Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kobanê’de açığa çıkardığı zafer ve ortaya koyduğu irade, özgür Kürdün bölge siyasetinin temel aktörü olduğunu, PKK’nin ve Önder Apo’nun dışlanarak bölgede herhangi bir gelişmeye yol açılamayacağını bir kez daha kanıtlamıştır. Türk ve İran sömürgeciliğinin, yine bölge gericiliği ve dünya sisteminin tüm çabalarına karşın DAİŞ eliyle halkımızın iradesini boğma ve PKK’yi teslim alma planları bozulmuştur. Bölge ve dünya halkları nezdinde büyük bir özgürlük mevzisi yaratılmıştır. Halkımızın geniş kesimlerinin olduğu kadar bölge demokratik güçlerinin de başarı ve zafer inancı gelişmiştir. Dünya demokrasi güçleri içinde her açıdan dikkatle izlenen, moral ve coşku alındığı kadar perspektif de alınan bir hareket düzeyine ulaşılmıştır. 

Bunun Şengal zaferi ve inşa çalışmasıyla tamamlanması durumunda Bakur'daki sürecin katlanarak gelişeceği ve dört parçadaki tüm halkımız için büyük gelişmeler ortaya çıkaracağı nettir. 

DAİŞ saldırıları eski şiddetini ve yoğunluğunu kaybetmekle birlikte Kerkük hattında sürmektedir. Bunun bir süre daha böyle devam edeceği ancak eski yoğunluğunu ve şiddetini yakalayamayacağı görülüyor. Kendisine destek veren ve yönlendiren güçler deşifre oldukça DAİŞ’in saldırı gücü kırılıyor. DAİŞ'in ilk başta yarattığı havadan eser kalmadı. Kürt özgürlük güçleri karşısında her cephede kırılıyor. Buna rağmen DAİŞ karşısında rehavete kapılmak da yanılgı olur. Arkasındaki güçler göz önüne getirildiğinde her an büyük tehlikelere yol açabilir. Kürdün boynuna dayanan kılıcı tutan eller tümden kırılabilmiş değildir. 


Ortak savunma kaçınılmazdır

Kürt halkını hedef alan DAİŞ karşısında öncelikle yapılması gereken ulusal birlik ve ortak savunmadır. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi'nin diğer Kürt güçleriyle en geniş ittifak temelinde bir savunma öngörmesi ve bu yönlü çabaları anlamlı ve sürdürülmesi gereken çabalardır. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu yaklaşımına karşı diğer Kürt güçlerinin tavrı hala resmi bir ortak savunma gücü oluşturmadan gerillayı ön cephede kendi askeri olarak savaştırma tarzındadır. Bunun ulusal savunmada ortaklık yaklaşımıyla ilgisi yoktur. DAİŞ’in hiçbir saldırısına karşı yeterli savunma geliştiremeyen bu güçlerde gerillayı ön cepheye sürme, iş bittikten sonra da “yerinize çekilin” deme mantığı işlemektedir. Bu yüzden de ne gereken katkı sunulmakta, ne bilgi ve istihbarat paylaşımına gidilmekte, ne de ortak planlama temelinde eyleme geçilebilmektedir. Bugüne kadar DAİŞ ile mücadele için Güney Kürdistan’a çeşitli ülkelerin gönderdiği silah ve cephaneden gerillaya tek bir fişek verilmemiştir. Gerillaya yabancı bir güç muamelesi yapılmaktadır. Gerilla güçlerinin hareket imkanı sınırlandırılmakta, mevzi değiştirmesi bile sorun haline gelmektedir. Bazı kesimler “ABD ve AB’nin terör örgütleri listesinde bulunan PKK ile ortak savunma gücü kurulamaz” türü görüşler dile getirmekte, KDP’ye bunu kullanma temelinde telkinlerde bulunmaktadır. KDP de ''Nasıl olsa böyle bir durum var, DAİŞ’e karşı ihtiyaç olduğu kadar ön cephelerde savaştırırız zamanı geldiğinde de çık git deriz bu yüzden bağlayıcı ilişkilere girmemeliyiz” fikriyle hareket etmektedir. Cephelerdeki pêşmerge güçleri “Gerilla olmadan biz savaşmayız” demesine ve gerillayla birlikte savaşmak istemesine rağmen yüksek siyaset katlarında ortak bir savunma gücünün oluşturulmasına yanaşılmamaktadır. 


