Zagros dağlarının eteklerindeyiz. Buralarda sadece bir savaş yürütülmüyor. Aynı zamanda yeni bir yaşamın da temelleri atılıyor. Bu temel atılırken edebiyat, kültür-sanat çalışmaları da unutulmuyor.

Bu çabalardan biri de günlük tutmak. Günlük yazmak, gerilla için sadece bir edebi faaliyet değil aynı zamanda doğal bir kültür haline gelmiş. Yaşadıklarını, arayışlarını, özgürlük tutkularını yazıyorlar, kimi zaman da öfkelerini, zorluklarını... Yazdıklarının gelecekte okunacağını bilmek heyecanlandırıyor Onları. Günlüklerini bir umut heybesi olarak koyunlarında taşıyorlar. Günlüklerin içinde şiir, deneme, öykü vb. edebi türler de yer alıyor.
Bu konuyu yolumuza ilk çıkan gerilla grubuyla konuşmaya karar veriyoruz. Demli bir çay kıvamında üç kadın gerilla ile sohbet ediyoruz; Hilal Dolunay, Nergiz Soran ve Destan Rüstem.
Neden günlük yazıyorlar? Yazdıkları günlükleri ne yapıyorlar? Sorularımıza cevaplar aradık. Tekrar anladık ki buralarda yazmak bir direniş ve tarihselleştirme eylemi. Onlar sadece yaşadıkları günleri yazmıyor, dağlarda yaşanan özgürlüğe de dil oluyorlar. Ölüme, ayrılığa, uzaklığa inat yazıyorlar.

Tarihsel tutanaklar

Gerilla Hilal Dolunay, günlük yazmaya 1997 yılında başlamış. “Çünkü yaşanan gerilla günlerimin ifadesiz kalmasını istemedim. Bu dağlarda yazılan her sayfa, bana tarihten bir sayfa gibi geliyor. Kısacası duygularımız, dileklerimiz bilinsin, yaşasak-yaşamasak da sorun değil, niçin mücadele ettiğimiz bilinsin isteriz. Yağmurda, karda, savaşta, yaşamda, acıda, mutlulukta ne yaptık bilinsin istiyoruz. Ayrıca herkes merak ediyor, biz de aldığımız günlükleri tarihsel tutanaklar gibi insanlığa bırakıyoruz” diyor.
Günlük yazarken, ezilen halkların, Kürt halkının ya da kadının yazılmayan tarihini düşünüyor ve hüzünleniyor.

Unutmamak ve unutulmamak için

Dolunay, yaşadığı anları şiirsel bir dille yazmayı tercih ediyor. Günlüğünün adı ‘Kır Çiçeği.’ Yaşadığı anlarla birlikte iç hesaplaşmalarını, duygularını, dile getiremediklerini kaleme alıyor. Ona göre günlük salt ardından bırakacağı bir yadigar değil; “Yaşadığımız her günün yoldaşlıkla nasıl anlam bulduğunu gelecek nesillere aktarmak istiyoruz. Unutulmamak için, unutmamak için. Günlük yazmak bireysel bir eylem olsa da toplumsal yaşamın nasılını bulmak için yazıyorum. Biraz da güzellikler kaybolmasın, dağlar da yaşamımızın bir ifadesi olsun diye yazıyorum.”   

Günlüğün adı Umut

Nergiz Soran ise günlük yazma amacını “yaşamın her zaman canlı kalmasını sağlamak” olarak niteliyor: “Günlük bir nevi tarihi yazma anlamına geliyor çünkü günlerin toplamı tarihi oluşturuyor, doğa ile ilişkimi daha iyi takip edebiliyorum. Günlük mücadelemi, arayışlarımı daha iyi takip edip daha iyi sonuçlara gidebiliyorum. Aslında kişinin günlüğü kendi destanı gibi kalıyor.” Onun günlüğünün ismi ise Umut. Nedenini şöyle açıklıyor Soran: “Günlüğüm samimi bir arkadaşım gibi. Dağlarda yaşadığım yoldaşlıklar, doğa ile iç içe yaşamamız ve yaşam arzumun her zaman diri olması umudumu taze tutuyor bu yüzden umut...”

