15 Ağustos 1984 tarihi Diriliş Hamlesinin 33. yılına girdik. Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki 1984 yılından bu yana Ortadoğu'daki siyasal durumun doğrultusunu Kürdistan ve Türkiye'deki gelişmeler belirliyor. Hem Kürdistan'ın dört parçasını etkilemesi, bunun İran, Irak, Suriye’de etkide bulunması, hem de mücadelenin esas olarak yürütüldüğü Türkiye'nin bölge siyasetini etkileme düzeyi 15 Ağustos hamlesi ve sonuçlarının bölgesel düzeyde olmasını sağlamaktadır. 

Kuşkusuz 15 Ağustos geliştiği ve sonuçlarını verdiği için bu gelişmeler çok olağanüstü görülmüyor; neleri değiştirdi pek anlaşılmıyor. Eğer 15 Ağustos olmasaydı bugün Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu'nun çehresi ne olurdu, bu sorunun cevabı önemlidir. 15 Ağustos olmasaydı bugün durum ne olurdu, esas olarak bunu anlamak önemlidir. Bugün Kürdistan ne durumda olurdu, Ortadoğu'da neler olurdu, bu dönemi iyi takip eden tarihçiler ve siyasetçiler bunun cevabını daha iyi verebilir. 

Kesinlikle Kürdistan’ın dört parçasının kaderini tümden değiştirmiştir. Kuşkusuz Kürdistan'ın kaderinin köklü değişiminde Önder Apo’nun ve PKK'nin tarih sahnesine çıkışı belirleyici rol oynamıştır. PKK'nin çıkışı Kürdistan'ın ve Ortadoğu'nun kaderine yön vermiştir. Bir yönüyle Kürdistan'ın ve Ortadoğu'nun “kara kaderine” bir müdahale olmuştur. Bunu da en somut ve görünür biçimde 15 Ağustos yapmıştır. 

PKK tarih sahnesine çıktığı dönemde Başurê Kurdîstan liderliğindeki KDP ağır bir yenilgi yaşamış, tasfiye edilmişti. İran ile Irak 1975’te Cezayir’de anlaşınca KDP'nin Başurê Kurdîstan’da etkisi kalmamıştı. Tabii ki bu anlaşmanın bir parçası da Türkiye’ydi. Türkiye ile İran hem ABD'nin bulunduğu paktaydı, hem de onlar da kendi Kürtlerinin durumunu dikkate alarak bu anlaşmayla Başurê Kurdîstan’da bir askeri varlığa son vermiş oluyorlardı. İran ile Türkiye 1930 Ağrı direnişi sonrasında da anlaşıp bu direnişin bastırılmasını birlikte sağlamışlardı. Öyle ki, bir daha böyle şeyler olmasın diye sınır değişikliğine bile gitmişlerdi. İran sınırları içinde kalan Küçük Ağrı Türkiye'ye bırakılmıştı. 


Tarihi sonuçlar yaratan bir hamle

Şu bir gerçek ki, karşılıklı çok sert bir savaş içinde olmadıkları müddetçe Kürtleri sömürge altında tutan ülkeler ne kadar kavgalı, çatışma ve çekişme içinde olsalar da her zaman birbirlerini kollamaktadırlar. Tüm Kürtler bu gerçeği çok iyi bilmelidirler. Ancak zaman zaman Ortadoğu gerçeği ve uluslararası güçlerin politikası nedeniyle bu güçler arasındaki ilişkilerin yarattığı boşluklar olmakta ve böylece Kürtlere yönelik ortak politikalarında gevşemeler ve çatlaklıklar ortaya çıkmaktadır. İran İslam Devrimi sonrası İran ve Irak arasında 1980 yılında başlayan savaş da bunlardan biridir.

