İsviçre Gündemi


İstanbul Gezi Parkı’nın neden olduğu olayların Avrupa’daki iz düşümleri hayli düşündürücü. İsviçre’de İstanbul’daki direnişi destekleyen iki yürüyüş yapıldı. Biri Zürich’de diğeri Basel’de. Basel’de Kürtler de alandaydı. Dikkatliydiler ve özenle bir provokasyona gelmeme eğilimindeydiler. Sabırlarını uzun süre korudular. Ama bir grup Türk 10.yıl marşı eşliğinde Kürt gençlerine sataşınca, ağızlarının payını alarak meydandan kovuldular. Yani AKP iktidarına karşı mücadele ettiklerini söylediklerinde bile, Kürt düşmanlığını öncelikleri haline getirdiler.
Zürich eylemi kalabalıktı ama kimliksizdi. Burada Kürtler eyleme katılmadı. Hiç bir zaman yan yana gelemeyeceklerini haykıranlar yan yana gelmişti. Adını sıralamak istemediğimiz sol örgütler, CHP’liler, Aydınlık çevresi vs. birlikte yürüdüler. Bir yandan ırkçı 10.yıl marşı, diğer yanında Devrim marşları. Kimi örgütlere yönelttiğimiz “Evet İstanbul olaylarında halkın, çevrecilerin, solun yanında olmak gerekir, şiddeti lanetlemek gerekir ama bu adamlarla birlikte olmak zorunda mısınız?
İstanbul’da iktidarın yoğun saldırıları altında bu sorulara belki kimi yanıtlar verilebilir, ama burada ırkçılarla yürümeyi nasıl izah ediyorsunuz sorularımıza, biraz mahçup, biraz çaresiz verilen “haklısınız ama…”lar, içine düşülen açmazın, dolduruşa gelen politikanın ve hesapsız fırsatçılığın karelerinden örnekler sundu.
Bunlar bir yana. Kürt cephesinde de olaylar dikkatle izlendi. Avrupa’da da kimi alanlarda Kürtler halka yönelik şİddetin hem hesabını sordular, hem de direnişin asıl sahiplerini desteklediler. Gazi Parkı’nın yıkımında imzası bulunan CHP’nin siyasi fırsatçılığı kimseyi aldatmasın. İstanbul direnişi iktidarın biat etme, sindirme politikalarına karşı kitlesel bir karşı koyuştur. İktidarın şiddetine karşı kitlelerin örgütlenmesidir. Elbette Kürt cephesinde değil parklar, Kürdistan’da köyler boşaltılırken, Roboskî vb. katliamlar yapılırken, onbinlerce insan faili belli cinayetlere kurban edilirken, Kürt coğrafyası yakılıp yıkılırken, oluk oluk kan akarken bu hassasiyetleriniz nerdeydi? diye sonuna kadar sorma hakkı vardır. Ama bu haklı direnişlere destek vermeme eğilimlerine yol açmamalıdır.
CHP’nin fırsatçılığı, olayları oya dönüştürme, iktidarı yıpratma çabalarına aldanmamak gerekir. AKP iktidarıyla en fazla mücadele eden Kürt tarafı olmuştur. Kürt tarafı bu mücadelede AKP karşısında yalnız bırakılmıştır. Bugün de AKP’ye karşı en ciddi muhalefet Kürt tarafıdır ve bu önümüzdeki günlerde daha da hissedilecektir. İktidar da olayları CHP’ye bilinçli bir şekilde mal ederek kitlelerin hoşnutsuzluğunu gizlemeye çalışmıştır. Radikal sol, kitle örgütleri vb. olmadan Türkiye’de kitlelerin polisle çatışamayacağını hepimiz bilmekteyiz. CHP halka değil, iktidara oynayan bir partidir. Kürdistan’daki vahşetin, cezaevi ve Alevi katliamlarının sorumlusu CHP’nin bu direnişlere sahip çıkması engellenmeli ve saflara alınmamalıdır.
Bu direniş on yıllar boyu büyük bedeller ödeyen bir geleneğin haykırışıdır. Burada ırkçılara, şovenizme yol verilerek, bu gelenek kirletilmemelidir. CHP’ye gösterilen hoşgörünün, onu AKP’nin alternatifi olarak güçlendireceği unutulmamalıdır. CHP ve ırkçılar saflardan uzak tutularak, gerçek muhalefetin demokratik-sol güçler olduğu hissetirilmelidir.