tarihin çöp sepetine atması gerekiyor. Bunun yerine halkın öz iradesini temsil edecek olan BDP’yi tercih etmesi gerekiyor. Ve böyle olacağı konusunda Dêrsimlilere olan inancımı belirtmek istiyorum.
Düzen partilerine cevabı verecek
Raperîn Munzur: Yerel seçimlere az bir süre kaldı. Bu seçimlerde insanlarımız kendi kendini yönetme iradesini ortaya koyacak. Yerelde kendini yönetmek, merkezi devlet temsilcileri karşısına kendi temsilcilerini çıkarmaktır. Kendi kendini yönetme hakkını devletten beklemeden kendisinin geliştirmesidir. Bu nedenle sadece belediye başkanlığı seçimleri değil, aslında toplum olarak devlet dışı toplumsal inşanın tercihinin de yapılacağı bir seçimdir. Yani devletin ve tekelci bir azınlığın baskısı ve egemenliği altında yaşamayı mı tercih ediyoruz yoksa kendi kendimizi demokratik tarzda yönetmeyi ve eşit, özgür, adil bir yaşamı mı tercih ediyoruz oylamasıdır.
Seçimlerin sonuçlarına ve aldıkları oy oranına dayanarak istediklerini yapma ve halk adına konuşma hakkını kendinde görenlere karşı bu seçimlerde tavrını koymak ve düzen partilerine cevap vermek önemlidir. AKP kaç yıldır iktidarda ve aldığı oy oranı nedeniyle her hakkı kendinde görüyor. Ne zaman sıkışsa, bir yasa çıkarmak istese kendisine oy verenlerin yüzdesini ortaya koyup meşruiyet yaratmaya çalışıyor. İstediği yasayı çıkarıyor, istediği gibi yönetiyor. Hepsinin iktidarı hangi amaçla kullandığı yolsuzluk operasyonlarında ortaya çıktı.
CHP de aynı şekilde. Nerede seçimleri kazansalar orayı kendilerine ait sayıyorlar. Oranın halkının kendi politikalarını desteklediklerini iddia ediyorlar. Ama Dêrsim halkı 38 Katliamı'nın CHP eliye gerçekleştirildiğini, Aleviliğin, Kürtlüğün inkar edildiği Türkiye Cumhuriyeti’nin tekçi ulus devlet yapısının CHP eliyle kurulduğunu ve yaşatıldığını bilmelidir. CHP’nin iktidar olduğu dönemleri de, sözde muhalefet olduğu dönemleri de, bütün uygulamalarını da gördü bu halk. Bugünkü pozisyonu iktidarın ulaşamadığı kesimleri kendi çatısında eritme ve devlete bağlama rolüdür. Bu nedenle CHP’nin Dêrsim’de etkili olması kabul edilecek bir durum değil.
Dêrsim dağlarında savaşan, bedel ödeyen, şehit düşen; bu halkın çocuklarıdır. Ezilen, aç, yoksul ve kimliksiz yaşayan yine bizim halkımızdır. Ama seçimlerde oy alan CHP’dir. Geçen seçimlerden beri bu utancı yaşıyoruz. Dêrsim halkı, hafızasında hala katliamların anıları canlı olan bir halk olarak bu partilere oy veremez, vermemelidir. Mücadelemizin kuruluş yıllarında ve gerilla mücadelesinin başlangıç yıllarında parti içinde en çok yer alan ve katılım sağlayan kesim Dêrsim kitlesi ve Alevilerdir. PKK’de sosyalizmi, özgür yaşamı, kendi kimliğini gören bu halkın çocukları bugün CHP ya da diğer partiler Dêrsim’de istediklerini yapsın, bu halkı istedikleri gibi yönetsinler diye mi savaştı, bunun için mi şehit düştü?
Hilelere kanmadığını gösterecek
Devleti, onun gerçek yüzünü tanıyan bir halk olarak Dêrsim halkının tercihini kendi mücadelesinden yana yapması gerekir. Başka partilere verilen her oy devletin Dêrsim ve Alevi kitlesi üzerinde uyguladığı politikaları kabullenmek, onaylamaktır. Oysa Seyit Rıza darağacına yürürken; “ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim; bu bana dert oldu. Siz de bana boyun eğdiremediniz; bu da size dert olsun” demiştir. Kendini solcu gösteren, çıkarları gereği halkçılık ve solculuk kimliğini kullananlara inanacak kadar bilinçsiz, geçmişi unutmuş bir durumda olamayız. Raye Haq diyoruz inancımıza. Haklıyı haksızı, doğruyu yanlışı ayrıştırmak bizim toplumumuzun inancından gelen bir anlayıştır. O yüzden haktan, adaletten ve özgürlükten yana tercih yapmalıyız.
