Gezi Parkı direnişi, AKP’nin merkeziyetçi, baskıcı ve antidemokratik siyasal yapısına ve politik söylemlerine karşıydı. Bu doğru. Ancak, varlık gerekçelerini AKP’nin kronik karşıtlığına bağlayan, sistemi demokratikleştirmek yerine AKP’yi yıkarak kendi hegemonyasını yaratmak ve yine mevcut iktidar bloku içinde kendisini sağlama almak isteyen iki temel siyaset vardı. Bunlardan birincisi CHP’den başlayarak MHP’nin ırkçılığını kapsayan ve İşçi Partisi ile ortaklaşan bazı reel sosyalist siyasetlerdir. Ergenekoncu devletin genarellerini, ulusalcı ve Kürt karşıtı siyaseti yeniden devletin merkezine koymak isteyen bu siyasetin bileşenleri Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye’ye yayılan eylemleri kendi istediği gibi okudu ve hedefleri doğrultusunda da biçimlendirmek istedi. Ancak bu siyasal cephe doğası gereği “red/inkar ve baskıcı devlete özlem duyduğu için halk eylemlerine öncülük ve önderlik edemedi.
Kaba gürültü çıkararak, kemalist imge ve simgelerle propaganda yapmakla yetindi. Kaba bir AKP karşıtlığını içeren siyaset tarzı kendisi AKP yerine geçerse daha da baskıcı ve totaliter yapıya kavuşmasından kuşku duyamayacağımız bir yapı. Yani Türkçü, Kürt, Ermeni, Rum ve Alevi karşıtı bir karakteri vardır. Dolayısıyla da bu siyaset zaten halka öncülük ve önderlik yapamaz. Çünkü bu yapının karakteri darbecilik, jakobenlik ve tekçi mevcut Türk ulus-devletinin inşaa ettiği ve sistemin mezhebi olan sosyal demokrasi/ulusal kurtuluşçu ve reel sosyalistlerden oluşmaktadır. Bu nedenle de CHP/MHP/İP arasında sıkışan bu siyasetlerin ne kendileri için ne de halk için bir gelecek oluşturması mümkün değildir. Tarih bu tür siyasetlerin müthiş başarısızlık öyküleri ile doludur.
Gezi Parkı direnişi ile ikinci bir çıkar siyaseti daha kendisini dışavurdu. Bu siyaset ise sokaktaki halkın demokratik ve özgürlük taleplerini kendi çıkarı için kullanan ve şu anki AKP iktidar blokunun ortağı olan bir tarafı ifade ediyor. Bu güç “cemaat, camia ya da hizmet” sektörü olarak kendisini örgütleyen yapıdır. Kendisini devletin yeni “sahibi” olarak görüyor. Aslında mevcut iktidarın da ortağıdır. Ancak çıkarları çeliştiği için örtülü bir AKP karşıtlığı ile kendisini sürdürüyor. Zaten sokakta halkın yanında değil, halka saldıran polisin içindeydi!..
Egemen olduğu polis/yargı/medya ve devlet bürokrasisindeki konumlanışı ile AKP’ye karşıtlığını, AKP’den almak istediğini bu dönemde hayata geçirdi. Bu yapı polisi halka karşı müthiş kışkırtarak şiddeti boyutlandırdı, AKP’den istediğini alma, Kürt Sorununun demokratik çözümünü hazmetmediği için kaosu derinleştirerek ortaya çıkan çözüm iradesini zayıflatmak için elinden gediği kadar inceltilmiş provokasyonlara girişti. Bir hafta içinde üç-dört açıklama ile Fethullah Gülen gelişmelere kendisince yön vermeye girişti. Bu cephe iktidar içinde olup, toplumsal muhalefeti kendisini güçlendirmek için kullanmayı hedefledi. Ancak hedefine varabilmesi şimdilik hiç mümkün görünmüyor. Çünkü iktidar ile gel-gitli çıkar birliği birbirlerine karşı yeni operasyonel hareketleri içermektedir.
Yukarıdaki iki siyasi cephenin tabii ki küresel siyasal güç dengeleri ile de bir şekilde ilişkisi var. Örneği klasik kemalist ergenekoncu yapının Rusya-Çin-İran cephesini savundukları, bunun karşısında cemaatin neocon ABD-İsrail ve kısmen AB lobileri ile ilişkileri olduklarını, içine girdikleri ilişkiler bağlamında rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Bu iki gücün ortaklaştığı nokta devleti demokratik ve özgürlükçü kılmak olmadığı gibi; devleti ele geçirip klasik tekçi/totaliter statükoyu sürdürmeyi hedefledikleri de yine açıkça görülebilir.
Gezi Parkı’nda üçüncü bir seçenek olarak halkın gerçekten demokratik, özgürlükçü, komünal adalet ve eşitlik talebini içeren bir bileşim daha vardı. Bu bileşim radikal demokratik taleplerini sokaktaki herkesle ortaklaştırabilen ancak bunu örgüte ve öncülüğe dönüştüremediği için sonuç alamamaktadır. Oysa bu siyasal bileşim kadınları, çevrecileri, gençleri, işsizleri, futbol taraftarlarını, Kürtleri, Alevileri, devrimcileri, sanatçıları, emek örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını içeren bir zenginliktedir. Bunların ortak örgütlenmesi gerçekleşmeden, asgari birlikteliği gelişmeden yapacakları her çıkış ya statükoyu savunan güçlerin yedeğine ye de iktidarı bloku içindeki güçlerin kendilerini güçlendirmesine yarayacaktır.
Gözlerinizi kapatın ve Gezi Parkı’ndaki müthiş halk direnişinden siyasal ve örgütsel olarak ortaya çıkanı lütfen bir düşününüz! Şimdiye kadar ortaya çıkan sonuçlar halkların örgütlü gücüne dönüşmezse kimlerin lehine olacaktır?
Gezi Parkı ve sistemin mezhebi oluşumlar
Taksim Gezi Parkı’ndaki halk direnişi Türkiye siyasal hareketleri tarafından dersler çıkarılırsa önemli sonuçlar içeriyor. En baştan şunu belirtmekte fayda var; Gezi Parkı ile başlayan ve günlerdir tüm Türkiye’ye yayılan, dünyanın gündemi olan halk eylemlerinin demokratik karakteri, müthiş bir sol-demokratik potansiyel taşıdığını görmek gerekiyor. İkinci önemli nokta da halkların özgürlük bilincini hatırlama anı olarak Gezi Parkı devlet ve iktidarın sistem politikalarına karşı halk seçeneğini daha da görünür kıldı. Ancak bu iki temel esası görmekle beraber, halkın devrimci-demokratik dönüştürücü potansiyeli üzerine inşaa edilen farklı siyasal amaçları da iyi analiz etmek durumundayız.