İstanbul’daki Gezi Parkı olayı birden, ışık hızıyla dünyanın gündemine oturmuş durumda. Aslında bakarsanız, son dönemde İstanbul şehri tümüyle gündemde, üçüncü köprü ve havaalanı yapımı, yeni oteller ve eğlence merkezleri. Taksim meydanında bulunan tarihi mekanların tek tek yıkılıp (Emek Sineması) yerine kapitalist modernitenin gösterişli plazaların inşa projeleri, yine cami yapımı tartışmaları ve şimdiyse Gezi Parkının yerine iş merkezlerinin kurulması vs. Anlaşılıyor ki İstanbul’a yönelik büyük projeler ve yatırımlar yapılmaktadır. Tabi bunu en fazla üstlenen de kuşkusuz R.T.Erdoğan olurken, şöyle bir soru takılıyor; neden bir başka şehir değil de özellikle İstanbul üzerine bu kadar plan ve projeler çiziliyor. Acaba!  Erdoğan halen kendisini İstanbul’un belediye başkanı mı sanıyor?

Yıllardır toplumun sosyal, siyasal ve kültürel mekanları olarak bilinen tarihi anlamı açısından yüksek olan Taksim’e karşı bilinçli olarak yürütülen bu politikaların altında kuşkusuz gelecek belediye seçimlerinin de bir etkisi olmaktadır. Tüm bu protestolar, devlet şiddet ve tutuklamalar, gerçekten doğayı, ağaçları, yeşillikleri korumak için mi gelişti-gelişiyor. Bizce işin içinde AKP ve başta Erdoğan’a yönelik tepki ve öfkeler var. Özellikle müzakere ile başlayan çözüm sürecini anlamayan anlamak istemeyen ve kabullenmeyen provokatör kesimler meydanı boş bulup içine daldılar. CHP ve MHP Erdoğan’ı nasıl teşir ederiz üzerinden eylemini yapmaktır. Bana göre, Bir diğeri de, 1 Mayıs mitinginin Taksim’de yasaklanmasının bir intikamı da olamaz mı?
İlk kez Türkiye’de her yere anında sıçrayan bir protesto eylemi gerçekleşiyor. Adeta Tunus’un sokaklarını andırıyor. Peki, ısrarla bu tarihi mekanların yıkılması için adeta mücadele veren Erdoğan’ın, tarihi değerlere yaklaşımın da ciddi bir sakatlık olduğunu görmemezlikten de gelemeyiz. Erdoğan’ın, toplum açısından manevi değeri olan, tarihi alanları yok etmesinin altında kuşkusuz kendi iktidarının saltanatını yerleştirme çabaları vardır. Taksim’den başlayarak İstanbul’un tümünü yeni camiler, köprüler, gökdelenler, havaalanı vs. yapılar inşa ederek, tarihe 'Firavun Erdoğan' olarak geçirme çabasındadır.
Bir zamanların taşı-toprağı altın İstanbul’da, artık ne taş, ne, toprak, ne de yeşil alan bırakılmış her yer bir beton yığını haline gelmiştir. Devletin bir avuç toprak veya bir metre karelik yeşil alana dahi -Gezi Parkında olduğu gibi- artık tahammülü kalmamıştır. Kısacası devlet, özelde kapitalist sistem ekoloji düşmanlığını bu olaylarla su üstüne çıkarmış, maskesi bir kez daha düşmüştür. Bu anlamıyla, kitlenin Gezi Parkını kurtarma eylemleri çok anlamlı ve değerlidir. Demek ki toplum duygu, düşünce ve enerji potansiyelini ortak ruhta birleştirdiğinde aşamayacağı engel, kazanamayacağı mücadele yoktur. Bu konuda yeter ki örgütlü, tutarlı ve inançlı olsun o zaman mutlaka zafer, kazanan halkların olacaktır.