Dêrsim’deki seçimler çok şeyi gösterecek. Bu halkın özgürlükten yana olduğunu, devletin yalan ve hilelerine kanmadığın gösterecek. Aleviliği ve solculuk söylemini kullanarak halkı devlete bağlamaya çalışan, muhalefeti iktidarın yedeğine sokan CHP’ye bir cevap olacak.
Geçmiş, bugün ve gelecek için...
Dîlan Dêrsim: Dêrsim halkı 30 Mart seçimlerinde özgürlük için mücadele eden ve bedel ödeyenlerden yana tercihini koymalıdır. Bu bir partiye oy vermek değildir sadece. Halkı istediği gibi yöneteceklerini sanan ve baskılarla insanları yönetmeye çalışan devlete de bir cevap vermek demektir.
Kürt halkının kırk yıla yakın bir özgürlük mücadelesi var. Bu mücadelede çok bedeller ödedik. Tüm bu bedeller bugün kendi sesimizi daha özgür duyurmak, siyasi olarak kendimizi temsil etmek için zeminler yarattı. Bu zeminleri ortadan kaldırmak isteyenlerin saldırıları hep oldu. Ama bedel ödeyerek kazandığımız mücadele zeminlerini güçlendirmek ve kendimizi temsil etmek bizim en doğal hakkımızdır. Devlete göre Kürt'ün, Alevi'nin, kadının kendi sınırlarını bilerek, bir azınlık psikolojisi içinde çoğunluk tarafından alınan kararlara uyması zorunludur. Zaten her fırsatta çoğunluğun kendilerine oy verdiğini, bu nedenle istediklerini yapma hakları olduğunu söylüyorlar. Ama farklı kimliklerin iç içe, barışçıl ve eşit biçimde yaşayacağı bir sistem yaratmak istiyoruz. Yıllardır bunun için mücadele ettik. Temel hedefimiz her zaman kimliğimizle, özgür yaşamaktı. Kimliğimizi küçük gören ve inkar eden zihniyete karşı sesimizi, rengimizi göstermeliyiz.
Özellikle analarımız, kadınlarımız kendi kültürlerinin temsilcileri ve bugüne kadar yaşatanları olarak bu seçimde kendi kültürlerini, özgürlüklerini savunan BDP’ye oylarını vermelidir.
Dêrsim’de kadın diğer bölgelere nazaran eşitliğe ve özgürlüğe daha yakındır. Daha iradelidir. Dêrsim halkı eşbaşkanlık sistemi ile kadın özgürlüğünü ve temsiliyetini sağlayan sistemden yana tercihini yapmalıdır.
Yine gençler de toplumun en dinamik kesimidir. Bu gençlik mücadele değerleri içinde büyüdü. Kendisine miras kalan değerleri savunmalıdır. En çok gençliğe yönelik baskılar, asimilasyon politikası sürdürülüyor. Gençlik ele geçirilirse o toplumun geleceği yok edilmiş demektir. Bu nedenle gençlerin de özgür bir gelecek için oylarını doğru kullanmaları gerekiyor.
Ne CHP ne diğer partiler Dêrsim’de konuşma hakkı bile bulamamalılar. Çünkü bizim onurlu ve özgür bir tarihimiz, geçmişimiz var. Bu geçmişe layık bir nesil olduğunu göstermelidir. Kimse Dêrsim gençliğini, halkını kolay kandırıp kendi politikalarına alet edeceğini düşünmemelidir.
Yaşlılarımız zaten bir katliamın, devletin gerçek yüzünün tanıklarıdır. Devletin bu halk üzerindeki uygulamalarını kendi yaşamları içinde defalarca görmüşlerdir. Bu tecrübeleri, bilinçleri vardır. İnanıyorum ki onlar da kendi çocukları, torunları ve insanlarının geleceği için oylarını BDP’ye verecektir.
Direngen kadın kimliğini sahiplenelim
Tîjda Bahoz: Dêrsim her anlamda, tarihiyle, düşünsel, ulusal kimlik ve inançsal olarak özgünlüğü olan bir yer. Direnişlerin kalesi olarak bilinen bir yer. Bu kimliklerinden kaynaklı her zaman zulme maruz kalan bir gerçekliği var. Beni de mücadeleye iten bu oldu.
38 öncesi Dêrsim’in özerk bir sistemi var. Öncesinde devletin boyunduruğu altına girmeyen, kendi kültürü ve iradesiyle özgürce yaşayan bir halka sonradan bir soykırım dayatılıyor. Bu soykırım sonrası inkar ve asimilasyon ile karşı karşıya kalınıyor. Dêrsim her ne kadar ahlaki-politik özü, Alevi kültürü ve Kürt ulusal değerlerini özde yaşasa da çok yoğun bir şekilde devletin soykırım politikaları sonucu asimilasyonun en çok derinleştiği yerlerden biri haline geliyor.