Kürt Özgürlük Hareketi başka etkenlerin yanında bu savaşın yarattığı boşluklardan da yararlanarak Önder Apo'nun önderliği, hatta dayatmasıyla İran, Irak ve Türkiye üçgeninde savaş hazırlıkları yapmış ve bu savaş hazırlıkları tasfiyeci bazı kişilik ve eğilimler tarafından geriye çekilmek istenmesine rağmen 15 Ağustos’ta büyük komutan Mahsum Korkmaz komutanlığında Eruh baskınıyla gerilla hamlesi başlatılmıştır. Belki bu hamleyi gerçekleştiren savaşçıların birçoğunun bile aklına getirmediği tarihi sonuçlar yaratan bir hamle olmuştur. Kara kaderi ya da Kürtler üzerinde yapılmış bir kara büyüyü bozan tarihi bir gerilla hamlesi olmuştur. PKK Kürtlüğün var olduğu ve Kürtlüğün en canlı olduğu Botan’da, yani Kürtlüğün merkezinde bir gerilla hamlesi başlatarak hem kara kaderini kırmış, hem de Kürtlüğü tarihte oluşmuş güzel değerleri temelinde yeniden yoğurmuştur. Birçok yönüyle yeniden yaratmıştır. 

1982 zindan direnişindeki onurlu duruş, en zor koşullarda direnip başarmanın tarzı olan 14 Temmuz ruhu 15 Ağustos hamlesinde somutlaşıp gerilla savaşına dönünce sadece Kürt’ün tarihi değil, bölge halklarının tarihi de değişmiştir. Kürdistan dağları özgürlük ve demokrasi ocağı haline gelerek ilk toplumsallığın ve insanlığın gerçekleştiği coğrafyada toplum ve insanlığın yeniden ayağa kalkma mücadelesi başlatılmıştır. Demokratik sosyalizm toplumsallığın ve insanlığın yaratıldığı coğrafyada en derin kökleriyle buluşturulmuştur. Nasıl ki tüm kutsal kitaplarda yer alan insanlığın kurtarıldığı yer olarak görülen coğrafyada Önder Apo'nun öncülüğünde yeni bir kutsal kurtuluş mücadelesi başlatılmıştır. PKK, insanlığın yeni Nuh’un gemisi rolünü oynayarak sadece Kürt’ü değil, tüm insanlığı kurtarma mücadelesi içine girmiştir. 


Ortadoğu'ya bir 

müdahale yapılmıştır

Emperyalizm ve işbirlikçileri yeni bir tufan olarak Ortadoğu'da başta Kürtler olmak üzere tüm halkları bitirme düzeni kurmuşlardır. Kürt bu tufan içinde boğulup yok olmanın eşiğine getirilmiştir. İşte tam da böyle bir ortamda Önder Apo ve PKK hem Kürt’ün tarihine, hem de Ortadoğu'ya bir müdahale yapmıştır. Bu yüzeysel bir müdahale değildir; tarihin en köklü devrimsel müdahalesi yapılmıştır. Önder Apo çubuğu tersine bükerek gerçeğin anlaşılmasını sağlamak açısından Kürt’ü bir kadavraya benzetmiş, hatta kendine ihanet ettirilmiş tek bir Kürt bırakılmamış diyerek bu devrimin nasıl köklü olması gerektiğini ortaya koymuştur. 

15 Ağustos böyle bir köklü devrimsel hamleyi ifade etmektedir. Önder Apo bunu esas olarak bir silahlı savaş olarak görmemiştir. Bu silahlı direniş ekseninde Kürt’ü köklü bir değişikliğe uğratmayı amaçlamıştır. En başta da kendine güveni kalmamış, iradesi olmayan Kürt’e öz güven kazandırarak her şeyi yapacağına inandırmak çok önemlidir. Kürtlerin tarih içinde oluşmuş tüm olumlu özelliklerini açığa çıkararak, olumsuz özelliklerini de üzerinden atarak yeni bir karakter kazandırmayı hedeflemiştir. 