Yazmayı dağlarda öğrendi
Yazılan kimi günlükler kitap olarak basılıyor ya da eğitim materyali olarak işleniyor. Yaşamını yitiren arkadaşlarının günlüklerinden bahseden Soran, “Şehit arkadaşlarımın günlüklerini okuyunca çok duygulanıyorum. Çünkü fiziki olarak bizimle değiller ama ruhları bizimle. Onların yazdıklarını okuduğumda yanımızdalar gibi hissediyorum. O zaman anlıyorum ki, Onlar destanlarını da arkalarında bıraktılar” diye konuşuyor.  
Sohbet derinleştikçe önemli bir ayrıntı da ortaya çıkıyor. Soran, dağlarda okuma-yazmayı öğrenmiş. Bu yüzden Onun “Dağlar bana yazdırdı” sözünün birçok anlamı var: “Evet dağlarda okuma-yazma öğrenince günlük tutmaya başladım. Öncesinde her şey içimde birikiyordu. Dağlar bana yazdırdı. Günlük sayesinde sorgulamaların derinleşiyor. Şimdiye kadar dört defter yazdım, onları yanımda taşıyorum.”
Soran, özellikle gençlere günlük tutmaları ve kendi tarihlerini araştırmaları önerisi yapıyor; “Böylece yaşamlarına daha fazla anlam katabilirler. Toplumsallıklarını tahlil eden çalışmalar yapabilirler. Her Kürt genci yazıp toplumsallığına bir destan armağan edebilir.”                             

Kültür haline geldi

Günlüğüne ‘Yüreğimin dili’ diyerek hitap eden Destan Rüstem ise gerillada günlük tutmanın bir kültür haline geldiğini belirtiyor. Yaşamını yitiren gerillalardan Bêrîtan (Gülnaz Karataş), Halil Uysal, Sorxwîn (Özgür Kaya), Kadir Usta (Gayyaz Koyutürk) ve Mahir’in günlüklerini okuduğunu ve çok etkilendiğini belirten Rüstem, gerillaya gelir gelmez günlük tutmaya başlıyor. Rüstem, kadın gerillaların daha çok günlük tuttuğun kaydederek, “Çünkü kadının paylaşımı daha farklı, geleceğin kaygılarını daha fazla yaşıyor. Ayrıca kadınlar birbirini teşvik ediyor yazma konusunda” diye konuşuyor. Zira gerillalar, yazmaya teşvik amacıyla birbirlerine defter ve kalem hediye ediyorlar. Defterleri de kurutulmuş çiçeklerle süslüyorlar.

Edebi türler birarada

Günlüğü bir tarihi miras, tarihle bir bağ kurma arayışı olarak gördüğünü kaydeden Rüstem, şunları anlatıyor: “Gelecek nesillere bu yaşamı doğru anlatmak istiyorum. Nasıl yaşadık, nasıl mücadele ettik, nelere inandık, ne kazandık, ne kaybettik, bilinsin istiyorum. Ben ile sınırlı bir ilişki değil yazmak, büyük bir toplumsallıkla diyalog geliştiriyormuşum gibi yazıyorum. Duygularımız bize ait ama bizi mutlu eden şeyler toplumsal hususlardır. Özellikle tarihe mal olmasını istediğim bir konu varsa mutlaka not düşerim. Genelde yoğunlaşmalarımı edebi bir şekilde ifade ediyorum. Günlük bir dert ortağı değil, bir yorum, bir çözümleme, bir iç diyalog ve yoğunlaşma ortağıdır. Gördüğümüz bir su, kuş, ay ışığı, yürüyüş ilham verip yazmamıza vesile olabiliyor.” Rüstem, günlük defterlerine şiir, öykü, denemelerini de yazdıklarını dile getiriyor.


MEDYA DOZ/BEHDİNAN