Güney halkı gerillaya güveniyor 

Kürt Özgürlük Hareketi'nin Şengal’de Êzîdî Kürtlerin kendi öz yönetimlerine sahip olması gerektiğini dile getirmesi ve bu temelde bir meclisleşmeye gidilmesi KDP başta olmak üzere kimi Kürt güçlerinde tepkiye yol açmıştır. Bu yönlü epey de bir kara propaganda yürütülmektedir. Ancak tüm bu anti propaganda ve yalan furyasına karşın Güney halkı içinde Kürt Özgürlük Hareketi ve gerilla giderek prestij ve büyük bir sempati kazanmakta. Güney halkı DAİŞ'in saldırıları karşında en etkili savunmayı gerillanın yaptığının bilincinde. Gerillanın direnişi ve azmi güven ve umut veriyor. Bu yüzden Şengal üzerinden geliştirilen kara propagandanın halk içerisinde ciddi bir etkisi yok. Gerilla halk tarafından Güneyin gerçek savunma gücü olarak algılanmakta,  tüm yurtsever kesimler gerillanın varlığını, başarısını ve gerillaya güveni dile getirmektedir. 


KDP'nin önceliği Kürdistan'ın savunulması olmalı 

Kobanê zaferi tüm Kürdistan'da olduğu gibi Güney Kürdistan'da da büyük etki yarattı. Kobanê zaferi, Güney halkının Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve gerillaya güvenini derinleştirdi. Bunun gelişmesi en az ortak savunma gücü kadar anlamlıdır. Buna rağmen özellikle KDP yönetimi ve Barzani liderliği bu durumu DAİŞ tehlikesinden daha büyük bir tehlike olarak algılamakta. KDP yönetiminin öncelikli gündemi DAİŞ saldırganlığına karşı Kürtlerin savunmasını geliştirme ya da işgal altındaki Kürt topraklarını DAİŞ’den kurtarma ve bunun için de ortak savunmayı geliştirme olmalı. Ne yazık ki bunun yerine PKK’nin prestijini kırma, güney halkını PKK’ye karşı konumlandırma, uluslararası güçleri bu temelde arkasına alma yönündeki politikalara tanık oluyoruz. 

Kürt Özgürlük Hareketi adına Sayın Murat Karayılan ve KCK'nin  “Güçlerimizin varlığı tartışma konusu yapılmaya devam edilir, hakkındaki kara propagandalar sürdürülürse güçlerimizi güneyden çekebiliriz” yönündeki açıklaması karşısında KDP'nin tutumu da bu politikasını yansıtıyor. Federal Kürdistan Başkanı Barzani daha Sayın Karayılan’ın açıklamasının üzerinden 12 saat geçmeden “Biz Güney ve Kerkük topraklarını DAİŞ’e karşı savunuruz, başka güçlerin desteğine ihtiyacımız yoktur” yönlü bir değerlendirmede bulundu. Bu tamamen gerçek dışıdır ve gafletten de öteye bir durumu ifade etmektedir. Cephede bulunan herkes gerilla olmadan KDP'nin DAİŞ karşısında etkili bir direniş sergileyemediğini ifade ediyor. Pêşmerge eğer bir cephede gerilla varsa savaşmakta, gerilla savaşıyorsa yanında yer almakta, yoksa mevzilerini bırakıp çekilmektedir. Çünkü cephedeki pêşmergeler de öncelikle komutanları ve KDP yönetimine değil, gerilla gücüne, gerillanın savunmasına güveniyor. 


Gerillasız savunma olmaz 

DAİŞ’in birçok sorumlusu da Güney'de gerillanın dışında kendilerini durduracak hiçbir güç olmadığını ayan beyan dile getiriyor. Tüm askeri otoriteler ve Güney Kürdistan halkı gerillanın çekilmesi durumunda bu bölgenin katliamla karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Bunu en başta da pêşmergeler dile getiriyor. Gerillayla birlikte sonuna kadar direneceğini ancak iş KDP’ye kalırsa savaşmayacağını dile getiren yüzlerce pêşmerge var. Bu anlamıyla gerillasız bir güney savunması olabileceğini düşünmek gerçek dışıdır. Bu gerçeği öncelikle KDP yönetimi bilmesine rağmen, halkımızı ve kamuoyunu kendi politikalarına inandırmaya çalışıyor. 