Bu nedenle Önder Apo bu devrimin kültürel devrim, irade devrimi, özgüven devrimi, kendisinin her şeyi yapacağına inanan devrim yanını daha önemli görmüştür. Kürt bunu kazandığı takdirde özgür ve demokratik yaşamı mutlaka kazanacağını vurgulamıştır. Aslında Önder Apo kendi şahsında Kürt’ü yeniden şekillendirmeye yönelmiştir. Zaten kendinden başlayarak kişilik çözümlemelerini tüm yönetime, kadrolara ve halka yönelik yapması da bu amaçlıdır. PKK'nin de Kürt halkının da ancak böyle bir irade devrimini savaş içinde yapacağını, kendini savaş içinde güçlendirip şekillendireceğini görerek gerillayı sadece bir savaşçı durumundan çıkarıp yeni Kürt kişiliğinin özelliklerinin var edildiği bir toplum haline getirmeyi amaçlamıştır. Gerillayı sadece düşman mevzilerine yönelecek savaşçılar olarak gören komuta anlayışını şiddetle eleştirmiştir. Komutadan başlayarak gerillanın tümünü yeni toplumun mayası olarak ele almıştır. Bu nedenle gerilla ile çok özel ilgilenmiştir. Yeni Kürt kişiliğinin kaderini gerillaya yedirmek için çok çaba göstermiştir. Bu nedenle gerilla, komutan, yani PKK kadrosu yetiştirme çalışmalarıyla kadın özgürlük çalışmasını iki destansı çalışması olarak değerlendirmiştir. 

Gerillayı, gerilla örgütlenmesini bu nedenle esas PKK çalışması olarak ele almıştır. Tüm gerilla yapısını kadrolaştırma çabası yürütmüştür. Her gerillayı aynı zamanda öncü bir PKK kadrosu yapma çabası yürütmüştür. Eğer bugün gerilla Kürt halkında efsane bir güç ve toplum haline gelmişse, bunun nedeni Önder Apo'nun tüm gerillayı PKK’lileştirme ve öncü haline getirme çabasının sonucudur. Bu açıdan gerilla sadece askeri eylemleriyle değil, kişiliği ve yarattığı toplumsallığıyla bir toplumsal devrim gücü haline gelmiştir.


Egîd’in günlüğü ve ordulaşma

Komutan Mahsum Korkmaz’ın (Egîd) günlüğü aslında PKK gerçeğinin ordulaşma içinde nasıl pratikleştiğinin en somut ifadesidir. Eğer bugün hala gerilla yenilmez güç ise, bunu sağlatan gerillada somutlaştırılan PKK gerçeğidir. Eğer gerilla sadece asker gibi görülseydi, gerilla ordulaşması aynı zamanda bir PKK ordulaşması olarak ele alınmasaydı gerilla bugün fedai gücüne ulaşmazdı. Bu açıdan Önder Apo'nun parti çalışması yapması ve bunu gerillaya yedirmesi hem 15 Ağustos hamlesinin başarısında, hem de gerillanın bugüne kadar yeni başarılar elde ederek gelişmesinde belirleyici role sahiptir.

Orduda kadının etkin kılınması ve kadın ordulaşmasının sağlanması gerillanın yeni toplumsal şekillendirmedeki rolünü derinleştirilmesini ve kapsamlılaştırılmasını ifade etmektedir. Zaten bugün gerillanın kadın şahsında toplumsal devrimin öncü gücü haline gelmesi bu gerçeğin ifadesi olmaktadır. Kadın gerilla yeni kültür, yeni toplum ve yeni yaşamın sembolüdür. Tarihte hiçbir toplumsal kesim ve grup gerilladaki Kürt kadını kadar toplumsal devrim gücü haline gelmemiştir. Kuşkusuz bunun Önder Apo'nun çabalarıyla doğrudan bağı olduğu kadar, Önder Apo'nun da bu çabasına büyük bir temel olan ve moral güç veren bu toprakların kadınlar şahsında toplumsallığı ve insanlığı yaratmasıdır. Kürt kadınının bu devrimsel gücü, dönüştürme ve etkileme gücü, bu toprakların havası ve kültürünün derinliğinde bulunan kadın gerçeğidir. Kadın özgürlük devriminin bugün bu topraklarda gelişmesinin kesinlikle bu tarihsellikle bağı vardır. Kürt kadının, kadın gerillaların bu özgürlük devrimindeki rolü, öncülüğü gücünü kesinlikle bu köklerinden almaktadır. Bu gerçeklik görülmeden kadın gerillaların ve Kürt kadınının ortaya çıkardığı etki ve enerji anlaşılamaz.


