İki yıl önce 30 Mayıs gecesi zabıta ve polis saldırıp Gezipark direnişçilerini zor kullanarak atınca, 31 Mayıs öğle saatlerinde Taksim’de yaklaşık 5000 kişiyle toplanarak direnmeye başladık.

Polis gaz bombalarıyla bizi dağıtmaya, hangi anda karar verdi? 

Sanıyorum Çarşı Grubu’nun ajitatörüydü; el hareketiyle ampül söndürme işareti yapıyor, ajitatif beden ve el hareketleriyle “Ampül Tayyip” sloganı attırıyordu. Gençler dövizlere yazıp, arabalara şöyle seslendiler: “Korna çalarak destek ver”. Arabalar korna çalıp destek verdiği anda, polis koku alan köpek hassasiyetiyle, eylemin büyüyeceğini anladı. Gaz bombalarıyla saldırdı.

Akşam eylem yeniden başladı ve polisin Taksim’e sokmamak için gaz bombalarıyla yaptığı vahşi saldırılara, binler kahramanca direnişle yanıt verdi. Bu direniş onbinleri geçip yüzbinleri bulunca, Erdoğan’ın polisi halk gücü karşısında dayanamadı, yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı.

Yüzbinlerin Taksim 1 Mayıs alanını zaptı muhteşemdi. 

Hemen tüm kentlerde toplam olarak milyonların alanları ele geçirişi muhteşemdi. 

Bir devrim coşkusu vardı. Devrim adeta gözkırptı.

İlk günün akşamı Samsun’a HDK paneli için gitmiştim. Ertesi gün Samsun’da binler eylem alanında toplanınca, Taksim’e bağlanıp durumu sorduğumuzda, konuşan Alp yoldaş alanın ruhunu sözüne doğallığı içinde yansıttı: “1,5 milyon insan var, burada devrim oluyor yoldaşlar!” 

Pratiğin pratik dille ifadesiydi.

Apolitiklikle kitleleri kazanacağı yanılgısı taşıyanlar, pankartların AKM’ne asılmasına ve parti çadırlarının kurulmasına karşı çıkmışlardı. Polisle kavga edilmesine de...

Hayat başkaydı. Devrimci girişkenlik kendisini hemen gösterdi. ESP, polisle çatışmadaki girişkenliğini parti çadırı açmada da gösterdi. Diğer devrimci partiler de çadırları çok geçmeden açtılar, 1 Mayıs Alanı’nın ortasına. Deneysiz genç kitle karşı çıktığı polisle çatışmanın zorunluluğunu çok geçmeden anlayacaktı. Barikatta dövüşen devrimci partilerin arkasında dövüşe katıldı.

Erdoğan’ın polis terörüne karşı kavgada, biz yaşlı devrimcilere göre genç yoldaşlar, Taksim’de, semtlerde, Antakya’da, Ankara’da, ölçü kabul etmez farklılıkla, çok cesurca dövüştüler. Onlara yeniden bin selam.

Yoksul semtlerde Alevi halkımız büyük kitleler halinde ayağa kalktı. 

Laik ve Alevi kitlelerin başat rol oynadığı başkaldırıydı.

Kitlenin önemli bölümünde Kürtlere karşı şartlanmanın etkisi vardı. Eylem içinde kırılıyor, bilinç hızla değişiyordu. Yeniden Taksim’i ele geçirme denemelerinde yüzbinlik kitlenin “Diren Lice Taksim Seninle” şiarı yalnızca yeri göğü inletmekle kalmadı. Kitlenin şovenizme vurduğu görkemli yumruktu. Taksim kitlenin elindeyken yapılan 1 milyonluk miting de biz enternasyonalistlerin hegemonyası, mitingi bozmak isteyip ayrılan birkaç bin Perinçekçiyi yüzbinlerin yalnız bırakması şovenizme karşı mücadelenin zafer işaretleriydi. 

Erdoğan’ın polis terörü 7 canımızı aramızdan aldı. “İyi polis” rolüne soyunan Arınç bile “askeri devreye sokarız” tehditinden geri durmadı. 

Saldırılar karşısında direne direne geri çekildik. 

Forumlarla başkaldırının örgütlerini kurmaya çalıştık.

Başkaldırıya, akşam işten çıkıp gelen işçiler katılıyor sabah işe gidiyorlardı. Ama fabrikaların işçileri, sendikalı işçiler büyük oranda başkaldırıda yer alamadılar. Grev hareketi, DİSK ve KESK’in çağrısına rağmen emekçi kamu çalışanları arasında KESK’in üyelerinde tuttu. Fakat DİSK üyesi işçiler bunu başaramadılar. Fabrika ve işyerlerinde destek bildirisi okumayı başardılar.

Bu, işçi sınıfının bugüne gelen süreçteki mücadele ve örgütlülük zayıflığının bir sonucuydu. Ama aynı zamanda devrimcilerin işçiler arasında örgütsüzlüğünün de!..

Şimdi metal işçilerinin Bursa’dan başlattığı, gangster sendika Türk Metal’e isyan hareketi var. Büyük olasılıkla Türk Metal’i artık silecek, metal işçilerinin tarihinde yeni bir sayfa başlatacak.

Erdoğan Gezi başkaldırısına karşı kitle desteğini korumayı başardı. Fakat bu durum moral bozmamalı. Çünkü örgütsüz kitleler, yeniden yeniden defalarca ve değişik biçimlerde ayağa kalkarak, kimi zaman sayısız tekil direnişleri yaygınlaştırarak, kimi zaman toplu başkaldırıları yineleyerek, mücadele içinde eğitilecekler.

Dolayısıyla, Gezi’deki kitle eğer geçen süreçte, seçimlere yönelip CHP’nin arkasına bağlanmışsa, bilinç ve örgütsüzlüğün bir devrimci hamlede değil çok sayıdaki devrimci hamlede değiştirileceği gerçeğindendir. Yanı sıra geniş kitlelerin seçime ilgisi varolduğu sürece, seçim alanında da, kitlelerin etrafında toplanacağı antifaşist, devrimci, demokrat bir odak yaratmanın zorunluluğunu yeniden kanıtlıyor. Bu aynı zamanda kitleleri ayağa kalkmaya hazırlamanın görevlerinden biridir. 

Seçim alanındaki odak, bugün HDP etrafındaki ittifaktır. Eylemi değil lafazanlığı çok olan bazıları, “Gezi’de HDP yoktu” çamuruyla sonuç almaya yelteniyor. Gezi’de en çok bedel ödeyen ESP, SDP, Halkevleri, Partizan, SODAP’ın ve diğerlerinin, HDP’de ve HDP etrafındaki ittifakta olması gerçeği bile onların yalanlarını çürütmeye yetiyor. 

Seçimlerde son haftalık viraja girdik. Nefes nefese kitle çalışmasıyla son ana kadar çalışarak, HDP’ye barajı aşacak zaferi kazandıralım. Halklarımıza da Erdoğan’a karşı bir zafer armağan edelim.

HDP’yle kazanacağımız daha geniş kitle desteği, işçi hareketindeki canlanmayla birleşerek, yeni Geziler hazırlamanın basamağı olacaktır.