Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve ülkenin birçok yerine yayılan eylemlerde günlerdir halkın büyük bir çoğunluğu ayakta…

İstanbul Taksim Meydanı'nda kalan son yeşil alanın "Topçu Kışlası" adı altında alışveriş merkezi yapılmasını önlemek isteyenlere yönelik polisin saldırısı büyük direnişi ateşledi… Polis terörüne halk ciddi bir tepki göstererek, Erdoğan'ın iddialarının aksine, Taksim düzenlemesi konusunda daha ilk duyulduğu günden bu yana toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükselmiş, birçok kurum bu düzenlenmenin yanlışlıklarına işaret etmiştir. Ancak itirazlar karşısında merkezi iktidarın ve yerel yöneticilerin kulakları tıkalı, dilleri lal, gözleri kör olmuştur.
Katılımcılık, demokrasi, halkın yaşam ve kent alanları üzerinde söz ve karar hakkını görmezden gelen, "ben ne yaparsam doğrudur ve kimse itiraz edemez" zihniyetiyle davranan bir hükümet karşısında insanlar taleplerini daha yüksek sesle, sokaklarda ve en meşru biçimde dile getirmişlerdir.
Göstericilerin sığındığı camiye ve evlerin içine kadar gaz atılması, göstericilerin tedavilerinin yapıldığı yerlerin basılması ve gazlanması öldürmeye teşebbüs olduğunun açık göstergesiydi. Nitekim de iki genç hayatını kaybetti, yüzlerce de yaralı var. Erdoğan'ın "Tencere, tava hep aynı hava" diyerek halkın demokratik tepkilerini küçümsemesi, evinde oturan yüzde 50 seçmen tehdidini kullanması çözüm değil, felaket senaryosudur.
Ben bu satırları yazdığım sırada oturduğum mahalleden Erdoğan'ın tehdit olarak kullandığı yüzde 50 seçmenden yaklaşık 100 kişilik bir grup sokağa çıkmış "Allahu ekber" nidaları atarak, silahları ile havaya ateş açmaya başladı. Apartmanlarda oturan ve onları destekleyen diğerleri "Başbakana dil uzatanların dilini kopartırız, polise el kaldıranların elini kırarız" sözleri ile cevap verdiler. Sabahları "Günaydın" diyerek selamladığım insanların bu ırkçı tutumlarını görmek, bana Bosna-Hersek savaşını hatırlattı. Bir sabah en yakın komşusunu katleden adamı unutmak elbet mümkün değil. Erdoğan bu sözleri ile zaten halkların arasında uçurumları açmıştır.
Bir grup çevreci ve insan hakları savunucusunun başlattığı ve dalga dalga toplumun her kesimini içine aldığı eylem gösterdi ki toplumda ciddi kırılmalara, Erdoğan'ın ve hükümetin uygulamaları, dili ve yaklaşımı insanlarda tarifi zor bir öfkenin birikmesine neden olmuş, bir kıvılcım büyük bir öfke patlamasına yol açmıştır…
Tabi bu eylemlerin garipliği de ortada. Hiçbir koşulda yan yana gelmeyecek güçler aynı anda harekete geçti. Bunların başını da ulusalcılar çekiyor. Sırrı Süreyya Önder'in dediği gibi, "ambulansın arkasına takılan fırsatçı taksiciler" gibi ulusalcıların başını çeken CHP halkın bu direnişinden nemalanmaya başladı.
Gezi direnişi bir kez daha Türkiye'nin gerçek manada demokratikleşmesinin ne kadar zaruri olduğunu gösterdi. Çünkü bu gelişme kendi özgünlüğünde Türkiye'de bir ilkti. Kürt hareketinin dışında Türkiye'de, Türkiye'nin metropollerinde ilk kez bu kadar kapsamlı kitlesel bir direniş, kitlesel bir halk isyanı yaşanıyor. 12 Eylül sonrasından bu yana hiç tanık olmadığımız bir tabloydu yaşananlar. Ezilenlerin önemli bir bölümü halkların yanında safını tuttu. Ve Türkiye halkı Kürt halkını kısmi de olsa anlamaya başladı. Gördükleri polis terörünün yıllardır Kürdistan'da neler yaptığını az da olsa anlamaya, empati kurmaya başladılar. Eğer Gezi direnişine gösterilen duyarlılık Kürtlerin hak ve özgürlüklerine yönelik gösterilmezse işte o zaman Kürtler eylemin samimiyetine güvenmez, bu da Gezi direnişine yönelik anlamlı eylemin değerine kuşkulu yaklaşımlar ortaya çıkartır…
Bugün şüphesiz hepimize gereken demokratik bir rejimdir. Erdoğan artık diktatörlüğünü kanıtlamıştır. Irkçılık elbette ki ağır bir hastalık olmakla birlikte, tedavisi de pek mümkün değildir. AKP Hükümeti ve Bbaşbakan Erdoğan'ın okuyamadığı ve görmezden geldiği şu: Bu halk kendisine ve hükümetine neden bu kadar tepkili? Bu halk kendisine ve hükümetine neden bu kadar kuşkulu yaklaşmaktadır?  
Ezcümle, halka yönelik zulmün sorumluları hemen istifa etmeli, görevden alınmalı ve yargılanmalıdır. Hükümet, Taksim Gezi'deki tasarrufundan vazgeçtiğine ve konuyu halkla tartışacağına dair bir açıklama yapmalı, kentlerin kültürel varlıklarının korunmasına özen göstereceğini belirtmelidir. Taksim başta olmak üzere kentlerin meydanları üzerindeki her türlü toplantı ve gösteri yasakları kaldırılmalı, insan sağlığına zararlı ve öldürücü özellikler taşıyan kimyasal bir silah olan gaz bombası kullanımı yasaklanmalı ve tüm halkların talepleri dikkate alınmalıdır…