Bir de tarihten gelen güçlü bir kadın gerçekliği var Dêrsim’de. Zarifelerde, Besêlerde Saralarda somutlaşan direnişçi bir kadın gerçekliği var. Buna karşı Dêrsim’de kadın ve gençlik üzerinde özel politikalar uygulanıyor. Gençliği uyuşturucu, madde bağımlısı yaparak kendi değerlerinden koparmaya çalışıyorlar. Direngen Dêrsim kadını, düşmanın eli eline değmesin diye kendini uçurumlardan atan kadın, şimdi fuhuşa sürükleniyor. Bunlar hepimizi zorlayan konulardır.
Bir Kürt ve Alevi olarak PKK içinde şunu gördüm. Bugün Alevilik adına, devrimcilik adına, bütün kimlikler adına bir mücadele yürütülüyorsa Önder Apo’nun felsefe ve mücadelesi sayesindedir. PKK’nin şehitleri sayesindedir. Dêrsim’in, bağrında yetişen, mücadele yürüten ve toprağa düşen binlerce kahraman şehidi vardır. O yüzden Dêrsim’in asıl sahipleri bu kahraman şehitlerdir. Dêrsim’in asıl sahipleri Besêler, Zarifeler, Zîlanlardır. Seyîd Rıza’dır, Sara arkadaştır. Sahiplenilecek bir kimlik varsa o da Sara arkadaşın, direngen Dêrsim kadının kimliğidir. Sara arkadaş alçakça bir katliamla katledildi. Bütün demokratik kesimlerin ve dünya kadınlarının sahiplendiği, devrimcilerin gurur kaynağı olan bu kadın geleneğine sahip çıkmak en çok Dêrsim kadının görevidir. O katliamcı güçlerden ancak böyle hesap sorulabilir. Eğer Dêrsim halkı kendi eliyle düzen partilerine oy verirse, bu katliamı kabullenmiş olmaktır.
Dêrsim CHP adıyla anılmayı haketmiyor
Gençlik de yönünü Dêrsim’in direnişçi, devrimci yönüne dönmelidir. Dêrsim’de katılıp savaşan ve şehit düşen o kadar genç arkadaşımız oldu. Bahoz, Leheng, Gabar arkadaşlar, yine Karadeniz dağlarında kahramanca savaşıp şehit düşen Seyîd Riza arkadaştır Dêrsim gençliğinin kimliği. Onlar düşmana teslim olmamak için son mermilerine kadar direnen arkadaşlardı. Dêrsim'e uygulanan asimilasyon ve inkar politikalarını asla kabul etmeyen, buna karşı mücadele eden arkadaşlardı. Dêrsim gençliği ve halkı da bu kahraman arkadaşların kimliklerine, şahadetlerine layık olmalıdır.
Dêrsim halkı devrimci bir halktır. Bu yüzden PKK’nin yürüttüğü devrimci halk savaşına öncülük edecek bir konuma gelmeli. Devrimcilik sadece duyguda, düşüncede kalmamalı ve pratik bir tavrı olmalı. Bütün eylemleri, sosyal, siyasal, ideolojik tercihleri bu şekilde olmalı. Önümüzdeki seçimlerde de tercihi devrimcilikten, özgürleşmekten yana yapmalı. Oylarını artık kendisine vermelidir.
CHP geleneği ortadan kalkmalıdır. Yıllarca CHP’ye oy verildi ve bunlar asimilasyon, soykırım politikaları, özel savaş yöntemleri olarak geri döndü. Dêrsim halkı bunu artık anlamıştır bence. Ama eyleme, tavıra dönüştürmede yetersiz kalınıyor. Artık CHP adıyla anılmayı Dêrsim halkı kendine layık görmemelidir. AKP’nin İslam adı altında yaptığı dincilik ne anlama geliyorsa, nasıl iktidarını güçlendiriyorsa CHP’nin de Alevilik politikaları ile yaptığı aynıdır. Aleviliğin özgürlükçü doğal, komünal yanını devlete bağlamak istemektedir. Buna dur demenin zamanı gelmiş geçmektedir. Bu politikalara karşı koymak Dêrsim halkına düşüyor. Dêrsim halkı zalimin zulmüne karşı koyan Alevilik felsefesi ile bu zulme dur diyecek ve Kürdistan’da buna öncülük yapacak durumdadır. Tarihsel gerçeğini ve rolünü, misyonunu unutmayarak bugün yapabileceklerini açığa çıkarmalıdır.
GÛLAN RÛKEN/BEHDÎNAN