AKP demokratikleşme yönünde adımlar atmadığı, halkı dikkate almadığı sürece bu direnişin daha da büyüyeceği görülüyor. Zaten bu direnişe başından beri devrimci ve demokratik güçler öncülük etti, başlattı. Gezi Parkı'nda oluşturulan komünler, toplumun tüm kesimlerinin kendini özgürce ifade ettiği platformlar, bir lokma ekmeğini bile paylaşan ortaklaşma, demokratik ve özgür bir yaşamın ne anlama geldiğini herkese gösterdi. Gezi Parkı direnişi kendi sanatını, edebiyatını ve medyasını da yarattı.
Bu eylem, antidemokratik ve otoriter anlayışa karşı gerçekleştirilen demokratik ve meşru bir eylemdir. Bu nedenle eylemi sahiplenmek, içinde yer almak demokratik bir Türkiye'nin yaratılması için önem taşımaktadır. Yeni Türkiye'nin yaratılmasında dönüm noktası olabilecek direnişin içinde yer almak kadar meşru olan bir başka husus ise ulusalcı, milliyetçi ve faşist güçlerin böyle bir eylemi kullanmasına fırsat vermemektir. Bunun için de Kürt Halk Önderi Öcalan, "Türkiye’nin demokrat, devrimci, yurtsever ve ilericileri izin vermemelidir" diyor.
Kürt halkı devlet terörünü Kürdistan'daki savaştan çok iyi tanıyor. Zaten Gezi Parkı direnişi içinde yer alan sıradan insanlar bile, "bize bu kadar zulmü uygulayan devlet, Kürt halkına yıllardır neler yapmıştır" diyerek Kürtlerin yaşadıkları konusunda empati kurmaya başladı.
Demokratikleşme konusunda atılacak her adımın, yapılacak her eylemin, Kürt sorununun çözümüne katkı sağlayacağı tartışma götürmez bir gerçektir.
Gezi Parkı direnişi
Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve ülke geneline yayılan direniş 14. gününe girdi. AKP iktidarı ilk günden itibaren binlerce polisini sokaklara salarak, gaz bombaları, tazyikli su ve coplarla pervasızca saldırdı. Devlet terörü ile taleplerin önüne geçebileceği yanılgısına düştü. AKP iktidarının bu otoriter tavrı karşısında binleri, onbinleri, yüzbinleri buldu. Sokaklara çıkan milyonların tepkisi karşısında afallayan AKP iktidarı ne yapacağını bilemez bir duruma düştü.