Şu sırada “28 Şubat” yakıştırmalarını yapanlar, bazı olgulara da dayanıyorlar; örneğin Ergenekon sanıklarının Gezi İsyanına “sahip çıkma” amaçlı “ortak mektubu” ya da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” avezeleriyle ortalığa dökülenlerin gürültüsü, bu 28 Şubat laflarını destekler gibi görünüyor…
Bu uydurulmuş bir “tehlikedir”. Ne “mektupçu paşalar”, ne onlarla mektuplaşan “Mustafa Kemalin askerlerinin paşası” Türkiye’de darbe marbe yapamaz.
Nereden biliyorsun diye sorarsanız, şöyle bir yanıt verebilirim: Çünkü 12 Eylül’den sonra, özellikle Şemdinli kırlarındaki “ilk kurşundan” beri darbe yapamadılar. “Yapar gibi yaptılar” ama yapamadılar. “Yapar gibi yaparak korkutmaya çalıştılar.” Nitekim 28 Şubat’ta “korkuttular”. Hükümeti “darbe yapmadan” yıktılar. Ama sonrasını getiremediler. Meşhur “Nisan Muhtırası” ve onun arkasındaki “Balyoz” planları, senaryoları, son “korkutma” numaraları sökmedi.
Neden?
Generaller neden “Nisan Muhtırası”nın gereğini yapamadı? AKP’den mi korktular? AKP’nin kurucularını 28 Şubat’ta korkutan ordu, AKP’den korkmadı. Bu partinin 28 Şubat korkusuyla kurulduğunu bildikleri için korkmadı.
O halde neden darbe yapamadılar, “Nisan Muhtırası”nı neden eylemli olarak sürdüremediler?
Çünkü, hem onlar, hem de ABD’nin “yeni conları”, böyle bir darbeye karşı Kürt halkının yürüttüğü savaşın en büyük engel olduğunu gördüler. Bir darbe durumunda, milyonlarca Müslüman Türk’ün Kürt halkıyla birleşeceğini anladılar. Ülkeyi iç savaşta bir arada tutamayacaklarını gördüler. Ödleri patladı. Darbe yapamadılar.
Yine yapamazlar.
AKP’nin Gezi Parkı isyanına karşı yürüttüğü “28 Şubat” demagojisi boş bir demagojidir.
O halde soralım:
Başbakan’a karşı başlayan hareketin arkasında “beyaz kuvvet” arayanlar, “darbe” korkusu yayanlar, “evlerinde zapt edilemez halde” olduğu söylenen AKP seçmenini neden kışkırtıyor?
Çünkü bunlar, kendi seçmenlerinden şüphe eder olmuşlardır.
Oysa AKP’nin yapması gereken Başbakan’ı durdurmaktır. Çünkü Başbakan, rotayı şaşırmıştır. Muhalefet partileriyle tartışacağına, o muhalefetin “tabanı” sandığı, öyle gördüğü “bireylerle” kavga etmektedir. “Ayyaşlar” derken elbette bir parti olarak CHP’yi değil, şu anda Gezi Parkı‘nda bira şişeleriyle “TC” yazan insanları hedef almıştı. Emek Sineması’nın yıkımına direnenlere polis gücü kullanarak Gezi’deki sinemasever genci isyana kışkırtmıştı. “Kucağa oturma” filan diye zırvaladığı zaman, “sevgililer gününü” “alenen” kutlayan “aşıklara” küfretmişti. “Ecdadıma söz ettirmem” diye bağırdığında “Muhteşem Süleyman”ı izleyen “dizi müptelasını” itip, kakmıştı. Suriye’de mezhepçi politika izlediği sırada, 3. Köprüye “Ecdadım Yavuz” dediğinde neye uğradığını şaşıran Alevi yurttaşı karşısına almıştı.
Başbakan kendi eliyle, seçimlere doğru gittiğimiz şu dönemde, bizzat kendisinin ihtiyacı olan “istikrarı“, hem kendi seçmenlerinin arasında yarattığı “darbe, komplo, tehlike” huzursuzluğu ile, hem de kendisine oy vermeyen kitleyi isyana kışkırtan tutumuyla dinamitlemiş bulunuyor.
Ortadoğu’nun bugünkü konjonktüründe ve bu konjonktürde Kürt Özgürlük Hareketinin oynadığı rol düşünüldüğünde, ne “Erdoğan diktatörlüğüne” ne de “darbeye” imkan olmadığını bilmek gerekir. Daha şimdiden hem “darbe” bahanesi olarak, hem de AKP diktasına geçiş olarak, Başkanlık rejimi Gezi’de çöpe atıldı bile…
Ne Başbakan, ne de ordu, Türkiye’de bir kardeş kavgasını ve Türkiye’nin kaosa sürüklenerek parçalanmasını göze almadan demokrasiyi tümüyle ortadan kaldırmaya yeltenemez.
Türkiye’nin sigortası Kürt halkı, onun örgütlü güçleri ve bu güçlerle ittifak içindeki Türkiye sol hareketidir.
O halde ne yapmalı? Barışçı Gezi Parkı isyanını, barışçı Kürt isyanıyla kardeşleştirmeli… Yalnızca bu ittifak Türkiye’ye demokrasi getirir. AKP’yi sivil bir Anayasaya zorlayacak olan da budur; varsa ordu içindeki maceracıları darbe ateşine el uzatmaktan men edecek olan ittifak da budur.
Gezi demek Amed demektir, Amed demek de Gezi… İsyan, isyana benzer çünkü… Barışçıdır, özgürlükçüdür, eşitlikçidir, insancıldır…
Gezi Amed’dir Amed Gezi İsyan isyana benzer çünkü
Hükümet yanlısı medyada pek çok köşe yazarı, Gezi Parkı isyanını nesnel bir yaklaşımla ele almaya çalışırken, bazıları “yeni 28 Şubat” laflarıyla suları bulandırmaya ve ilk fırsatta Hükümeti, Gezi Parkı isyancılarından “intikam” almak üzere teşvik etmeye çalışıyor. Bunların en “militanı” Ahmet Kekeç adındaki Star yazarıdır. Bu adam, “aydın olma kompleksiyle” tutuşmuş, önüne gelene bulaşıyor. Perinçek’le filan değil, Ahmet Ümit’le, Ece Temelkuran’la, Banu Güven’le uğraşıyor. Bu isimler Sırrı Süreyya ile birlikte Gezi İsyanının ruhudur. Darbenin değil.