15 Ağustos bir özgürlük ruhudur

15 Ağustos hamlesi bugün tüm Ortadoğu'yu etkileyen ve saran güce ulaşmıştır. Şengal’in özgürleştirilmesi, Kobanê Direnişi ve Minbiç’in özgürleştirilmesi 15 Ağustos ruhuyla, bu ruhun etkisiyle gerçekleşmektedir. 15 Ağustos bir özgürlük ruhudur. Bunu, önünde hiçbir gücün duramayacağı özgürlük ruhu ve tutkusu olarak da değerlendirmek gerekir. Şimdi bu ruhu herkes görmektedir.

Bugün Kürdistan'ın dört parçasında Kürt’ün kendine güven duymasını sağlayan ve tüm Kürtlere yeni ruh kazandıran kesinlikle 15 Ağustos ruhudur. Kürt bu ruh ile özgüven ve irade kazanmaktadır. Yüzyıllar boyu Türk, Arap ve Fars egemen güçleri tarafından iradesi kırılan Kürt yeniden dirilmekte, özgüven ve iradesini kazanmaktadır. Bunun değeri hiçbir şeyle değiştirilemez. PKK ve 15 Ağustos ruhunun başta Kürtler olmak üzere Ortadoğu'nun ezilen halklarına kazandırdığı bu değeri mitolojideki zalim tanrılar dışında hiç kimse inkar edemez. Öyle ki PKK karşıtı olan Kürt siyasi güçler bile yaratılan bu ruh ve onun gücüyle var olmakta ve varlıklarını sürdürmektedirler. PKK yok olsa bugün PKK'ye karşı olan Kürtler bile yok olup gider. İster kabul edilsin, ister edilmesin gerçeklik budur. 

15 Ağustos ruhu son bir yılda Bakurê Kurdîstan’ın birçok şehir ve kasabasında yeni bir aşamaya varmıştır. Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin ve Hezex’te gerillanın özgürlük tutkusu ve ruhunun nasıl yeni bir aşamaya vardırıldığı görülmüştür. Özyönetim direnişlerinin komutanları Çîyager, Berfîn, Xebatkar, Axîn ve Îslamların Mahsum Korkmazların ve Bêrîtanların özgürlük ruhu ve tutkusunu nasıl temsil ettiklerini herkes görmüştür. Sur’un büyük komutanı Çîyager’in “direnişimiz de, şehadetimiz de muhteşem olacak” sözü tarihe damgasını vuracaktır. Bu gerçeklik 15 Ağustos ruhu ve tutkusunun zaferinin sadece Kürdistan değil, tüm Ortadoğu'da muhteşem olacağını ortaya koymaktadır. Artık 15 Ağustos ruhu ve özgürlük tutkusu zaferin muhteşem olmasından başka bir düzey, Önder Apo'nun yarattığı özgürlük ruhu ve tutkusunun kabul edeceği düzey olamaz. 

15 Ağustos 1984 hamlesi Kürdistan, Türkiye ve tüm Ortadoğu'da öyle sonuçlar yaratmıştır ki, Ortadoğu'nun tarihi değişmiş, yeniden tarihine yakışır biçimde özgürlük, demokrasi ve toplumculuğun (yani sosyalizmin) merkezi coğrafyası haline gelmiştir. Artık bu ruhun önünde kimse duramaz, başta Kürdistan olmak üzere halkların özgürlüğünün önüne geçilemez.