Daha DAİŞ tehlikesi ortadan kalkmamışken, binlerce Kürt kadını DAİŞ’in esaretinde, köle gibi satılırken, neredeyse Güney kadar Kürdistan toprağı DAİŞ’in işgali altındayken KDP'nin mülkü saydığı topraklardan gerillayı nasıl çıkaracağının derdine düşmesi kabul edilemez. İktidar ve gücün bu gözükaralığına Kürt halkı da sessiz kalmaz. DAİŞ saldırıları Kerkük, Mexmûr, Şengal ve Güney Kürdistan'ın birçok bölgesinde devam ederken, Sayın Karayılan’ın açıklamalarına ulusal birlik ve ortak ulusal savunma çalışmalarını yoğunlaştırarak ve kendini ulusal birliğe yakınlaştırarak yanıt vermesi beklenen KDP yönetiminin ''gerillaya ihtiyaç yok'' demesi nasıl izah edilebilir? 

Ancak gerçeğin böyle olmadığı herkesçe biliniyor. Maksat, bu tür kirli politikalarla gerillayı güneyden çıkmaya zorlamak, ardından da ''bakın gerilla sizi bırakıp gitti'' diyerek kara propagandayı sürdürmektir. 


Yurtseverliğin ölçütü

KDP gerilla olmadan kendi güçlerinin DAİŞ karşısında etkili bir savunma yapamayacağını herkesten daha iyi bilmektedir. Gerillanın güney halkını DAİŞ karşısında kendi insafına bırakmayacağını herkes gibi KDP de bilmektedir. Fakat dert halkın güvenliği ve geleceği olmayınca ortaya bu biçimde akıllara durgunluk veren yaklaşımlar çıkabilmektedir.

Kürt Özgürlük Hareketi halkın güvenliğini halkın ortak savunma gücü eliyle daha örgütlü, daha planlı, daha sonuç alıcı kılmaya çalışır ve bunun için bedel öderken, KDP ve Barzani liderliğinin içine girdiği durum, Kürt halkı ve Kürdistan'ı savunmak, korumak değil, Güneydeki iktidarını ve düzeni koruma kaygısıdır. KDP ve Barzani liderliği de dahil tüm Güney tehlike altındayken ve KDP’nin bunu önleme gücü yokken gerillanın güneydeki varlığını tartışma konusu yapmak, PKK'ye yönelik bu politikaları uygulamaya koymak tehlikelidir.

Gerilla iktidar tesis etmek isteyen bir güç değildir. Halkın fedaisi, dört parça ve dünyanın her yerindeki Kürdün savunma gücüdür. Dört parçadaki halkımızın kendi iradesiyle, demokratik ve özgürlükçü, adil ve eşit yaşamını geliştirme dışında bir derdi yoktur. Güneydeki varlığı da bunun dışında bir amaç taşımamaktadır. Halkın sevgilisi olması bundandır.

Bu tür yaklaşımların içinde bulunduğumuz dönemde hiçbir değeri olmadığı gibi tüm Kürdistan için risklidir, tehlikelidir. Halkımızı ortak düşmana karşı birlikte savunmak esastır. Bunun için gereken sorumluluğu göstermek, çelişkileri bir tarafa bırakarak, ortaklıkları geliştirmek, yanlışta ısrar anlamına gelen tutumları terketmek değerlidir ve halkımızın beklentisi bu yönlüdür.

Avrupa başta olmak üzere tüm alanlardaki halkımızda Kobanê zaferiyle birlikte büyük bir moral ve coşku patlaması yaşanmaktadır. Ulusal birlik, ülkeye dönüş ve inşayı esas alarak Kürt halkının bu süreci başarıyla sonuçlandırması için çalışmak gerçek yurtseverliğin ölçütüdür. Buna her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır ve halkımızın kaderi bu temelde şekillenecektir. Direnişi böyle bir yaklaşımla geliştirdiğimizde halkımız, direnişin olduğu kadar, emekçi halkların ve alternatif sisteminin de öncüsü rolünü oynayacaktır.